Siyaset, yalnızca iktidar mücadelesi değildir. Aynı zamanda güven ve karakter imtihanıdır. Ve bu imtihan çoğu zaman “etik ayrıntılarla” kontrol edilir.
Bugün Dilan Yeşilgöz hakkında dolaşan diploma tartışması ahlaki bir eşiktir. Bir önsözü “Drs.” unvanıyla imzalamak… Akademik bir dereceye sahip olmadığı halde öyleymiş gibi bir izlenim bırakmak… Ardından konuyla ilgili içerikleri sessizce çevrimdışına almak… Bunlar teknik olarak küçük detaylar gibi görülebilir. Fakat siyasette güven dediğimiz şey, etik değerler üzerine inşa edilir.
Hollanda gibi kurumsal ciddiyete önem veren bir ülkede akademik unvan meselesi hafife alınamaz. “Drs.” (doctorandus) Hollanda akademik geleneğinde belirli bir lisansüstü seviyeyi ifade eder. Bu unvanı taşımak başka, o unvana sahipmiş gibi davranmak başkadır. İkincisi etik alana girer ve siyasetçinin en zayıf olduğu yer de tam burasıdır. Burada sorulması gereken soru şudur: Bu bir iletişim hatası mı, yoksa bilinçli bir meşruiyet inşası mı?
Eğer bir siyasetçi, akademik ünvanı – sahip olmadığı halde – sembolik bir güç unsuru olarak kullanıyorsa, bu durum Weberyen anlamda rasyonel-legal otoritenin altını oyar. Çünkü modern demokrasilerde meşruiyet, soy-sop, din, etnisite ya da retorik değil, şeffaflık ve doğrulanabilir liyakat üzerine kurulur.
Dahada önemlisi bu mesele kişisel bir diploma tartışmasının ötesindedir. Avrupa siyasetinde son yıllarda ahlâkî üstünlük dili özellikle sağ-sol ekseninde araçsallaştırılıyor. Yolsuzluk, etik ihlal, çıkar çatışması gibi konular söz konusu olduğunda “ahlâkî duyarlılık” çoğu zaman ideolojik konumlanmaya göre çalışıyor. Eğer benimsediğiniz politik hat “doğru tarafta” görülüyorsa, hatalarınız minimize ediliyor, karşı taraftaysanız, büyüteç altına alınıyorsunuz.
Peki bu olayda ölçü ne olmalı?
Bir bakanın görevde kalıp kalmaması hukuki değil, öncelikle siyasal ve etik bir meseledir. Eğer kamuoyuna eksik ya da yanıltıcı bir özgeçmiş sunulduğu sabitse, bu güven aşınmasıdır. Güven aşınması ise özellikle güvenlik ve hukuk politikalarında söz sahibi bir makam için ciddi bir problemdir. Çünkü devlet ciddiyeti, temsil eden kişinin kişisel tutarlılığıyla doğrudan bağlantılıdır.
Ancak burada acele hüküm vermek yerine şu ilkeyi koymak gerekir. Standart tek olmalıdır.
Eğer benzer durumlarda başka siyasetçiler istifaya zorlandıysa, burada da aynı ölçü uygulanmalıdır. Şayet geçmişte “iletişim hatası” denilerek geçiştirildiyse, burada da aynı kriter geçerli olmalıdır.
Unvan meselesi, aslında siyasal kültür meselesidir. Avrupa demokrasileri uzun süre kurumsal şeffaflıkla övündü. Fakat son yıllarda siyaset ile imaj yönetimi arasındaki mesafe daraldı. LinkedIn profilleri, biyografi paragrafları, sembolik sıfatlar… Hakikat ile marka arasındaki çizgi inceldi.
Siyasetçinin en büyük sermayesi diploma değil, güvenilirliktir.
Diploma yokluğu bir eksiklik değildir. Fakat diploma varmış izlenimi oluşturmak ahlaki bir zafiyettir.
Bugün mesele yanlızca Dilan Yeşilgöz değildir. Mesele, Avrupa siyasetinde etik standartlar gerçekten evrensel mi, yoksa konjonktürel mi?
Eğer hukuk devleti iddiası ciddiyse, cevap net olmalıdır.
Ahlâkın yönü, sağı-solu olmaz. Ahlâk ya vardır ya yoktur. Mesele bundan ibarettir.
Metin Yazarel

