Yavuz Nufel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sahadakiler, masadakiler, muhannetler, eşcinsel ve ateist yaftaları

Sahadakiler, masadakiler, muhannetler, eşcinsel ve ateist yaftaları

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Bizi PayPal Üzerinden Bağış Yaparak Destekle

Yaş geldi geçiyor… Malumunuz; dünyanın yüzü suyu hürmetine döndüğü muhterem zatlar, Hz. Peygamber’in ömründen uzun yaşanan her yılı utanç yılı sayarlar… Demem o ki utanç yıllarımız çoğalmadan, kenara köşeye attığımız şu müsveddeleri toplayıp, notları temize çekip, vuslat saatini huzurla beklemekte yarar var. Huzur, hele de iç huzuru her babayiğidin harcı değildir ama çok şükür bunca dünya gailesine rağmen ondan uzak düşmedik, birisi adını andığında dünyası allak bulak olanlar utasın!

Öte yandan müsvedde de kötü bir şey değildir… Geçmişte yoğunluk içinde acele ile kayda alınan ve “bir gün kullanırım” diye bir köşeye atılan kıymetli bilgilerden oluşur. Bir nevi not defteridir ama bazıları bu kelimeyi hakaret olarak söyler ki Galat-ı Meşhurdur! (Genel Kültür meselesi azizim!)

Bugün İlhan Ağabey 27 yıl önce kurulan Anatolia Öğrenci Derneğini yazmış… Kurucuları, kurulduğu gün,  dün gibi aklımda…  Türkiye Gazetesi’ne yazdığım günlerdi. Beni görünce gözlerinin içi parlamıştı! Masadakilerden kimse yok, iş insanları yok, basın yok… Daha sonra 10 yıl kadar zamanım olduğunda her etkinliklerine gittim. En son aklımda kalan Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Karabekir’in  konuk olduğu etkinlikti. Bugün okuyunca gurur duydum gençler…

Şimdi sahadaki kardeşlerimle omuz omuza yapılan etkinlik hayır işleri, yardım kampanyalarını detaylı bir şekilde yazmaya kalksam bin sayfalık kitap olur…

Destek Banner''

Başlıklar halinde ve birer ikişer  cümle açıklama ile arşiv karıştırmadan yazayım da bu da benim pulsuz dilekçem olsun..

Madem Anatolia’dan başladık, Sanatolia ile devam edelim…

Geçtiğimiz günlerde Sevgili Kardeşim  Tamer Barış Ülger, “Onur ve Barış” adlı oyunu sergilemiş. Vaktim yoktu gidemedim ama o oyunu ilk sahnelendiğinde izleyenlerden biriyim..

Tamer Barış Ülger’i geçen gün keşfedenler onun Hollanda’ya gelip, Sanatolia’yı kurduğu ve sonraki süreçte yaşadıklarını bilmezler…  Fakat  Tamer ne o günleri unutur ne de o günlerde yanında olan  tek ve ilkleri…

Son 10 – 15 yıldır Türkiye’de yaşanan doğal felaketler, terör olayları malumunuz..

Mesela Hollanda Türk Gönüllüler Vakfı (HTGV)

Başkanı genç bir kızımız.. . Nilgün Şahin.  Arkasında kendisi gibi okumuş, eğitimli, gönüllü, ülkesini, vatanını, bayrağını, Hollanda’yı seven bir ordu var. Onu ve arkadaşlarını nargile cafelerde, iftar yemeklerinde, protokollerde falan görmezsiniz.

Sondan başlayacak olursak,  6 Şubat Depreminin 3. Yılına sayılı günler kaldı. İlk günden beri sahada çocuklar. Bir ayda bir milyon 300 bin Avro civarında topladıkları yardımla deprem bölgesine kurdukları aşevi hala bugün  8-10 kişiye iş istihdamı sağlamanın yanı sıra her gün binlerce kişiye üç öğün sıcak yemek çıkartıyor.

İlk günlerde yollanan battaniye, ısıtıcı,  acil ihtiyaç listesini bizzat götüren ve o günlerde sahada dolaşan kardeşlerimden kaç kişinin haberi var acaba?

Ülkemizi yakıp kavuran Orman Yangınlarında fotoğraflarını gören var mı? Sahada dumanlar içinde elleri yüzleri isten, dumandan kararmış halde, kaç afetzedenin, yangın mağdurunun kor düşen yüreklerine su serpip, yaralarına merhem oldular, sayabilir miyiz acaba?

