Eski Mezopotamyalılara göre rüya neydi?

featured

Eski mezoptamyalılara göre rüyalar, insanlara tanrılar tarafından gönderilen işaretlerdi ve uzmanlar tarafından yorumlanarak ritüel uygulamalarında rüya tanrısına başvurulurdu. Bir rüyanın alamet olarak anlam kazanabilmesi için rahibin rüyayı doğru yorumlaması gerekmekteydi… İşte eski Mezoptamyalıların rüyalara ilgili ilginç inançları

dini ritueller kapak

Yazarlığını Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi antropoloji bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Dilek‘in yaptığı Eski Mezopotamya Dini Ritüelleri ve Kullanılan Objeler isimli kitapta, Antik Mezopatamya’nın dinine, ritüellerine ve ritüeller dair bilgiler yer alıyor.

Mezopotamya bölgesinin kültürüne ve dini inançlarına yönelik araştırmaların arttığı yıllarda bu alanda araştırma yapanlara, çalışanlara ve konuyla ilgili okumalar yapanlara rehberlik edecek nitelikteki Arkeoloji ve Sanat Yayınları‘nın Eski Mezopotamya Dini Ritüelleri ve Kullanılan Objeler kitabı, aynı zamanda  Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Dilek’in tespit ettiği ve derlediği ilginç bilgilerle okuyanlara farklı penceler açabiliyor. 

Kitapta ilgi çeken başlıklardan biri de hemen her dinin kendine has inançlarla ‘gelecek habercisi‘ olarak kabul ettiği ve günümüzde hâlâ popülerliğini sürdüren rüyalara bakış konusu.

Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Dilek’in kitabında Eski Mezopotamya’da rüyalarla ilgili inançlar şu şekilde özetleniyor: 

“Mezopotamya’da rüyalar da gelecekteki olayların bir portresi olarak değerlendirilmişlerdir. Bu nedenle Mezopotamya kehanet olgusunda oldukça önemli bir yere sahiplerdir. Rüyalarda beliren işaretleri, yukarıda bahsedilen iki tür alamet sistemi içerisinde de değerlendirmek mümkündür. İnkübasyon tekniği kullanılarak tanrılardan talep edilen işaretler kişiye yön gösterirken kişinin istemsizce gördüğü rüyalarda ortaya çıkan alametler de kehanette bulunmaya yardımcı olmaktaydı. 

Jastow’un da belirttiği gibi rüyalar, insanlara tanrılar tarafından gönderilen işaretlerdi ve uzmanlar tarafından yorumlanarak ritüel uygulamalarında rüya tanrısına başvurulurdu. Bir rüyanın alamet olarak anlam kazanabilmesi için rahibin rüyayı doğru yorumlaması gerekmekteydi ve bunun için özellikle başvurduğu kaynaklar mevcuttu. Bu kaynaklardan biri, uzmanların deneyimleriyle derledikleri alametleri ve ritüel uygulamalarını içeren ‘rüya kitabı’ olarak adlandırılmıştır. Bu koleksiyonun parçaları, Asurbanipal’ın Kütüphanesi’nde bulunmuştur. Bu kitapta çok sayıda rüya senaryosu ve bu senaryolardan çıkarım yapılarak elde edilen gelecekle ilgili tahminler yer almaktadır. Rüyaları yorumlayan ve yapılması gerekeni rüyayı gören kişiye aktaran uzmanların doğru tahminde bulunabilmeleri için bu kitap gibi alametleri içeren metinleri kullandıkları düşünülmektedir. 

Rüyalara bağlı kehanetlerin gelenekleri temel aldığı görülmektedir. Rüya senaryoları, kişiler tarafından aktarılmış gerçek rüyaları temsil ederdi. Kehanetler ise rüya görenlerin rüyayı gördükten sonra başlarına gelebilecek durumlarının anlatıldığı bölümlerdi. Asurbanipal’in Kütüphanesi’nde bulunan rüya koleksiyonu, on bir tabletten oluşmaktaydı. Butler’ın belirttiğine göre, bu serinin ikinci tabletinden dokuzuncu tabletine kadar olan bölüm alametleri içermekteydi. İlk ve en son iki tablet, kötü bir duruma karşı uygulanacak büyü uygulamasına ayrılmıştı. Seride ayrıca uyuyan bir kişiyi kötü ve uğursuz rüyalardan korumak için tedbir uygulamaları da yer almaktaydı.

