1. Haberler
  2. Haberler
  3. Hüsnü Uysal  Feyenoord’un 200’üncü yıl kutlmasına gitarı ve besteleri ile damga vurdu.

Hüsnü Uysal  Feyenoord’un 200’üncü yıl kutlmasına gitarı ve besteleri ile damga vurdu.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Haber-Yorum

Bu sabah posta kutumuza düşen haberlerden birisi de Ustamız İlhan Karaçay imzalı Hüsnü Uysal  özneli bir haberdi.

Usta’nın haberinin anosu şu cümelelerle başlıyor. “ Rotterdam’ın Feyenoord mahallesi 200’üncü kuruluş yılını kutlarken, sahneye çıkan isimlerden biri Türkiye’den Hollanda’ya uzanan yarım asırlık bir müzik serüveninin temsilcisiydi: Hüsnü Uysal.

uysal 2

Gençliğinde İstanbul’da gitarıyla başlayan yolculuğunu 1974’ten bu yana Hollanda’da sürdüren Uysal, Retropol Orkestrası ve bağlama üstadı Nahim Avcı ile birlikte, mahallenin tarihî yıldönümüne Anadolu’nun sesini taşıdı.”

Yazının tamamını bu linkte tıklayarak okuyabilirsiniz.

Davetiye son gün elime ulaştı. Haliyle kös kös oturup bir davet olsa da gitsek diyen biri olmadığımız için telefon açıp gelemeyeceğimi söyledim Hüsnü Uysal’a…

Bu sabah İlhan Ağabeyin haberini okuyunca aklıma Bab-ı Ali ile Ali Baba’yı aynı zanneden birinin birinin sözleri geldi (?)

Bundan tam 20 yıl önce yazdığım 40 yıl 40 İnsan 40 Öykü kitabıma yazdığım öykülerden birisi de Sevgili Hüsnü Uysal’ındı. Sevgili Hüsnü’nün öyküsünü onun şiirinde geçen “Paçavra” kelimesine nazire olarak, şu sözlerle bitirmiştim: Paçavralara altın, altınlara paçavra değeri vermediğimiz günlerin çok yakın olduğunu söyledim. Uysal Hocaya. Yüzüme öyle bir baktı ki… İnanamadı galiba. Sahi ben inanarak mı söylemiştim?

Buyurun 40 yıl 40 İnsan 40 Öykü’de yazdığım onun  öyküsü:

Hüsnü Uysal:  “Uzun İnce Bir Yoldayım…”

1965 yılında hobi olarak başladığı gitarın çok geçmeden mesleği olacağını belki kendisi bile tahmin edemiyordu o günlerde. Müziğe olan tutkusu, gitara olan aşkı öylesine güçlüdür ki Hüsnü Uysal’ın müziğe başlamasının üzerinden bir yıl geçmeden gurupların aranan gitaristi olur. Şu anda Rotterdam SKVR Müzik Okulu’nda onlarca öğrenciye müzik dersi veren Hüsnü Uysal’ın hayatının her safhasında, her gününde müzik vardır. Tabir yerinde ise müzikle yatar, müzikle kalkar.

Müzik adına her zorluğa göğüs geren müzisyenimizden; sözüm ona müzisyen, sanatçı geçinen birçok ünlünün öğreneceği çok şey var ondan. Sabah erken kalkanın kendisini ‘sanatçı’ olarak lanse ettiği günümüzde o, kendine hâlâ ‘sanatçı’ demiyor ve Koca Veysel’in sözleri ile “Uzun ince bir yoldayım” diye cevap veriyor. 1965’ten bu güne, İstanbul’dan Rotterdam’a müzik dolu yaşamını Hüsnü Uysal anlattı ben yazdım.

Schermafbeelding 2026 08 31 134230

1966-70 yılları arasında sırası ile Kobralar-Akustikler-Gezegenler adlı guruplarda sanatını icra etmeye başlar. 1971-72 yıllarında yıldızı yeni parlayan, bugün Türk Pop Müziği’nin kilometre taşlarından biri sayılan Nüket Duru’ya eşlik ederek profesyonel müzik yaşantısına ‘merhaba’ diyor  Uysal.

