
Sabah sabah bir tecavüz haberi görünce inanın çok güldüm.
Çok güldüm, çünkü bana bir fıkrayı hatırlattı.
Sanıyorum Sezen Aksu ile Hollanda’ya geldiğinde rahmetli Aysel Gürel anlatmıştı.
Yeri geldi anlatmasam, yazmasam olmaz…
Mesleğini hakkıyla yerine getirmiş bir başkomiser, emekliliğine sayılı aylar kala ödül olarak sakin küçük bir kasabaya atanır.
Sessiz, sakin, herkes kendi halinde şirin kasabada ilk görev günü koltuğuna oturur, kahvesini söyler, tam kahvesinden ilk yudumu alacakken kapı çalınır.
İçeriye giren polis memuru:
-Amirim yaşlı bir kadın ısrarla sizi görmek istiyor, der…
Galiba hoş geldiniz demek için geldi diye düşünür Başkomiser…
Kadını içeri alırlar, başkomiser yaşını sorar, oturmasını söyler, “Tam bilmiyorum ama 80’den fazla der bastonu ile ayakta zor duran yaşlı kadın:
-Sağol oğlum sizi meşgul etmeyeyim şikayetimi edip gideceğim der.
Böyle sakin küçük bir kasabada bu kadının şikayeti ne ola ki diye düşünen başkomiser meraklanır ve sorar:
-Buyur anne nedir şikayetiniz?
-Oğlum bana dere yolunda tecavüz ettiler, demesi ile başkomiserin başından kaynar sular dökülür.
-Ulan, sesiz sakin yer emekliliğime kadar rahat ederiz diye geldiğimiz yere bak, daha 10 dakika olmadı göreve başlayalı, diye hızla düşündükten sonra; ” Teyzem bu iğrenç olay nerede ne zaman nasıl oldu, tecavüzcüleri tanıyor musun, der başkomiser…
Yaşlı kadın tek tek tüm detayları ile olayı anlatır.
-Tarlaya gidiyordum, yolda kimseler yoktu, falancaların oğlu peşimden gelmiş, dere kenarına gelince beni aşağı çekti, üstümü çıkarttı, şalvarımı indirdi diye sanki bir film gibi en ince detayına kadar anlatır.
Başkomiser bu kadar detayı utanarak da olsa görevi gereği sonuna kadar dinler ve sorar:
-Tam olarak hani gün ve saat kaç gibi…
-65 yıl önce bir mayıs sabahı, kuşluk vakti, deyince o sakin dakikalardır sessizce yaşo kadını dinleyen başkomiser hiddetle:
– Yahu teyzem 65 yıldır şikayet etmek, anlatmak için beni mi bekledin deyince yaşlı kadın gayet sakin ve mutlu bir tebessümle.
-Yok evladım, ben o gün bu gündür her gelen başkomisere anlattım, deyince başkomiser:
-Peki ilgilenen olmadı mı, nerede şimdi o tecavüzcü bu kasabada mı hemen alıp getirelim der.
Yaşlı kadın:
-Yok oğlum, ben şikayetçi değilim anlatmak hoşuma gidiyor, Ayrıca az önce iğrenç dedğin olay hiç de iğenç değildi, der muzip, utangaç bir gülümseme ile. Zaten o tecavüz eden delikanlı da çoktan öldü, Allah gani gani rehmet eylesin, der. çıkar gidier..
…
Bu sabah rahmetli Edip Akbayram’ın kuzeni olduğunu söyleyen Serpil Alkan adlı kadın Edip Akbayram’ın mezarı başında yıllar yıllar önce henüz 14 yaşındayken ünlü sanatçının kendisine tecavüz ettiğini söylemiş…
Bence olay yukarıdaki fıkradan farksız…
Nedense bazı sanatçılar gündemden düşünce, yada bazı insanlar gündeme gelmek için kendini savunamayacak insanlar hakkında bu tür iddialarda bulunabiliyor.
Yanılmıyorsam ünlü sanatı Zerrin Özer de böyle bir olay yaşadığını anlatmıştı.
Haberin altındaki yorumlar da haber kadar ilginç..
Bir yorum da ben yazmasam olmaz: Eğer fıkrada olduğu gibi anlatmak hoşunuza gitmiyorsa bu zamana kadar anlatmadınız, şimdi neden…
Eğer hak iddia ediyorsanız şikayet ettiğiniz kişi hayattayken neden hakkınızı armadınız?
Bu olaylar sadece halka mal olmuş bir sanatçının aziz hatırasına saygısızlıktan öte, geride kalan ailesi için de acı bir durum…
Bakın Uğur Dündar’dan, Metin Akpınar’dan yaşarken nasıl çatır çatır hesap soruluyor.
Bir haber iki kere okumam , acaba gazete yanlış mı yazdı kadının adını, dedim. Banu Alkan mı acaba dedim.
Değil, Serpil Alkan’mış…
Belki de soy isim adaşı gibi ünlü olabileceğini düşünerek, böyle bir işe girişmiştir, yada anlatmak hoşuna gidiyordur, kimbilir…
Yavuz Nufel- NHaber.nl

