Sevinc Ergiydiren’in kaleminden göğe bakmayanları mest edecek, göğe bakmayı unutanları derin düşüncelere gark edecek, okundukça okunası bir edebi deneme yazısı:

GÖĞE BAKMAYI UNUTTUK MU?
“Gökyüzüne bakın...” mealinde bir āyet vardır.
Allah’ın kudretini ve yaratımının sonsuz gücünü, gönül ferahlığı için gökyüzünün engin genişliğini verdiği inşirāhı, gecelerimizi aydınlatan kum taneleri kadar sayısız yıldızların ümit, hayret ve haşyet duygusu veren ışıkların arkasındaki derinliği, güzellik duygumuzu besleyen o olağanüstü estetize görünümlerin; o, ‘gün doğumları’nın, ‘gün kavuşumları’nın, o hilâllerin ve dolunayların, insanın içini temizleyen güzellik, sāfiyet ve zarāfetini…
Ve daha nice iyilikler, hikmetler ve sağlıklar, gözü ve gönlü güzellik hissiyle sarhoş eden ve insan rûhuna sukûnet bahşeden, huzur veren benzer nitelikteki başka āyetleri de ıskalarız:
Meselâ, kuşların uçuşlarına dikkatimizi çeken, bulutları nasıl yönlendiğini, onlardan nasıl rahmet damlaları yazdırarak yüzümüzü yıkayan āyetleri…
Hz. İbrahim’in henüz daha çocukken derin derin gökyüzüne bakıp bakıp; önce yıldızlara, sonra Ay’a, daha sonra da Güneş’in güzelliğine hayranlıkla tapınırken, en nihayetinde hepsinin de ‘batıcı’ olduğunu, tek tapınacak olanın ‘batmayan’ bir hakîkate kendini götürüşündeki hikmeti, gündelik hayatta hiç aklımıza getirir miyiz?
Havada durmaksızın akan (Her ne kadar gökdelen binalarla yollarını şaşırttıysak da) rüzgârların; ağaç dalları ve yapraklarıyla oynadıkları dansı ve ışık-gölge oyununun göz ve gönül kamaştıran basit hareketlerindeki hikmetleri tefekküre dalar mıyız?
Sayısız türdeki kuşların kanat çırparak, süzülerek esirî ve fizikî yasaların dışında nasıl da hür olduklarını, dünyâda insanları nizāya sevk eden şeylere kuş bakışıyla tepeden bakıp mānā verdiklerini de ıskalar ve bütün bu güzelliklerin Allah’ın güzelliğine doğru yolculuğa davet olduğunu fark eder miyiz?
Yine başka bir āyette; onları havada tutanın Rahman’ın kendisi olduğunu söylediğini hatırlar mıyız?
Minicik birer yağ küresi olan iki gözümüzün, nasıl olup da gökyüzünün genişliğini kuşattığına şaşar mıyız? Ve bu gerçekten yola çıkarak, Tanrı’nın gözünün her şeyi görüp bilici olduğunu nasıl unuturuz?

Oysa fark edenler vardır.
Bāzıları da şāirlerdir.
Meselâ bir şâirimiz ‘Göğe Bakma Durağı’ndan bahseder: “(…) birden sevinebiliriz göğe bakalım” der.
“Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar” diye yakarır; gündelik telaşlarım boğuntusundan…
“Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım”
(…)
“Beni bırak göğe bakalım”
30. 12. 2025
Sevinc Ergiydiren


















