1. Haberler
  2. Haberler
  3. “Sarıkamış’tan Venlo’ya: Uzanan Bir Ömürlük Hizmet Hikâyesi

“Sarıkamış’tan Venlo’ya: Uzanan Bir Ömürlük Hizmet Hikâyesi

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Bizi PayPal Üzerinden Bağış Yaparak Destekle

Sarıkamış’tan Venlo’ya, işçi hakkından sosyal danışmanlığa: Bir adamın yaşam hikâyesi nasıl binlerce insanın rehberi oldu

Venlo, Nhaber.nl

Hollanda’da yaşayan Türkler arasında adı bir ışık gibi yıllar geçtikçe daha parlak hâle gelen Muhlis Ayboğan’ın hikâyesi, sadece bir kişinin kişisel mücadelesinin hikâyesi değildir. O, aynı zamanda bir diasporanın nasıl kökleştiğinin, nasıl ayakta kalıp ayaklarını yere bastığının tanığı ve mimarıdır.

Sarıkamış’ın Donmuş Dünyadasından

Destek Banner''

1944 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık bulutları Anadolu’nun üzerinde dolaşırken, Kars’ın Sarıkamış ilçesi Balıklı Köyü’nde bir çift evlâdını beklerken yoksulluk ve açlığın pençesindedir. Mustafa ve Darika Ayboğan’ın ilk çocuğu Muhlis, bu zor yıllarda dünyaya gözlerini açar. Sarıkamış kimi için kış turizmi ve kayak sporlarının simgesi, kimi için ise binlerce askerin donarak öldüğü acılı bir bellek.

Muhlis Ayboğan’ın çocukluğu bu soğuk coğrafyaya, bu zorluk dolu yıllarına mütevazı bir başlangıçtır. Babası Mustafa, Kırıkkale silah fabrikasında silah ustası olarak çalışmaktadır. Dört erkek üç kız kardeşin en büyüğü olan Muhlis, yoksulluğun içinde büyür. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Kars’ın Susuz ilçesindeki öğretmen okulunu kazanır. Öğretmenlik, o günün ülkesinde en saygın mesleklerdendir.

Muhlis Ayboğan da bu kutsal bildiği, gönül verdiği mesleğin yolundan yürümeye karar vermiştir.Ne var ki, kaderin yazısı farklıdır. 1964 yılında, öğretmen okulunun ikinci sınıfında, Muhlis Ayboğan’ın öğrenimini tamamlaması kütüktür. Neden, hangi sebepten dolayı bu yolu terk ettiğini o hiç detaylı anlatmaz. Belki de o günün Türkiye’sinde öğrenci olaylarının kalbinde bulunmaktır. Çünkü askerlik döneminde, Ankara’da, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde öğrenci olaylarını önlemek için görevlidir. O günlerin ünlü şarkıcısı Selda Bağcan, aynı dönemde bu üniversitede öğrenci iken Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda konser verirken Ayboğan tarafından görülür.68 kuşağı ve o dönemli olaylar hakkında çok konuşmasa da, genç Muhlis Ayboğan’ın siyasi bilinç düzeyi belli olur. Vatan borcunu yerine getiren o, çalışmak, kendi işini kurmak için taşı toprağı altın diye bilinen İstanbul’a gelir.

Anadolu’dan Avrupa’ya: Almanya Hayali, Hollanda Gerçeği

1968 yılında geldiği İstanbul’da iki yıl çeşitli işlerde çalıştıktan sonra tekstil sektöründe yönetici kadrosuna yükselir. Ancak Muhlis Ayboğan, patronun ağzından çıkan her sözü emir telaki eden bir yönetici değildir. Daha da önemlisi, o işçi temsilcisidir. İşçi temsilcisi olmak, demek işverenin tehdit listesinin başında yer almak demektir.

Fakat o yine de işçilerin daha refah, daha insanca yaşamaları için mücadele eder.İstanbul’da yaşaması dolayısı ile Almanya’da çalışan hemşehrilerim sık sık uğrarlar onun evine. Uzun tren yolculuğunun ardından dinlenirler, İstanbul’u gezarler. Bu Alamancı hemşehriler, yurttan gelen sıkıntıları görüp mücadelesine tanık olduktan sonra Muhlis’e derler ki: “Almanya tam senin yerin, neden sen de Almanya’ya gelmiyorsun? Orada insanlarımız birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyuyor. Fakat ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını bilmiyorlar.

