Türkiye’de Avrupalı Türklere ( genel adı ile almancı, gurbetçi ) karşı nefretin sebebini buldum. Sünnet..
Eskiden bir gelenek vardı, yaz tatillerinde gurbetçiler çocuklarını sünnet ettirirdi. Hatta o zamanlar toplu sünnet düğünleri pek bi moda idi.
Nedense birden kesildi.
Gazeteler yaz aylarının gelmesi, gurbetçilerin anavatana akın etmesi ve okulların tatile girmesi nedeniyle olsa gerek şu tür ilanlarla dolar taşardı.
Bugün sünnet yarın deniz..
Fenni Sünnetçi Abuzittin Keser.
Doktordan Acısız kansız sünnet…
(Sünnetçiler genelde doktor değil alaylı uzman kesicilerden olduğu için doktorluk özellikle reklamlarda vurgulanırdı..)
Hele bir Fenni Sünnetçi vardı ki, Prof. Dr. Kemal Özkan en ünlü, medyatik olandı. Otobiyografisinde, “29 Ekim 1967’de Darende’de ilk toplu sünnetini 47 çocukla gerçekleştirdi” yazar…
Sünnet çocuklarına güya moral vermek, korkmamaları için “ Ucundan azcık, Pilavlık “ gibi sözler söylense de o sözlerin hiç bir faydası olmazdı.
Belediyelerin, bazı zenginlerin arasında fakir çoçukları toplayıp toplu sünnet etirme modası vardı.
O zamanlar izine giden gurbetçiler, kendi çocuklarının yaşıtı akraba çocuklarını, biraz daaha cömertler (!) köylerindeki fakir fukara çocuklarını da sünnet ettirmeyi vazife bilirlerdi.
Felanca iş adamı 50 çocuğu sünnet ettirdi.
Filanca Belediye 500 çocuğu kestirdi…
Gurbetçi bilmem kim köyünün çocuklarını sünnet ettirdi, şeklinde haber başlıklarına gazetelerde sıkça rastlanırdı.
-2 kestir bir öde,
-10 kestir 4 öde…
Böyle sünnetçi reklamları görmedim ama o zamanlar bu şekilde sünnet ettirilmiş ve şu anda yaşı kemale ermiş insanların hala nasıl kin, nefret dolu olduklarına şahit oldum…
İşte zurnanın zırt dediği yer burası…
O merasimler ister istemez iz bırakmış beyinlerde, yoksulluklarının tokatı sünnet acısı ile işlemiş yüreklerine ve tabi ki şatafatlı düğünlerde Almancı çocukları başrol oynayıp şımarırken, gariban çocuğu sus, kes sesini diye paylanması bir yana almancı çocuklarının elindeki oyuncaklara sahip olmak bir yana ellerini bile sürmek nasip olmazdı
Allah için Belediye toplu sünnet törenleri, Almancı sünnet törenlerinden daha adildi. Ki, her occuk aynı kıyafet giyer, hediye verilecekse hepsine aynı hediye, oyuncak verilirdi..
İşte bu alamancı nefretinin birazı da o günlerin mirası… O günün çocukları bugün kendi çocuklarına o günleri anlatarak çocukların da Almancılardan nefret etmesine zemin hazırladığı bir gerçek…
Nerde o anlı şanlı sünnet düğünleri, normal düğünden daha pahalıya patlardı. Her aile kendi bütçesine ve hava atacağı çevresine göre öyle düğünler yaparlardı ki, salona sünnet olacak çocukların bırakın atı deve ile getirildiği bile olurdu.
Ulan, Hollanda gibi bir yerde nerde bulurlardı binecek deveyi hala hayret ederim?
Para bu develere her kapıyı açtırır, her hendeği atlatıyordu işte. Oğlum için feda olsun derler başka bir şey demezlerdi,
Çok şükür artık o Toplu Sünnet rezilliğine şahit olmuyoruz.