Öncesinde İzmir, Elazığ depremlerinde… Hatta Karadeniz’deki sel felaketinde…

Valiliklerden aldıkları plaketleri bile paylaşmaktan ar eden, tek-tek alınları öpülesi pırıl pırıl gençlerden söz ediyorum.

Masadakilerin Ramazan ayında Türkiye’de dağıttıkları 300- 500 gıda kolisini 3 bin, 5 bin fotoğrafla paylaşanların aksine gıda paketi dağıtmanın yanında yaptıkları maddi yardımları, kurdukları aşevlerinin, kapattıkları bakkal borç defterlerindeki miktarların lafını bile etmiyorlar… Ben de o miktarları yazacak kadar muhasebeci değilim…

Öte yandan yine masadakiler iftar masalarında protokolde ya da protokole yakın masalarda yer kapma telaşındayken onlar, Hollanda’da kurdukları mutfaklarda, anlaştıkları restoranlarda, yaşlı, mağdur, yalnız, ihtiyaç sahibi Türklerin ve  Hollandalıların yanı sıra yedi iklim 4 diyardan Faslı, Surinamlı, Afrikalı vs… insanlara yemek pişirmek için ter döküyorlar… Gören de var görmeyen de. Asıl sorun görmezden gelenlerde!

Görenler de az değil. Yıllardır yapıkları hizmetler, Hollandalı Belediye başkanlarının dikkatini çekmişti… Geçtiğimiz yıllarda  Büyükelçimiz Şaban Dişli  ve HOTİAD başkanımız Hikmet Gürcüoğlu  da bizzat ziyaret ederek, onlarla birlikte yemek pişirip, dağıtmıştı.

Hatırımda kaldığı kadarı ile  en son yaklaşık 6 bin 500 kişiye Ramazan boyunca her gün  hizmet etmiş, iftar ve sahur yemeklerini evlerine kadar götürmüşlerdir….

 Bitti mi? Hayır, daha başlamadık ki!

Türkiye’de terörün günde onlarca can aldığı zamanlarda, terörü lanet mitinglerine on binlerce gençle katılmış, Rotterdam’daki Erasmus Köprüsü’nden salladıkları bayrakları ile dünyaya terörün gerçek yüzünü göstermişlerdi. Peki, o saflarda masadakilerden kaç kişi vardı dersiniz?

15 Temmuz akşamı Türkiye’de hainler darbe yatmaya çalışırken, bazıları darbecilere övgüler düzen paylaşımlar yapıp gözlerini TV’lerden ayırmazken, Bizler onlarla,  “Şimdi tankların önüne durma zamanı” diyerek Konsolosluklarımızın önüne koşarak safımızı belirlerken, darbecilere karşı yollara dökülenler arasında yine onlar vardı.

Bade adlı 4 yaşında kızımıza ilik nakli olması  için uygun donör bulabilmek için kapı kapı dolaşan  ve her kapıdan Allah yardım etsin diye çevrilen  çaresiz babanın son umudu yine HTGV oldu… Hollanda’da  başlatılan kampanya Almanya’dan Türkiye’ye çığ gibi büyüdü.  Hollanda’da ilik bankasına kayıtlı Türk sayısı  5-6  iken sanıyorum 50 bine çıktı.  İlik Bankasındaki sistem çöktü. Hollanda, Avrupa, Türkiye ulusal medyasında manşet olan bu kampanya Bade Kızımızın mukadderatını değiştiremedi ama uygun ilik arayan 8 kişinin hayatını kurtarmayı başardı.

Sessiz sedasız hayır yapanlar bu kadarla sınırlı değil. Benim bile adını geçtiğimiz aylarda duyduğum LOYA Vakfı var mesela. 10 yıldır sessiz sedasız, Türkiye ve Afrika’daki çocukları giydiren, tencerelerini kaynatan…  Kayseri Ablası Ayşe hanım ile kızının bir ayda yaptıklarını inanın masadakiler bir yılda yapamaz. Destek verilen öğrenci sayısını toplasak bir devlet okulunda okuyan öğrenci sayısını kat kat geçer…

Kulsan’ın sonrası olmadı

Masadakiler yıllardır sahalarda, sahnelerde geçek kültür sanat köprüsü kuran Kulsan Vakfı’nı bilirler mi?