108833

“Bu sözler Muhlis Ayboğan’ın yüreğini yakalayacak kadar etkilidir. 1974 yılında, çalıştığı fabrikanın greve gitmesi ile bir akşam eşi Zelihan’a Almanya’ya gitmek istediğini söyler.Yedi, sekiz ay Almanya’da çalışır. Henüz yasal oturma ve çalışma müsaadesi olmayan genç Muhlis’in kafasında gelecekle ilgili net bir plan yoktur. Ama akrabaları ve hemşehrileri sadece Almanya’da değildir.

Eşinin halasının çocuğu Sedrettin Ayrancı Den Haag’dadır. Sedrettin Bey, bir gün Ayboğan’ı Hollanda’ya davet eder. Çünkü Hollanda’da yasal oturma ve çalışma müsaadesi olmasa da iş bulması, çalışması daha mümkündür. Üstelik o günlerde Hollanda’da bir genel af söz konusudur. Hükümetin gündeminde ülkede bulunan kaçak işçilere oturma ve çalışma müsaadesi verilmesi vardır.Muhlis Ayboğan’ın Hollanda hakkında bilgisi, lisede öğrendiği coğrafi bilgilerle sınırlıdır. Adalet Divanı’nın bulunduğu bu ülke, Avrupa’nın demokrasi adası olarak bilinir. İnsan hak ve özgürlüklerinin bolca olduğu bir yer. Hollandalılar ise çalışkan, misafirperver insanlar.”Hollanda’ya gelişimle bu bilgilerimin doğru olduğuna şahit oldum,” der Ayboğan yıllar sonra.

108836

Venlo’da Kökler Salma

Hollanda’da yasal olarak çalışma ve oturma müsaadesini aldıktan sonra, Muhlis Ayboğan bunları düşünür: Den Haag çok kalabalıktır. Kendisi daha sakin bir yer arar. Almanya’da eş, dost, akrabalar vardır. Bir sınır kasabasında yaşamak, onlarla sık irtibat hâlinde olmak mantıklıdır. Bir cips fabrikasında iş bulur ve Venlo’ya taşınır. 1975 yılında.O yıllar Venlo’daki Türk nüfusunun nasıl değiştiğini Ayboğan çok iyi hatırlar: 1965’te otuz iki Türk vardı. 1970’de üç yüz elli. Kendi yerleştiği 1975 yılında bin kişi. Bir yıl sonra eşini ve çocuklarını getirtir.

108840

Hollanda’ya geldiği günden itibaren insanının sorunlarına karşı duyarlı olan Muhlis Ayboğan, çalışan her yerde işçi temsilciliğine seçilir. Çünkü işçilerin ortaktığı sorunları, yaşadığı eziyetleri gör ve hissetmektedir. Hollanda ve dünya gündemini yakından takip eden o, vatandaşlarının bir başka sorunla her gün karşılaştığını görür.

Örgütlenme kaçınılmaz hale gelmiştir.1975 yılından sonra ciddi örgütlenmeye başlayan Türk işçilerin içinde Muhlis de vardır. Nihat Karaman’ın genel başkanı olduğu Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği’ne (HTİB) kayıt olur. Venlo’da HTİB’in bir şubesini açar.

106979

Yirmi Beş Yıl: Çalışkanlığın Mirasını Bırakmak

1980’li yıllara geldiğinde Muhlis Ayboğan’ın düşüncesi değişmiştir. HTİB’nin Venlo şubesini kapatır. Çünkü Türkiye’deki sorunlar burada çok ilgilendirmez onu.

“Bu ülkede yaşıyorsak, önce burada ayaklarımızı sağlam yere basmalıydık,” der. Bizim burada Türkiye’deki görüşlerin uzantısı olmak gibi bir amacımız olamaz.1980 yılında Hollanda vatandaşlığına geçmesine karar verir. Ama Türk vatandaşlığını da korumak ister. O zamanlar böyle bir kanun olmadığından İç İşleri Bakanlığı’nda dosyası iki buçuk yıl bekler. Çifte vatandaşlık hakkını elde eder.