Hollanda’ya gelmeden önce Metin Ersoy, Neco, Edip Akbayram, Ersan Erdura, Pakize Suda, Seyyal Taner, Gökben, Tanju Okan, Şenay, Selda, Nazan Kiper, Meral Aydan, Mine Koşan, Erol Evgin, Yeliz, Erol Büyükburç, Nilüfer, Lale Belkis, Salim Dündar, Gökben, Nuran Damcıoğlu olmak üzere daha bir çok sanatçıya eşlik eder usta parmakları ve âşık olduğu gitarı ile.

Hollanda’ya geliş, elbette müzik içi konser için ama ne zaman ve nasıl oldu? “Rotterdam’da bulunan Tarabya Gazinosu’nda üç aylık program yapmak için 17 Ekim 1974 gecesi bir minibüsün içinde tam on bir kişi Hollanda’ya geldik. Bizi gazinonun ortaklarından Şadi Tatlı (Gazeteci) karşıladı. O gün şeker bayramının ilk günüydü. Üç gün, üç gece süren yolculuk yorgunluğu üzerimizde, eşyalarımızı Pamukkale Pansiyonu’na âdeta attık ve Tarabya Gazinosu’na döndük. Rotterdam ışıl ışıl geldi bizlere. Eski müzisyenlerden Ulvi Temel, Korkut Koray ve arkadaşları bize hoş geldiniz, dediler. Müzik yapmak çok zorlaştı burada. Büyük müzik gruplarına iş bulma olanaksız. Her yer diskotek oldu, genelde plak çalıyorlar’ dediler. İlk günden ümitlerimiz kırılmıştı. Oysa Türkiye’den ne umutlarla gelmiştik. Tarabya Gazinosu’nda ilk geceki programımızda Erol Büyükburç’a eşlik ettik. Çalıştığımız bu yerin yanındaki Gab’y Sabra Klübü’ndeki Hollandalı müzisyenlerin bize hoş geldine gelmeleri morallerimizi düzeltmiş, sahneye atılan güller bizi oldukça etkilemişti. İlk üç aylık zamanda Türkiye’den daha birçok sanatçı geldi Rotterdam’a. Tarabya Gazinosu, bin bir zorlukla bakanlıktan aldığı izinle, yabancılar polisinden bizim oturma ve çalışma müsaademizi uzattırdı. Rahmetli Barış Manço ve Erkin Koray ile birlikte çalışmamız bu günlere rastlar. Hollanda’nın değişik kentlerinde konserler verdik. Buradaki dostlarımız bizi el üstünde tutuyordu” diyor ve ben de “Böylece burada kalmaya karar verdiniz sanıyorum.” diye sorumu yöneltiyorum.

“Hollanda’da kalmanın çeşitli yollarını denedik. Bir yıl sonra çıkarılan yasadan son anda yararlanarak sürekli oturma ve çalışma müsaadesi aldık. Bu arada bazı arkadaşlarımız Türkiye’ye dönmüştü. Müzik yapma mücadeleleri veriyor fakat istediğimiz sonuca ulaşamıyorduk. Beyaz Kelebekler’de flüt çalan Erhan da aramıza katıldı. Davulcu bulamıyorduk. İsteklerimize uygun Hollandalı davulcu bulamadık. Erhan, Mazhar Menteş’i davet etti. Mazhar bizimle bir müddet davul çaldı. Elde olmayan nedenlerle Türkiye’ye döndü. Bu durumlar bizi umutsuzluğa düşürdü. Hiç olmazsa müzikten geri kalmayalım istiyorduk fakat uğraşılarımız hep sonuçsuz kalıyordu.

Eski Dostlar, eski dostlar..

