Ramazan ve Bayramın ardından…
Ramazan ayı, bize ne kazandırdı? Halbuki sadece açlık ve susuzlukla imtihan olunan bir zaman dilimi değildir; aynı zamanda nefis terbiyesi, ruhsal arınma ve toplumsal dayanışmanın zirveye ulaştığı mübarek bir dönemdir. Aylarca beklenen bu kutlu ay boyunca insanlar oruçla nefislerini terbiye eder, ibadetle ruhlarını besler ve paylaşarak toplumsal bağlarını güçlendirirler. Ancak asıl mesele, Ramazan’ın ardından edindiğimiz bu manevi atmosferin ne kadar sürdürülebileceğidir.
En etkili soru şu; Ramazan bize ne kattı, hayatımıza yansıyıp sirayet etti mi?
Ramazan’da camiler dolup taşarken, bayramın ardından cemaat sayısının hızla azalması, ibadet alışkanlıklarının yerini eski rutinlere bırakması, bıraktığımız yerden başlamamız çok düşündürücüdür. Oruçlu iken öfkemizi dizginleyip sabrı kuşanırken, Ramazan bitince hiç eksiksiz, artarak eski halimize dönmek, ibadetlerimizi sadece bir ayla sınırlamak, Ramazan’ın gerçek manasını kavrayamamış olduğumuzu göstermez mi?
Ramazan ve bayram, sadece bireysel bir arınma süreci değildir; toplumsal bir şuurun, birlikteliğin ve kardeşliğin yeniden inşa edildiği zamanlardır. Fakat bayram sofralarından kalkar kalkmaz yine bencilliğe, çıkar ilişkilerine, sosyal adaletsizliklere geri dönmek büyük bir çelişkidir. Oysa zekât ve fitre ile ihtiyaç sahiplerine el uzatırken, bayramda akrabalık ve komşuluk bağlarını güçlendirirken hissettiğimiz merhamet ve dayanışma ruhunu yıl boyunca diri tutmamız gerekir.
Ramazan sonrası hayatın akışına dönmek elbette doğaldır. Ancak bu dönüş, Ramazan’ın bize kazandırdığı ahlaki ve manevi değerleri silip süpüren bir dalga olmamalıdır. Helede insanlığımızı israf etmeyerek, sabrı ve hoşgörüyü koruyarak, iyilikleri alışkanlığa çevirerek Ramazan’ın ruhunu bayramdan sonraya taşımalıyız.
Bayramın ardından geriye sadece sofralarda yenilen tatlılar, alınan hediyeler ve geçici sevinçler kalmamalıdır. Bayramlar, toplumun kaynaşması, küskünlerin barışması, gönüllerin birleşmesi için bir vesiledir. Eğer bayramdan sonra yine kırgınlıklarımızı hatırlıyor, yine çıkarlarımızı ön planda tutuyor, yine dünyevi hırslara kapılıyorsak, ne Ramazan’ı nede bayramı gerçekten idrak etmiş sayılır mıyız?
Ramazan’ın ardından hayatımızda ne değişti?
Daha sabırlı, daha cömert, daha adaletli ve daha vicdanlı biri olabildik mi? Eğer bu sorulara gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyorsak, Ramazan’ı yalnızca bir açlık sınavı gibi yaşamışız demektir. Oysa Ramazan, hayatımızın geri kalanını güzelleştirmek için bir fırsattır. Bayram, sadece bir kutlama değil, bu değişimi sürdürebilme iradesini ortaya koyma günüdür.
Gerçek bayram, Ramazan’ı hayatımızın tamamına yayabildiğimizde yaşanır. Öyleyse bayramın ardından, gönüllerimizde Ramazan’ın bereketini koruyarak yola devam edelim.
Bayram sonrası nasıl ki beslenmeye dikkat ediyorsak, ahlakende dikkatli olmamız gerekiyor!
Şerife Bozoğlan Eker-NHaber.nl