Çifte vatandaşlık, o için sadece bir belge değildir. “Hollanda vatandaşlığı çok önemli,” der. “Çünkü bununla birlikte kendimi ikinci sınıf vatandaş hissetmeyecek, bu ülkenin imkanlarından, demokratik ve sosyal haklarından Hollandalılar kadar faydalanabilecektim.

“Bir Hollanda gazetesine manşet olan sözü yıllardır anılır: “Türkiye anavatanım, Hollanda babavatanım.”Belki de o zamanlar çifte vatandaşlığa geçmesi yakınları tarafından bile yadırganır. Ama yirmi beş yıl sonra, bugün iki yüz binden fazla Türk bu haktan yararlanır. Muhlis Ayboğan öncü, yolcu olmuştur.Hollanda vatandaşlığını aldıktan sonra Eindhoven’da Sosyal Akademi’de eğitime başlar. Venlo’da resmi sosyal görevli olarak hizmet vermeye başlar. 1994 yılında cips fabrikasından ayrılır. Belediye tarafından Venlo Türk Sosyal Kültür Merkezi Vakfı’na sosyal görevli olarak atanır.

109490

Kalem ve Toplum Hizmeti: Yirmi Beş Yıl Işığı

Muhlis Ayboğan’ın Venlo’daki çalışmaları sadece sosyal ve kurumsal değildir. Aynı zamanda kalemle de hizmet verir. Uzun yıllar Hürriyet gazetesi Avrupa baskısında muhabirlik yaparak, Avrupa’daki Türk toplumunun sesini gazete sayfalarına taşır. Hollanda ve Avrupa’daki Türk işçilerin sorunları, yaşadıkları zorluklar, başarıları ve mücadelelerini yazarak kamuoyuna duyurur.Kalem ve sosyal çalışma, Muhlis Ayboğan için birlikte yürüyen iki silahtor. Biri yazılı basın aracılığı ile geniş kitleye ulaşırken, diğeri doğrudan insanların yüzüne bakar, elini tutar, sorunlarını dinler. Sabah Venlo’da bir aileyi ziyaret eder, öğleden sonra Hürriyet‘e yazı gönderir. Haftasonları sosyal merkezde ders verirken, akşamları gazeteci not defterine yazdıkları çevirdiği hayatları kayıt altına alır.Yirmi beş yıl sosyal danışmanlığın da süresi, gazeteciliğin de süresi. İki bağlam, bir kişi. Bu gazetecilk faaliyeti, sadece haber vermek değildir. O, Türk diasporasının tarihini kaydeden bir arşiv görevini de üstlenir. Gelecek nesil, bu yazılar sayesinde atalarının nasıl yaşadığını, ne mücadeleler verdiklerini, nasıl dayanıştıklarını öğrenecektir. Muhlis Ayboğan, hem sosyal danışman hem gazeteci olarak, Avrupa Türklerinin hafızası olmaya çalışır. Onun yazıları, insanlığın bir belgesi unutulmaması gereken anıların, başarıların, acıların, umudun bir belgesi.

106978 1

Cenaze Fonundan Kültür Merkezine: Hollanda’da İlkler

Muhlis Ayboğan’ın yirmi beş yıllık çalışmasının başında neler vardır? Asıl sorunu anlamak için vakfın kuruluş hikâyesine bakmalı.1970’de Mithat Avşar tarafından temelleri atılan dernek, 1990 yılında Venlo Türk Sosyal Kültür Merkezi adıyla vakıf olur. İlk ve belki en önemli iş: cenaze fonudur.Yurt dışında yaşayan işçiler, bir iki yıllığına gelmişken ölümü aklından bile geçirmez.

Fakat yıllar geçer, sağlık sorunları artar. Ölüm, sırası geleni alıp götürür. Bir cenazenin Hollanda’dan Türkiye’ye gönderilmesi, bir ailenin bir iki yıllık tasarrufunu alır. Acılı aileler için bu, ikinci bir yıkımdır.1981 yılında Cenaze Fonu kurulması kaçınılmaz olur.