Ortada adından başka bir şey kalmayan Kombo orkestrasının geçmişte yaptığı işler bizleri birbirinden koparmayan, geride kalan arkadaşlarla bağımızın çok güçlü kalmasını sağlayan bir faktördü. Zaman zaman bir araya geldiğimizde sanki hiç ayrılmamış gibi hissediyoruz kendimizi. Adnan ve Haluk Almanya’da, Önder, Sabit, Gürhan, Mücahit Türkiye’de, Yavuz, Yaşar ve ben Hollanda’da, Kombo kalplerimizde. 17 ekim 1999 günü üçümüz Hollanda’ya gelişimizin 25. yılını kutladık.

– Müzisyenliğe tabir yerinde ise alaylı olarak başladınız, Hollanda’da akademik anlamda müzik eğitimi aldınız mı?

“Elbette, 1975-76 yıllarında kurduğumuz Kombo gurubu ile Hollanda’ya gelen müzisyenlere eşlik ederken, gurubumuz dağılıyor, bazı arkadaşlar ayrılıyordu. Sırası ile Golden Horn Combo, Anadolu Orkestrası, Gurup Topkapı kurduğumuz orkestralar oldu. Daha sonra 1981-82 yıllarında Hollanda-Türk pop müzik gurubu Dostlar, 1983-84 yıllarında Gurup Kanarya, 1984- 89 Dostlar, 1990- 99 Yeni Topkapı, ve 2000 yılından itibaren de gitarımla tek başıma sahne alıyorum. Rotterdam Konservatuarı’nda 1981 yılında iki yıl süren hafif müzik ve gitar eğitimi aldım. 1998-99 öğretim yılında ise Utrecht Yüksek Okulu’nda Special Müzik eğitimi buna eklendi. Bu arada sözlerini yazdığım besteler yapmaya da devam ettim ve ediyorum. Bir de yaptığım bir film müziği var.”

Bir müzisyen olarak Hollanda’da yaşayan insanlarımızın Türk Pop Müziğine ilgisi yıllar önce nasıldı, şimdi nasıl acaba? Çünkü onların geldikleri yıllarda yanık türküler, 45’lik plaklar, Yüksel Özkasaplar ve benzeri nicelerinin revaçta olduğu yıllar olarak bilinir. Demek ki o yıllarda Türk Pop Müziğini gidip dinleyenler varmış, diyorum hayretle.

Uysal, kaldığı yerden devam ediyor konuşmasına:

“Bugün pop müziğine olan ilgiyi 30 yıl öncesine göre karşılaştırmak mümkün bile değil. Burada doğmuş olmalarına rağmen Türk gençlerinin gerek Türk Pop Müziğine, gerekse Türk Halk Müziğine olan ilgileri gerçekten çok. Bu durum benim gibi yıllarını müziğe vermiş kişiler için gurur kaynağı. Çok mükemmel Hollandaca konuşan, kendi öz kültürel değerlerine sahip çıkan bir nesil yetişiyor. Asimile olmadan iki kültürün güzelliklerini özümseyen bir gençlik. Yıllardır süren mücadelemize gençlerin gösterdiği ilgi, sahip çıkmaları doğru yolda olduğumuzun bir göstergesidir diye düşünüyor ve haklı olduğumu sanıyorum.”

Evet, şu anda SKVR müzik okulunda gitar dersleri veriyor Uysal Hoca. Öğrencilerinin  hemen hepsi Hollanda’da doğmuş, üniversiteye giden gençlerden oluşuyor. Ders verdiği müzik okulundan bahsetmesini istiyorum Uysal Hocadan.

“Daha önce SKVR müzik okulunda Naim Avcı adlı arkadaşım tarafından başlatılan Türk Halk Müziği çalışmaları var. Bu çalışmalar bağlama dersleri ve koro çalışmaları olarak sürüyor ve gençler yoğun ilgi gösteriyordu. Türk Halk Müziği aynı zamanda Hollandalılar tarafından da yoğun ilgi görmekte. Başta Naim Avcı olmak üzere arkadaşlarımız uzun mücadeleler sonucu Rotterdam Konservatuarının hazırlık bölümü olan SKVR müzik oklunda Türk Müziği bölümü açmayı ve Türk Halk Müziğini akademik anlamda kabul ettirmeyi başararak Avrupa’da bir ilki gerçekleştirdiler. Naim Avcı ve ekibinin çalışmalarını sürdürdüğü bu okulda bir de Türk Pop Müziği bölümü açmayı önerdim. Bu önerimin kabul edilmesi ile SKVR müzik okulunda gitar dersleri vermeye başladım.”

