Sizin oralarda da var mı bilmem ama yok diyorsanız inanmam.Özellikle köylerde, hiç kimseyi adıyla, soyadıyla ilk sormanızda bulamazsınız.
Hemen her kadının, erkeğin bir lakabı vardır. Adlardan, soyadlardan önde gelir lakaplar. Ali, Mustafa, Ahmet, Ayşe, Fatma deseniz soyadlarıyla birlikte kimse tanımaz.
Lakabına kızanlar, lakabıyla övünenler de vardır.
1985 yılında kaybettiğimiz büyük amcama Cacar Seydük (Seyitahmet) derlerdi köyümüzde. Cacar’ın manasını sözlüklerde bulamadım. Fakat lakabıyla hitap edildiğinde kızmaz, aksine tatlı tatlı tebessüm ederdi rahmetli… Geçenlerde Cacar Seydük’ün karısı da öldü, dediler. Hatice kadın da öldü, demiş olsalardı yengemin öldüğünü kesinlikle anlamazdım!
Hangisi öldü, hangisi yaşıyor, sonunda isim olmayan lakaplar kadınlara mı, erkeklere mi ait bilmiyorum. ‘Yiğit ölür adı kalır’, der atalarımız. Ölenler yiğit miydi, değil miydi, onu da bilmiyorum ama aradan geçen 40 yıla rağmen aklımda kalan köyümüzdeki lakapların hepsi aklımda. İlk okulun 5. sınıfını köyde okumak için gittiğim için biliyorum, unutmadım. İşte lakaplardan bazıları:
Culuk, Cayık, Gıdak, Cırt, Nanay, Ninnay, Alatavuk, Vabis, Cırız, Toma, İmik, Alo, Berkü, Coccili, Dodik, Gagun, Ügü, Gebülü, Andır, Aport, Gudur, Bambaruk, Cinnaz, Lıylılık, Sirke, Cobili, Gavur, Dingil, Dıdı, Toruk, Toynak, Doynak, Tepegöz, Akça, Poker, Işılak, Daduk, Sülük, Gılcın, Boklu,Tonton, Kaptan, Maraz (Abdullah dedem), Cipburun, Kama, Yalak, Mancik, Mincik, Cin, Horoz, Sulu, Osuk, Tokcan, Göbel, Cıdali, Tazu, Gambak, Ottik, Donnik, Combuk, Tofil, Cort, Mıylık, Gücek, Gülük, Gamali, Hökümat, Çakır, Coslan, Karaturp, Gukgan, Müdür, Pala, Alos, Öşür, Cimbek, Kazan, Yanuk, Vakvak, Çapaklı, Hekber, Ditdat, Meno, Dik, Kara, Dallen, Yasır, Yaylı, Sincap, Barut, Herek, Tangal, Tülek, Töngel, Velog, Onbaşı, Çavuş, Yüzbaşı…
Havza ve civarında Rasim Hafız, demek ezan okumak demekti; sesinin güzelliği dillere destandı. Sabah ezanını okurken tilkilerin bile kulak kesilip dinlediği rivayet edilir… Mukallit mi mukallit olan Rasim hafız aynı zamanda güreş hayranı ve iyi bir güreşçiydi.
Rasim Hafız’ın eşine neden “ Yüzbaşı” dediği hep aklımı kurcalamıştı; ( ki o zamanlar kadınların asker olması söz konusu bile değilken ) Ne zaman nedenini sorsam “ Orayı karıştırma” der, hüzünle karışık, manalandıramadığım bir tebessüm oluşurdu yüzünde…
Bir sohbetimizde eskileri zamanları yad ederken saatine baktı; cuma vakti yaklaşıyor, dedi. Kendisinden öğlen ezanını okumasını istedim; derince bir ah çekti Rasim Hafız! Nefes darlığı çekiyordu…
Ne olacaksa olsun, demiş 65 sene önce yine bir cuma günü davudi sesi ile Cuma Salası vermiş, öğlen ezanını Arapça okumuş Rasim Hafız…
Namaz çıkışı cami avlusunda bekleyen iki jandarma eşliğinde karakola götürülen Rasim Hafız’a Arapça ezan okumanın hesabı sorulmuş Bekdiğin karakolunda!
Mutlulukları dillere destan Rasim Hafız 55 yıldır eşine Yüzbaşı” diye hitap eder, “Yüzbaşı çay hazır mı”, “ Yüzbaşı ekmek alınacak mı” ; Yüzbaşı başı aşağı yüzbaşı yukarı… yoldan geçen mahalleli; telefon eden dostları Rasim Hafız’ın halini hatırını sorduktan sonra, “ Yüzbaşı nasıl, sağlığı yerinde mi” diye sormayı ihmal etmezler hayat arkadaşını…
Arapça ezan okuyup karakola götürülmenizle alakası var mı eşinize bu şekilde hitap etmenizin, dedim. Yine manalandıramadığım o tebessüm belirdi yüzünde ve duyulur duyulmaz bir tonda , “Oraları karıştırma” dedi ve konuyu değiştirdi…
Mukallit adam Rasim Hafız, günahtan korkan adam, 65 yıl önce yediği tokatların acısını unutamamış demek ki… “ Asker elbisesi Peygamber cübbesi” diye öğretilen/ öğreten adam. Günaha girmeden, helaline “ yüzbaşı” diyerek bir nevi hayatı ve yaşadıklarını “ ti” ye almak ancak Rasim Hafız gibi bilge bir kişinin yapacağı iştir…
Uzun lafın cücesi; uzun, kısa, kör, topal, sağır, deli vb fiziksel ve ruhsal özürlerin özel isimlerin başına gelen onlarca lakap da cabası!
O nesil birer birer terk-i diyar etmekle birlikte, lakaplarını beraberlerinde götürüyorlar. Yabancı kelimelerin hegemonyasında boğulan dilimizi düşündükçe lakaplar bana daha sıcak, daha samimi gelmekte.
Benim için bir lakap, bin yabancı kelimeye yeğdir.
Kim ne derse desin lakapları kültürel bir zenginliğimiz (ki; yukarıda olduğu gibi kişilerin lakabına kızmadıkları sürece) olarak görüyorum ve benim kulağıma Türkçemizi istila eden yabancı kelimelerden daha hoş geliyor, ya size?
Küpelik: Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste!
Not 1: O adam benim babam (Rasim Hafız); haliyle Yüzbaşı da annem!.. Belki de ben ateşli intikam gecelerinde ana rahmine düşmüş olabilirim:-)
Not2: 7 Mart 2010 tarihinde haber7’de yayınlanmıştır.. 8 Mart 2026’da kaybettiğimiz annemin anısına…
Yavuz Nufel- NHaber.nl