Ve o yıllarda o aileler izinde anlı şanlı sünnet düğünü yapıp, parasını sigortadan almak için ne fırıldaklıklar yaptığını Hollandalı etkili yetkili bir dostum, “ Bu yıl Hollanda’dan izine giden 1000’e yakın çocuk acilden giriş yaptığı hastaneden mecburi sünnet olmuş” demişti. Hepsinin acil gidiş nedeni de genel olarak köyde oynarken ağaçtan düşmek… Hiç birinin kafası gözü yarılmamış, kolu bacağı kırılmamış hepsinin pipisi yaralanmış…
Haliyle bu sünnet ettirme modasından nasibini alamamış, yada içinde uhde kalmış bir muhterem geçtiğimiz günlerde Afrika’nın balta girmermiş ormanlarında, su görmemiş çöllerinde arap çocuklarını toptan kestirmiş, ucundan acık…
…
Valiz olan cüzdan!…
Gurbetçi deyince aklıma Avrupalı Türklerin izin hazırlıkları geldi. En başta lazım eşya valiz( ler)… Binbir türlüsü var, katlananı iç içe gireni, büyüyeni küçüleni… Sünnetçi derken aklıma bir fıkra geldi.
İkini birleştirip anlatayım: Sünnetçinin biri sünnet ettiği çocukların pipilerinin uçlarını biriktirmiş, emekli olunca biriktirdiği pipi uçlarını bir çantacıya götürmüş ve “ Bana bunlardan güzel bir çanta yapmanı istiyorum” demiş. Çantacı tamam deyip bir hafta sonra gelip almasını söylemiş.
Sünnetçi bir hafta sonra malzemesini fazla fazla verdiği, sipariş ettği çantayı almaya gitmiş , çantacı bir cüzdan çıkartıp, buyur deyince sünnetçi sinirden deliye dönmüş bir halde “ Ulan bu ne, o kadar deri parçasından bi cüzdan mı çıktı, resmen malzemeden çalmışsın, ” diye çıkışınca, çantacı gayet sakin ve gülümseyerek: “ Abi merak etme bu çok özel bir cüzdan oldu, biraz okşarsan değil çanta valiz bile oluyor” demiş…
…
Yazıyı tam burada noktalayım derken bir mesaj geldi. Toplu anma töreni.. Şehitler, depremde hayatını kaybedenler falan değil, eceliyle aramızdan ayrılan meslektaşlarımız içinmiş..
Bu konu ile ilgili yazacaklarım şimdilik kalsın, ama şu kadarını yazmasam olmaz… Çünkü bunun adı anma falan değil, Hollanda Türk basınına ayar çekmektir. Ki, tören için anılacak merhumların yakınlarını davet edip Yavuz Nufel gelmesin diye tembih etmek bu anmanın amacının anmaktan ziyade Yavuz Nufel’i öteleme girişimidir ki, bu o kişinin acizliğinin köylü kurnazlığının ve korkaklığının göstergesidir. Bu davranış ve tembihleyiş olsa olsa Yavuz Nufel ve ötekiler olur. Ya da terazinin bir kefesinde tek başına Yavuz Nufel, öteki tarafında diğerleri. Umarım meslektaşlarım bu ince noktayı gözden kaçırmazlar. Çünkü bu durum gösteriyor ki, kendisini eleştirmemi hazmedemeyen şahıs, güya benden intikamını böyle alma yolunu bulmuş.
Eğer onlarda benim bildiğim, birlikte haber peşinde koştuğum merhum arkadaşım, meslektaşım gazetecilerse ve öbür dünyaya gidince değimedilerse bu anma töreninin altında kalmaz, bu anma programını düzenleyenleri yanlarına çağırır hatta alır, aldırılar.. ( Güme krizim geçcsin devam edeceğim.)
Ahirete intikal etmiş arkadaşlarımızın ruhları bu gece gelip, “Ya Sevgili Başkan bizi bu kadar sevdiğini bilmiyorduk, hep sen bizleri bir yere davet ederdin gelir haberini yapardık. Demek bizi bu kadar çok seviyorsun. Öldüğümüz halde unutmadın, bizi özledin öyle mi? Biz de yarından tezi yok seni aramızda görmek istiyoruz!” derler mi derler.
Davete icabet etmemek olmaz, Sen ki davet edildiği yere erinmeyen, Mağrip’ten Maşrık’a , karlı dağlardan çöllere koşup giden vefalı insan, merhumlardan öyle bir davet alırsın inşallah… Bana da “Er kişi niyetine Alahu Ekber” diyerek imama uymak düşer. ( Son paragrafı gülmekten zor yazdım yeminle )
Yavuz Nufel-NHaber.nl