Gençler tarafından Türk Halk Müziğine, dolayısı ile saza  gösterilen ilgiyi Türk Pop Müziği ve gitarda gösterebiliyor muydu acaba? Yanlış bir cümle kullanmışım gibi araya girme gereği duyuyor güzünü memnuniyet ifadesi kaplıyor: “Hem de ne ilgi! Çok kısa zamanda beklediğimizden kat kat fazla ilgi gördük. Az önce de belirttiğim gibi özellikle yüksek okul okuyan ve müziğe ilgi duyan gençler akın akın gelmeye başladılar. Bu yüzden 6 gurup oluşturmak zorunda kaldım. Daha önce sizinle yapmış olduğum bir söyleşide de belirttiğim gibi, o güne kadar eline hiç gitar almamış bir genç üç ders sonra  sevdiği bir parçayı gitarı ile seslendirebiliyordu.

Önce pratik, sonra teori ve nota..

Hemen herkesin içinde bir müzik âleti çalmak gibi bir heves vardır. Kimimiz çeşitli imkansızlıklardan dolayı, kimimiz çok basit gibi görünmesine aldanıp başladığımız dersleri, kursları bir-iki hafta sonra terk ederiz. Çünkü içine girdiğimizde işin hiç de dışardan göründüğü gibi olmadığını anlarız. Çok büyük katılımlarla başlanan çeşitli kurslar, bir iki haftasını doldurmadan yarı yarıya fire verir genelde. Oysa Hüsnü Uysal ve öğrencileri için durumun hiç de böyle olmadığını duyuyor görüyorum.

Dünyadaki müzik okullarında bilinmeyen, bilinmediği içinde uygulanmayan bir metot geliştirmiş Hüsnü Uysal. “Müzik okulunun kapısından giren bir daha müzikten kopamadığı gibi aldığı müzik aletini (gitarı) süs olarak duvarına asmaz. çünkü çalabildiği için keyif alır ve çalmaya devam eder.” diyor. Ben nasıl bir metot olduğunu merak ediyorum. “Önce pratik. Bugüne kadar ve hâlâ uygulanan eğitim ve öğretim sisteminin tersini uyguluyorum. Şöyle ki; heves ettiği, çalmak için yanıp tutuştuğu müzik âletini alıp gelen bir kişiye önce nota, usul, makam gibi bilgilerin verilmesi aylar alır. Aylar alan bu zaman zarfında ne kadar istekli olursa olsun kişide bir bıkkınlık başlar. Kimisi yanlış bir karar verdiğini zanneder. Bu yüzden ben önce uygulama ile, yani pratikle işe başlıyorum. Sevdiği şarkılardan birkaçını ilk derslerde dinleyebilecek, dinletebilecek kadar çalmalarını öğretiyorum. Böylece öğrencilerimdeki heves iki katına çıkıyor. İçindeki duyguları müzik adına ertelemiş kişiler de bir iki haftada bir kaç parçayı çalabilen arkadaşlarını görünce harekete geçiyorlar. Sekiz, on kursiyerle başladığımız derslerde, kısa zamanda bu sayının beş kat artması bu uygulamanın meyveleridir. Doğal olarak daha sonraki haftalarda nota ve usul derslerini öğrenciler daha büyük bir arzu ile takip ediyorlar.”

Acaba bu yaştan sonra bende mi başlasam düşüncesi beynimin kıvrımlarında dolaşırken yüzümde oluşan ifadeden anlıyor olsa gerek deneyimli hoca düşüncelerimi. “İstersen sen de başlayabilir, öğrenebilirsin.” diyor!

Herkes bildiği işi hakkıyla yapsın Hocam. Biraz da bestelerinizden söz edelim. Türk Müziği Türk Pop Müziği adına neler yapmayı düşünüyorsunuz. Yeni planlar, projeler var mı?

