Bazı soy isimleri kişinin karakteri, yaptığı işlerle özdeştir, bazılarının ki ise tam tersi…
Oktay Ünlü de işte öyle birisi. Aslında yaptığı işlerle ününün Hollanda sınırlarını çoktan aşmış olması gerekir.
Hani malum bir söz vardır, bir kişinin birikimlerini bilgisini, yaptığı işleri, tecrübelerini anlatmak için kullanılır: Heybesinde neler var?

1965 Kayseri doğumlu Oktay Ünlü…
Kendisini ilk tanıdığımda Rotterdam Ticaret odasında çalışıyordu. Yaptığı projeleri, faaliyetleri o dönmeler sık sık yazıyorduk.
Geçen yazdığım yazıda PvDA’dan Rotterdam Anakent Meclis üyesi adayı olduğunu yazmıştım. Siyasette yeni değil. 12 Yıldır Rotterdam Kralingen- Crooswijk belediyesi meclis üyeliği yapıyor. İlçe halkının çok yakından tanıdığı bir isim. Siyasi görüşü ne olursa olsun Crooswijk’in ortak paydası…
Sosyal Medya paylaşımlarından yola çıkarak randevu talep ettim. Ortak dostumuzun mekanı Ezzo Restoran’da buluştuk. Her zaman olduğu gibi yine yoğun koşturmaca içindeydi.
Söyleşiye başlamadan önce nereden böyle dedim.
– Abi biliyorsun, Rotterdam limanında 5 gemi var. İçinde mülteciler var, onlardan bir kaçını doktora götürdük, dedi.
O zaman konuya buradan başlayalım diye düşünerek ben sordum o anlattı.
“İçler acısı bir durum. Yiyecekleri gıda bankasından veriliyor, giyecekleri kızıl haç tarafından. Fakat ceplerinde bir kuruş yok. Konuştuğum mülteciler genelde Suriye’den. Ara sıra sokağa çıktığımızda bir çay içecek paramız bile yok, diyor konuştuklarım, dedi.
5 gemi dolusu mülteci!
Bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Hollanda’da çoğu insanlar mültecileri istemediği için gemide yaşıyorlar. Mültecilere karşı yapılacak her hangi bir saldırı, gösteri durumda hemen geminin demir alıp uzaklaşması alınan bir önlem olarak düşünülmüş olsa gerek.
-Hollanda’da bir milyondan fazla Müslüman yaşıyor, mültecilerin cebine bir kahve parası harçlık koyacak kadar neden duyarlı olamıyoruz / olmuyoruz diyor; derin derin içini çekiyor Oktay Ünlü…
15 yıl boyunca Hollanda Adalet Bakanlığında müfettiş olarak çalışmış. Rotterdam Ticaret Odası’ndan sonra Den Haag Ticaret Odası’nda hizmetleri ve Türkiye Hollanda ticari ilişkilerine ivme kazandırmak, ticaret hacmini artrmak için yaptığı karşılıklı ziyaretleri, programları yazmak için bu satırlar yetmez, arşivleri biraz karıştırmak yeterli.
– Ağabey Rotterdam’da her 4 çocuktan biri okula aç gidiyor… Yabancılar arasında fakirlik had safhada. 1 milyon 200 bin kişi gıda bankalarından haftalık erzak alıyor. Alanların çoğu da yabancı kökenliler… Hep alan olmamalıyız. Durumu iyi olanlar gıda bankalarına erzak alıp versin diye bir çalışma yaptık. Çünkü ülkede 1 milyon 200 bin insan açlık sınırı aktında yaşıyor. Gıda bankası yetkilileri hayret ettiler, diye sürdürüyor konuşmasını. Anlıyorum ki orada da gönüllü olarak hizmet ediyor. Ve bir anısını anlatıyor.
– Bir hastaneye gitmiştik, bir öğretmenimin ilerleyen yaşına rağmen gönüllü olarak çalıştığını gördüm o da ben de çok duygulandık. Sonra bir başka gönüllüye asıl işinin ne olduğunu sorduğumda müdürü olduğu hastanede haftanın belirli günlerinde de gönüllü olarak çalıştığını söyledi.
Kızıl Haç’ta, Gıda Bankası’nda gönüllü olarak çalışan Oktay Ünlü’nün anlatacak o kadar çok şeyi var ki. Yabancılar arasında gönüllü çalışan pek fazla insan olmamasına da üzülüyor ayrıca.
Kendini nasıl tarif edersin, anlatırsın dediğim de:
– Abi ben pazarcıyım diyor.
– 13 yaşında geldiği Hollanda’da hem okula gitmiş hem de pazarlarda çalışmış, her kadar ben pazarcıyım dese de o hem alaylı hem mektepli. Eğitimin ve öğretimin değerini çok iyi biliyor. Çocukları kendisini örnek almış, ya yüksek okul mezunu ya da yüksek okul okuyorlar ( Hukuk Fakültesi )
– Eğitim öğretim deyince ortak bir tanıdığımız Oktay Ünlü’nün Türkiye’de yoksul çocuklara sık sık araç-gereç, kıyafet, maddi yardım yaptığını söylemişti. Bu konuyu açınca:
– Ağabey bunları konuşmasak diyor, onun bireysel yardımları çoğunun yaptığı gibi göstere göstere, insanların gözüne soka soka değil, “ Veren el alan eli görmemeli “düsturu ve felsefesi ile yaptığı için sanki suç işlemiş gibi utanıyor…