Muhlis Ayboğan ve arkadaşları günübirlik çözümler değil, uzun vadeli çözümler arar.”Venlo Cenaze Fonu, Avrupa’da bir ilktir,” der Ayboğan gurur ile. “Avrupa’da çok sayıda cenaze fonunun kurulmasında örnek olmuştur.

“1995’te alınan mezarlık ise başka bir ilktir. Ölünün nereye gömüldüğü önemli değildir hatırlamak, ziyaret edebilmek önemlidir.Çeşitli faaliyetler, kurslar ve sosyal aktiviteler ile eksiklikler giderilmeye çalışılır. Buraya gelen insanlar genellikle kırsal kesimden gelmiştir. Eğitime pek önem vermezler kendileri de eğitimsiz çünkü. İki kuşak kısmen eğitim alır.

Aileler çocuklarının temel eğitimin ardından bir an önce çalışmasını, para kazanmasını isterler. “Bir elin nesi, iki elin sesi” düşüncesi ile el birliği yapıp para biriktirip yurda dönmenin hesapları yapılır.Yalnız 1990’dan sonra düşünceler değişmeye başlar. Hollanda toplumunda Türk insanı çeşitli makam ve yüksek görevlerde yerini hızla alır.

“Oysa bir iki yıllığına gelenler, dönemeyeceklerini bir iki yılın sonunda anlayıp bu ülkede kalıcı olduklarını kavramış olsalardı,” der Muhlis Ayboğan, “bugün çok daha farklı bir konumda olurlardı.”

108831

Uyum, Asimile Olmak Değildir

“Avrupa’da yabancı, Türkiye’de Alamancı”bu sözleri Muhlis Ayboğan için ne anlam ifade ediyor?O, hem bu ülkenin hem de Türkiye’nin bir parçası olarak görür kendini. Yirmili yaşlarında doğduğu topraklardan ayrılan, kırk yılını Hollanda’ya veren bir insan isterse de istemese de doğduğu yerde yabancıdır. “Bunu kabul etmek lâzım,” der. “Önemli olan bu ülkede yaşadığımızı ve nereden geldiğimizi unutmamaktır.”Yabanda yaşadığımızı unutmamak, bu ülkeye uyum sağlamak demektir. Fakat birçoğunuzda uyum deyince Hollandalılaşmak, asimile olmak gibi bir düşünce oluşur.

“Uyum sağlamak kendi öz değerlerimizi unutmak değildir,” der Muhlis Ayboğan sabırla ve öğretici bir sesle. “Kültürümüzün güzelliklerini burada da yaşatmak, ülke sorunlarına duyarlı olmak, komşularımızla güzel ilişkiler içerisine girmektir.”Örneği gözler önüne serer: Ramazan ayında kaç Türk aile Hollandalı komşusunu iftara yemeğe davet etti? Venlo Vakfı bunu yapmaya çalışır.”Bizim güzelliklerimizi, değerlerimizi tanıtmak,” der Ayboğan devam ederek, “Hollandalılardan kopmadan bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak, bu ülkenin kültürel zenginliklerine katkıda bulunmak amacındayız.

108837

“Gettolar oluşturarak Hollanda toplumuyla ilişkileri en az seviyede tutmak yanlışların başıdır. İçine kapanık bir Türk toplumu, hem Türkler hem Hollandalılar açısından tehlikelidir. Sonuç olarak Türk-Hollandalı çekişmesi, önyargılar ve kavgalar başlar.

Siyasetin Gerçek Yüzü: Katılım Nereye?

“Hollanda’da Türkler deyince akla gelen ve başarının simgesi olarak gösterilen meclisteki milletvekillerimiz,” der Muhlis Ayboğan, “kuşkusuz gurur verici bir durum. Fakat bu, politik başarının kıstası olamaz.

“Evet, beş milletvekili var. Fakat milletvekilliği geçicidir. Bir dahaki seçimlerde seçilememiş olabilir.”Gerçek başarı,” der Ayboğan keskin bir tonda, “siyasi partilere üye olan insanlarımızın sayısı ile orantılı olmalıdır.”Rotterdam’da elli bin Türk yaşar. Peki kaç kişi siyasi partilere üye? Altmış kadar. İşte gerçek bu.”Politika, siyaset deyince vatandaşımızın kendisi burada ama aklı Türkiye’de,” der.