Hollanda’nın 3- 4 şehrinde turneye gelen sanatçılarımızı izlemek için 2 bin kişilik salonları dolduranların yüzde 80’i Hollandalı değil miydi?

Masadakiler  semazeni düğünlerde, iftar sofralarında çengi gibi döndürürken  Kulsan Vakfı, Semazenler ile İspanyolların Filamongo dansçılarını aynı sahnede buluşturup, Sûfî müziği ile İspanyol müziğinin sahneden yayılan yankıları masalardan duyulmasa da dünyadaki kültür sanat etkinliği platformlarında Çin’den Maçin’e duymayan kalmadı!

Kulsan Vakfı kurucuları Adnan Dalkıran ve yardımcısı Veronic Divendaal için göçün 40. yılında  yazdığım 40 yıl, 40 insan 40 öykü kitabımda 2 kişilik ordu demiştim. Ki inanın masadakilerin toplamının 10 yılda kendimiz çalıp kendimiz söylediğimiz etkinliklerinin toplamını bir yılda gerçekleştirerek yaklaşık 500 bin Hollandalı sanat severe izletmişler, dinletmişlerdi.

Dünyaca ünlü sanatçımız Fazıl Say ile Zülfü Livaneli‘nin Consert Gebaouw’daki konserlerinde masadakilerden ilaç niyetine bir kişi bile yoktu!

Ya Leman Sam ve kızlarının Hollandalı sanatçılarla konserleri, yer bulan Hollandalılar kendilerini şanslı hissederdi… Hollandalılara perçemini sallaya sallaya verdiği konserlerle Arif Sağ usta sazımızı  tanıtmadı mı, sevdirmedi mi?

Türk sazlarını ve Müziğini Hollanda Konservatuvarlarına kabul ettiren bir müzik insanı Semih Arıkan… Emekli olup açtığı müzik okulunda 60 yaşlarında Hollandalılara bile kanun çalmayı öğreten adam. Kaç öğrencisi var bir yana, hangi etkinlikte sahne verildi? Yalan olmasın çocuk korosu ile bir iki kez 23 Nisan kutlamalarında Konsoloslukta gördük, o da adı gibi yüreği sevgi dolu Sevgi Hanım sayesinde ( Başkonsolos).

Mevlana’nın doğumunun 800. Yılında Mesnevi’yi Hollandaca’ya çevirtip, Amsterdam İJ Kültür Merkezi’nde dünyaya “ Gel” diye seslenmek masadakilerin hayallerinin bile ötesinde bir etkinlikten başka ne olabilir ki?

Türkiye’deki Kırk  Pınar güreşlerini Amsterdam’a getirip Amerika’dan Çin’e, Kanada’dan Güney Afrika’ya  dünyaca ünlü  yüzlerce televizyonun  canlı yayınını  hiç kimse bilmese de, unutsa da  Koca Yusuf, Kel Aliço, başta olmak üzere yüzlerce pehlivanın ruhu şad olmuştur. Veyis Güngör Başkanlığında Amsterdam Türkevi’nin 40 yılda yaptığı 2 bine yaklaşan etkinliklerden sadece ikisi.

Vedat Gültekin’i İbrahim Yarar’ı, Hasan Çakmak’ı tiyatroda kaçı izlemiş,  Murat Tuncel’in kitaplarından birini okumuştur acaba?…  Ahmet Yıldırım, Amsterdam Bali salonunda dünya şairlerini buluşturduğu etkinliklerden birine katılmamış, Amsterdam Lüksemburg Cafe’de  oturup bir çay kahve veya bir bardak içki içmemiş,  Venezüella’dan Hindistan’a, İspanya’dan Rusya’ya Hollanda’dan öğrencileri ile kalkıp giden  Türk Halk Dans topluluğunu izlememiş,  dünyada ilk kez şizofren hastalarına halk dansları öğreten, hocaların hocası Mehmet Ali Taşdemir’in  adını duymadığı gibi  onlarca şizofren hastasını Hollanda’ya getirip bir hafta ağırlayan ve Rotterdam De Doelen salonunda 2 bin kişiye Halk Dansları gösterisi yaptıran adam sahaların tozunu attırırken masalarda ne işi olur?