Gılgamış, Enkidu’nun gelişini rüyasında görmüş ve annesine yorumlatmıştır

Mezopotamya’da rüyalara, edebi eser niteliği taşıyan mitolojik hikâyelerde de sıklıkla rastlanmıştır. Örneğin; Gılgamış destanında rüyalar, kahramanların üzerindeki etkileriyle, daha sonradan gerçekleşecek olayların yolunu açmak ve hikâyenin devam etmesini sağlamak için bağlayıcı unsur olarak kullanılmışlardır. Destanda, Gılgamış, Enkidu’nun gelişini rüyasında görmüş ve annesine yorumlatmıştır: 

Seni tanımasa da daha, yüce Gılgamış rüyasında görüp, rakip saydı Uruk için. Gılgamış uyanınca, gidip danıştı annesi Ninsun’a bu rüya sonlansın diye. “Anne” dedi, “bir yıldız gördüm içinde kafamın biraz önce uykudayken Anu’nun okları gibi saplandı içime, ne yapsam kaçamadım”. 

Buna benzer pek çok edebi eserde, kahramanlara, rüyaların yol gösterdiğine ve geleceğe dair ipuçları verdiğine rastlanmıştır. 

Mezopotamya’da rüyaların öneminin vurgulandığı bir diğer nokta da hükümdarların rüyaları olmuştur. Krallar, alametleri ve bunlar vasıtasıyla yapılan kehanet ritüellerini çok ciddiye almışlar ve bunları, geleceği görebilmenin bir aracı olarak görmüşlerdir. Kendi gördükleri rüyalar, kaderlerini belirleyici, tanrıların mesajını yansıtan sembolleri içermişlerdir. En iyi bilineni Gudea örneğinde yer almıştır. Gudea, Ningirsu’nun tapınağını yeniden inşa etmesi gerektiğini rüyasında görmüştür. Rüyasının yorumunu kendisi yapamayacağı için kutsal bir rüya yorumcusu olan Nanshe’ye gitmiş ve ondan rüyasındaki sembolleri açıklamasını istemiştir. Nanshe’nin verdiği öğüde uyarak Ningirsu’dan yeni bir rüya mesajı göndermesini beklemiş ve bu mesajı almasının ardından da bir çocuğu öldürüp karaciğerinin şeklinden, rüyasındaki mesajın doğruluğunu kontrol etmiştir.

Babil kralı Nebukadnessar’ın gördüğü rüyayı yorumlatabilmek için verdiği çaba

Hükümdarların rüyalarının önem kazandığı bir diğer durum, savaşlarla bağlantılı olmuştur. Black ve Green, Asur Kralı Asurbanipal’ın askeri açıdan kötü bir durumdayken tanrıça İštar’ın onu cesaretlendirmek ve ikna etmek için rüyasına geldiğini ve düşmanını yeneceğine dair işaretler gönderdiğinden bahsetmişlerdir. 

Mezopotamya’da rüyaların yorumlanmasının çok önemli olduğunun bir başka kanıtı, Eski Ahit Daniel Kitabı’nda oldukça dikkat çekici bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Burada, Babil kralı Nebukadnessar’ın (M.Ö.605-562 yılları arası hüküm sürmüştür) gördüğü rüyayı yorumlatabilmek için verdiği çaba ve sonunda bu uğurda zalimliğe varacak hareketleri, dikkat çekicidir: 

“Krallığının ikinci yılında Nebukadnessar bir düş gördü. Ruhu üzüntüyle sarsıldı, uykusu kaçtı. Düşünün ne olduğunu söylesinler diye sihirbazları, falcıları, üyücüleri, yıldızbilimcileri çağırttı. Hepsi gelip kralın önünde durdular. Kral, “Beni üzüntüyle sarsan bir düş gördüm. Ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorum” dedi. Yıldızbilimciler Aramice, “Ey kral, sen çok yaşa!” dediler, “Düşünü bu kullarına anlat ki, ne anlama geldiğini söyleyelim. Kral, “Gördüğüm düşü ve ne anlama geldiğini bana açıklamazsanız, kararım kesin paramparça edileceksiniz” diye karşılık verdi. “Evleriniz çöplüğe çevrilecek.” Ama düşü ve ne anlama geldiğini açıklayabilirseniz, sizi büyük armağanlarla ödüllendirip onurlandıracağım. Onun için bana düşü ve ne anlama geldiğini açıklayın.”