“Uçak tutup Türkiye’deki seçimler için oy kullanmaya gidiliyor. Gelin görün ki buradaki seçimler söz konusu olduğunda sokağındaki sandığa kadar gidilmiyorsa bunu nasıl açıklayacağız?”Sokağımıza hizmeti Türkiye’deki belediyeler getirmeyecek. Uyum işte budur. Bu ülkenin sosyal ve hukuk sistemini bilmek, vatandaşlık haklarını yerine getirmek, katılımcı olmak.”Bir vatandaşımız kırk yıldır Hollanda’da yaşıyor, Başbakan Erdoğan’ı, kabinenizi, büyük şehir belediye başkanlarını biliyor,” der Muhlis Ayboğan, “fakat Jan Peter Balkenende’yi bilmiyor mu? Rotterdam, Amsterdam, Den Haag belediye başkanlarını bilmiyor mu? Bu vicdan meselesidir.”

108834

Bananecilik ve Kaybedilen Şanslar

Muhlis Ayboğan’ın dertlerinin başında bananeci düşüncedir. Bananeci: dışarda Hollandalı, içerde Türk görünmeye çalışan tavır.”İşte bizi ilerletmeyen birçok konuda bu günlere getiren davranışımız budur,” der, “anadil derslerinin kaldırılmasında, yurt dışından evlenmenin önüne konulan engellerde hep bu bananecilik yatıyor. Sonra iş işten geçtikten sonra ‘ah-vah!’ ediyoruz.”Sorun şu: “Kağnı devrilince her kafadan bir ses çıkıyor. Şunu kağnı devrilmeden düşünsek, önlemini alsak olmaz mı? Olmuyor işte nedense.”Muhlis Ayboğan’ın tüm çabası, işte bu yöndedir. Yeni nesile yol göstermek, hata yapmadan ilerlemek.

IMG 20260402 WA0007

Işığını Yayan Bir Kehkeshan

Yıllar geçmesi ile Muhlis Ayboğan, sadece Venlo’da değil, bütün Hollanda’daki Türk toplumunun bir rehberi, bir ışığı hâline gelir. 25. hizmet yılını kutlarken, yüzlerce kişi Venlo’ya akın eder. Rotterdam Eski Başkonsolosu Erkut Onart tarafından şükran plaketi verilir.Belki onun en güzel niteliği, hiçbir zaman kendini öğretmen olarak görmemesidir. Kendini sorunlu bir insanın yanındaki samimi bir dost olarak görür. Dinler, anlayış gösterir, ışık tutar.”Gençlerimizin adını kış turizmi ve kayak sporları ile duydası Sarıkamış’tan,” der Mehmet Şimşek, bir gazetecinin kaleminde, “yoksulluğun içinde dünyaya gözlerini açan Muhlis Ayboğan, kırk yılın sonunda, binlerce insanın rehberi olmuştur. Bu sadece bir başarı hikâyesi değildir bu, bir insanın nasıl dönüştürülebileceğinin, nasıl kökleşebileceğinin, nasıl bütün bir toplumun rehberi olabileceğinin hikâyesidir.”Muhlis Ayboğan, Sarıkamış’ın donmuş soğuğundan, Istanbul’un işçi mücadelesinden, Almanya’nın fakat Hollanda’nın sıcak kültürüne uzanan bir yaşam yolculuğunun adıdır. O, aynı zamanda, nasıl yaşayılacağının, nasıl ayakta kalınacağının, nasıl yol gösterileceğinin canlı örneğidir.Venlo’da onun adı, salt bir kişinin adı değildir. Birliğin, dayanışmanın, uyumun, çalışkanlığın ve vefanın adıdır.

106981
109504 1
106985

Haber Analiz: Sedat Tapan- Nhaber.nl

“Sarıkamış’tan Venlo’ya: Uzanan Bir Ömürlük Hizmet Hikâyesi
+ - 0
Bizi PayPal Üzerinden Bağış Yaparak Destekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!