Geçen arkadaşımız Saadet Koral’ın yazdığı Dizzy  Bar‘ı bilmeleri masalardakilere ne kazandıracak ki?

Yıllarca Zeytin Bahçesini (Olijven Tuin ) çalıştırdıktan sonra son 10 yıldır Dizzy Bar ile Avrupa jazz müzikseverlerinin evlerinin adresi gibi bildiği mekan. Masadakilerin Dizzy işletmecisi Mustafa Cingöz’ün bilmemesi Cingöz’ün umurunda değil ama Hollanda’da Jazz müziği severler tarafından Dizzy’nin bilinmemesi ayıp sayılıyor iyi mi?

Türk Dil Bayramını kutlamak 60 yıldır kimsenin aklına gelmemiş, bir yıl önce kurulan Kuşaktan Kuşağa Vakfı bir yılda 3 etkinlikle salonları doldurup taşırınca akıllara gelmiş olacak. Tamam sizde yapın, sizde kutlayın,  elimizi uzatır destek verir destek bekleriz. Ama bu iş, bu kutlama bizim tekelimizde diyen olursa, varsa o zaman gidin siz Türkçe’nin başkentinde kutlayın, biz burada.

Yazı uzadı ama artık kusura bakmayın, buraya kadar okuduysanız, son bir örnek daha…

9 yaşındaki Yunus adlı çocuğumuz eş cinsel aileye evlatlık verilince masadakiler bir coştu bir coştu aklınız almaz. Nasıl Türk çocukları eş cinsellere evlatlık verilirmiş… Helal olsun diyecektim ki, adamın birine bir rapor yazırdılar, 6 bin çocuğumuz Türk koruyucu aile olmasa eş cinsellere verilecekmiş. Raporu Yazan Doç ünvanlı ( Şimdi Prof) Hıdır, “elimden gelen budur” demedi bu raporu zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a verdi.

Oysa koruyucu aile bekleyen çocuk sayısı 59 idi. Zamanın Başkonsolosu Togan beye  (Oral )  sorabilirsiniz… Ve  o da ne, 5 bin kişi çocuklarımız koruyucu aile olarak eşcinsellere verilemez yürüyüşü yaparken, Hollanda’da Türk koruyucu aile sayısı 4’dü ve onların da zaten korudukları çocuklar vardı.

Akabinde “koruyucu aile bilincini artırma” vs… benzeri adlarla 7- 8 dernek kurdu bizim masadakiler. “Türkiye bu konuya el attığına göre haliyle bu derneklere maddi yardım da yapar” diye düşünmüş olacaklar ki , ellerini ceplerine atmadıklarından, masadaki hesap sahalara uymadı. Koruyucu  aile dernekleri ardı ardına birer birer kapandı.

Evet dostlar yazmasam olmazlık son cümle, “dernek kurmayın, koruyucu aile olun, lafla bu işler olmaz, eşcinseller kadar insan olun” diye yazdım, masalardakiler bu yüzden bana “eşcinsel, eşcinsel koruyucusu, kollayıcısı” dediler… Bu mantık beni öyle yapıyorsa ne diyelim, eyvallah!

Deprem başta olmak üzere Türkiye’de yaşanan felaketler esnasında Umre programı yapanlar için “Umre farz değil, umre paranızı deprem bölgesine gönderin daha büyük sevaptır” dedim, “Allahsız, dinsiz, Ateist “ dediler.. Bu mantık beni öyle yapıyorsa, ne diyeyim, yine  eyvallah!

Yaklaşık yarım asırdır, sahada mücadele eden ve yukarıda yazdığım bütün etkinlikler dahil pek çok çorbada maddi manevi tuzu olan biri olarak  Ziya Paşa’nın affına mağruren “Ainesi iştir kişinin fotoğraflara bakılmaz” diyor ve mutlu hafta sonları diliyorum.

Keşke muhannetlerin dediklerini sineye çekip oturmayı başarabileydim de yazmak zorunda kalmasaydım dediğim, bu “pulsuz dilekçe” başlıklı yazımı da yüzüm kızararak gönül makamlarınıza arz ediyorum.

Yavuz Nufel – NHaber.nl

 

 

 

 

Sahadakiler, masadakiler, muhannetler, eşcinsel ve ateist yaftaları
+ - 0
Bizi PayPal Üzerinden Bağış Yaparak Destekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!