Rüyaların bu kadar önem taşıdığı bir toplumda onlara dair ritüellerin olması, elbette oldukça akla yatkın bir durumdu. Mezopotamya’da rüya ritüellerinin farklı amaçlar için uygulandığı görülmektedir. Butler, bu amaçları dört kategoriye ayırmıştır: I. Görülmüş kötü bir rüyanın uğursuzluğunu hem gören kişiden uzaklaştırmak hem de rüyanın kötü etkisini yok etmek için uygulanan ritüellerdir. II. Görülmüş kötü bir rüyayı, iyiye çevirme ritüelleridir. III. İyi bir rüya görmek ve ‘inkübasyon’ için uygulanan ritüellerdir. IV. Kötü rüya görmeyi engellemek için uygulanan ritüellerdir. Rüya ritüelleri, amaçları doğrultusunda farklı uygulamaları ve teknikleri içermekteydi. 

Rüya ritüelleri, takvimsel olmayan ihtiyaç bazlı ritüel türü içerisinde yer almaktadır. Kişinin anlık ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla uygulanan bu ritüeller için kişiye özel ritüel mekanları ve zamanları oluşturulmaktaydı. Amaca ve duruma yönelik ritüelleri içerdikleri için rüya ritüel tekniklerini, tek bir ritüel uygulaması içerisinde değerlendirmek mümkün değildir. Ortaya çıkarılan metinlerinden anlaşıldığı kadarıyla bir rüya ritüeli, amacı doğrultusunda çok çeşitli ritüelleri kapsayabilirdi. Örneğin; rüya gören kişinin yağ ve su ile arınması, uğursuzluğun aktarıldığı yerini alma uygulamaları, Namburbi serisinden bazı eylemler, Šurpu ve Maqlu’daki gibi yakma işlemleri, çeşitli dualar, ‘Šuilla’ olarak adlandırılan el açma ritüeli ve tanrılardan talep edilen işaretleri elde etmek için uygulanan ritüeller, rüya ritüellerinde karşılaşılan uygulamalardan sadece bazılarıdır”

Mezopotamya’nın Koruyucu Heykeller ve rüyalarla ilişkileri

Kitabın bir diğer ilginç bölümü ise Koruyucu Heykeller. Kapı Koruyucu Heykeller’in işlevinin ayrı bir başlık altında yer aldığı bölümde Koruyucu Heykellerin rüyalarla ilgili pek çok işlevi bulunması dikkat çekiyor.

Ktiabın Koruyucu Heykeller bölümünde şu bilgilere yer veriliyor: 

“Mezopotamya ritüellerinde heykeller, sadece kötülüğün yerini alan bir nesne olarak görev yapmazlardı. Onlar aynı zamanda muska nitelikleriyle koruyucu objelerdi. Binayı ve içerisinde yaşayanları, demonlardan ve kötülüklerden korumak için belirli heykeller evlerin, sarayların ve tapınakların zeminine, kapı girişlerine ya da duvarlarına gömülürlerdi. Bu türdeki heykellerin bazılarının tuğla kapsüllerinin içerisine yerleştirildiği bilinmektedir. Butler’in belirttiğine göre bu heykelciklerin en erken örnekleri M.Ö. 13. yy Asur Dönemi’ne dayanmaktaydı ve kaplama sistemi M.Ö. 6. ve 5. yüzyıla kadar devam etmiştir. Ancak her koruyucu figür, kaplanarak ya da tuğlanın içerisine konularak gömülmemiştir; tuğlaların üzerinde serbest olarak gömülmüş heykelciklerin de valığı bilinmektedir. 