“Şu anda Türk Müziği, Dünya Müzik Piyasasında olması gereken yerde değil. Ama hak ettiği yerde olmak zorunda. Çok zengin bir kültüre ve müziğe sahibiz. Sesimizi, müziğimizi tüm dünyaya kısa zamanda tanıtmak zorundayız. Barış Manço ve Tarkan’ın açtıkları yoldan gidecek ve Türk Müziği’ni dünyaya tanıtacak yüzlerce gencimiz var. Hollanda’da kalıcı olmaya karar vermiş ailelerin çocukları daha duyarlı, daha aktif.

Bunca yıl sonra Hollanda’daki Türkler bazı olumsuzluklara rağmen çok iyi konumdalar. Bundan sonraki yıllarda daha da iyi konuma geleceklerine inanıyorum.”

Dağlar Dağlar…

Hollandalı Anja ile 25 yıllık, mutlu bir evlilikleri var Uysal Hocanın. “Ya çoluk çocuk?” diyorum. Gitarını kucağına alıyor, bir baba küçücük kızının saçlarını, başını nasıl okşarsa o şekilde okşuyor tellerini. Sonra iki örgü yaparcasına telleri akort ediyor. Akort işi bitince kız çocuğunu (gitarı) kucağına alıyor daha sıkı sarılıyor. (Ya da bana öyle geliyor). Benim aslında o kadar çok çocuğum var ki. Bazen sokakta yürürken selam veriyorlar, “Merhaba Hocam, nasılsınız?” diye hâl hatır soruyorlar. Ben bazı öğrencilerimin yüzünü hatırlamasam bile onlar beni hatırlıyor, tanıyor. Benim sayısını bile bilmediğim kadar çok çocuğum var aslında.”

Ölümü ile âdeta yıkıldığını söylediği Barış Manço’nun meşhur “Dağlar Dağlar” parçasının melodileri dökülmeye başlıyor gitarın tellerinden. Ardından ilk defa duyduğum ve mest olduğum ezgilerle doluyor odanın içi. Nakarat kısmını ezberlemiştim bile ilk kez duymama rağmen. “Kırma benim kalbimi kırma” diye bitiyordu. Güftenin sadece nakarat kısmını yazmama izin veriyor. Çünkü Uysal Hocanın bugüne kadar kaptırdığı, çarptırdığı, melodiler o kadar çokmuş ki!

Eğer tanınmış (popüler) birisi tarafından okunup ve müzikseverlere ulaştırılırsa “Kırma benim kalbimi kırma” adlı eserin haftalarca liste başı olacağını düşünüyorum. Ama müzik piyasasında çarkın nasıl döndüğünü Uysal Hoca bizden daha iyi biliyor. Yine de bu parça olması gereken yerde olmayan bir müzisyenin serzenişi gibi geldi bana. Bu müzik deryasının da kalbini kırdıkları belliydi. Hem de müzik piyasasının içinde, müzik adına bir şeyler yapmak için yola çıktıklarını söyleyenler tarafından.

Ya da ne bileyim Hollanda’nın vatandaşlarımız için “Kırık kalpler ülkesi” olduğunu mu vurgulamaya çalışıyordu? Hayata hep başka açıdan baktığımız için çalıp söyleyenleri dünyanın en gamsız en dersiz insanları olarak mı görüyoruz yoksa?

Ne olursa olsun bu beste bu sözler fazlasıyla etkiliyor.

“Kırma benim kalbimi kırma,

ben de senin gibi bir insanım

sanma beni bir paçavra

ben de senin gibi bir insanım”

Paçavralara altın, altınlara paçavra değeri vermediğimiz günlerin çok yakın olduğunu söyledim. Uysal Hocaya. Yüzüme öyle bir baktı ki… İnanamadı galiba. Sahi ben inanarak mı söylemiştim?

“Dağlar dağ yol ver geçem

Sevdiğimi bir yol olsun yakından görem”

 

Yavuz Nufel- NHaber.nl

 

 

 

Hüsnü Uysal  Feyenoord’un 200’üncü yıl kutlmasına gitarı ve besteleri ile damga vurdu.
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!