Bugüne kadar Oktay Ünlü’yü bana sorduklarında düşünmeden, direk; “ Elbette tanıyorum” derdim, meğerse hiç tanımıyormuşum…
Bir ara konu döndü dolaştı futbola geldi. Laf lafı açtı bir zamanlar futbol oynadığını söyledi. Futbola devam etseydi benim kadar boyu ile Hollanda’da ona ya Hollandalı yada Türk Maradonası derledi ki olurdu da; o kadar yani!
-E, neden devam etmedin bitti mi futbol merakı, sevdası?
– Futbolu bırakmadım ağabey, Hollanda Futbol Federasyonu’na bağlı hakemim, demesin mi!
Bir çok karşılaşma yönetmiş. Hakemlikte de devam etse kim bilir hangi hakemlerin adını bildiğimiz kadar onun adını da ezbere bilirdik.
Amma ve lakin sosyal, kültürel ve gönüllü çalışmalarından vakit kalmayınca hakemliği geri planda tutmuş. Onun asıl mücadelesinin isim yapmak, popüler olmak, çok Para kazanmak zengin olmak değil mağdurlara yardım etmek, düşküne el uzatmak, gönüllü olarak bir gönüle girmek olduğuna kanaat getirdim.
Kültürel çalışma deyince aklıma geldi, Ben Oktay Ünlü’yü ilk şiir kitabı çıktığı yıllarda bir şiir akşamında tanımıştım.
İkinci kitabı Hollandaca yazılmış. Bir insan isterse mücadele ederse neleri başarabileceğini anlatan bir kitap. Hollanda’da bir çok üniversitede öğretim görevlilerinin öğrencilerine tavsiye ettiği ve tez hazırlayan bir çok öğrenciye kaynak bir kitap.
Kitabın adı: “ Hoe ver kan je het schoppen”
Ne demiş atalarımız, “ Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri”
Geride kalacak eserler bırakmanın yanında ölümsüzlüğün de sırrına ermiş diyebilirim!. Çünkü bir insanı yaşarken ölümsüzleştiren birkaç nokta, kriterler; güldürülen bir yüz, tutulan bir el, yazılan bir eser değil midir?
O halde bu kriterlerin hepsi de fazlası ile Oktay Ünlü’de mevcut. Kaç yüz güldürdü, kaç uzanan eli tuttu sayısını o da, ben de bilmiyoruz ama iki eseri ( kitabı) olduğunu yukarıda yazdım. Bundan sonra bana Pktsy Ünlü kim deseler vereceğim cevabı başlık olarak yazdım: Hollanda’nın en “Ünlü” Gönüllü Türkü: Oktay Ünlü, Hollandalıların bizden daha iyi bildiği tanıdığı…

NHaber.nl
5 Şubat 2022 tarihinde yaptığım bu söyleşiyi sosyal medya hesabım hatırlattı. Nhaber o zaman yayın hayatında olmadığı için tekrar yayınlamadan olmazdı…