Koruyucu heykellerin kullanıldığı en önemli uygulamalardan biri tedbir amaçlı uygulanan ritüellerdir. Bu ritüellerde kötülükleri simgeleyen ve onları kovmak için yapılan heykeller, zarar verilmeden bulundukları yerlerde tutulurlar ve sürekli bir koruma sağlarlardı. Bu koruyucu heykellerin isimlerine ve kalıntılarına dair pek çok kaynak yer almaktadır (Resim 33). Wiggermann, bu koruyucu heykellerle ilgili topladığı kaynaklarda ‘öfkeli-yılan’, ‘büyük-hava-yaratığı’, ‘deli-aslan’, ‘balık-adam’ ve ‘mızırtılı-keçi’ gibi isimlerle bilindiklerinden bahsetmektedir. Bu heykeller, kilden şekil verilerek ahşabı oyarak ya da bir binanın duvarına çizilerek farklı yöntemlerle oluşturulurdu. ‘Ašakku’yu kovan’, ‘iyiliğin girmesine izin veren’ ve ‘kötülükleri dışarı atan’ gibi heykellere amaçlarına göre açıklayıcı isimler verildiği bilinmektedir. 

Tedbir amaçlı yapılan koruyucu heykellere ve işlevlerine dair bilginin yer aldığı bir ritüel metin şu şekildedir: 

“Senin günlük kapı koruyucun olan, kötü ruhu, ‘Gallu-domonu’nu ve düşmanı def eden, büyücülüğü yasaklayan, insanlığın kara büyüsünü, sihrini, kötü afsununu çözen, sinirli tanrılar ve tanrıçalarla arabulucu olan sedirden ‘deli-aslan’ heykelini, iyi halin ve sağlığın ve saf tanrının gardiyanını, senin huzuruna yerleştirdim.” 

Yazılı ritüel metinlerinde yer alan bu hayvan temalı melez figürlerin kalıntılarına pek çok yapının temelinde ve duvarında rastlanmaktadır. İnsan bedenine, aslan başına, dik kulaklara ve bir kuşun ayaklarına sahip melez figürlerin kilden heykelleri de yeni Asur ve yeni Babil dönemlerinde hastalıklara karşı koruyucu olarak temellere gömülen heykeller arasında yer almaktadır. 

Koruyucu heykeller çeşitli rüya ritüellerinde de kullanılmaktaydı. Gelecekte iyi rüya görebilmek ya da muhtemel kâbuslara engel olmak için çeşitli materyallerden heykeller yapılıp vekil heykellere yapıldıkları gibi bazı durumlarda gömülürler ve bazı durumlarda da uyuyan kişinin başına koyulurlardı. Güzel rüyalar görmek için uygulanan bir ritüelin belirli bir kısmı, iki mitolojik karakteri yansıtan heykeller ile ilgilidir: “Sedir (eruni) ağacından yapılmış asaları tutan, ılgın ağacından iki adet barbun balığı yap. Sol kürek kemiklerine şunları yaz “defol … kötülük. Rüyaların iyi şansı içeri gir!” Bunları yazdıktan sonra heykelleri kralın yatak odasına göm.” Aynı ritüel metnin devamında yine koruyucu nitelikte oldukları düşünülen iki farklı heykelden daha bahsedilmektedir: “Bal ve sade yağ taşıyan ılgından dizlerinin üzerine çökmüş iki tane heykelcik yap. Sol kürek kemiklerine şunları yaz “kötü rüyaların uğursuzluğu defol! İyi şans saraya gir.” Bunları yazdıktan sonra heykellerin ellerini bal ve sadeyağ ile doldurup, onları sarayın avlusuna göm.

Kötü rüya görmemek için uygulanan bir ritüel metninde yine heykellerin kullanımlarından bahsedilmektedir. Ancak, bu uygulamada, koruyucu heykel, kişinin kötü rüya görmesini engellemek için gömülmek yerine, ritüelle ilgili kişinin başının üzerine koyulurdu: “Bu metin korkutucu bir rüya görmemek içindir. Kadın ve erkeklerden oluşan dört tane kilden heykel yap. Üzerlerine yedi kere şu cümleyi söyle… sen uzandığın zaman onları başının üzerine yerleştir.

Kitapla ilgili teknik bilgiler ve sipariş şartlarına bu linki kullanarak ulaşabilirsiniz

Kaynak: Arkeolojikhaber.com

Eski Mezopotamyalılara göre rüya neydi?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir