Hollanda’da açıklanan yeni koalisyon anlaşması, hükümetin bütçe disiplinini sağlama hedefinin bedelini büyük ölçüde düşük ve orta gelirli kesimlere yüklediği yönünde eleştirilere yol açtı. Sağlık, sosyal güvenlik ve emeklilik alanlarında öngörülen düzenlemeler, artan yaşam maliyetleri karşısında zaten zorlanan binlerce haneyi daha da sıkıntılı bir sürece sürükleyecek gibi görünüyor.
Anlaşmanın en çok tartışılan maddelerinden biri, zorunlu sağlık sigortasında uygulanan kişisel katkı payının (eigen risico) artırılması oldu. Yıllık katkı payının 460 euroya çıkarılması, özellikle kronik hastalar, yaşlılar ve düşük gelirli vatandaşlar için ciddi bir engel anlamına geliyor. Eleştirmenlere göre bu düzenleme, “sağlık hizmetine erişim parası olanlar için” algısını güçlendirirken, dar gelirli kesimleri tedaviyi ertelemeye ya da tamamen vazgeçmeye itebilir.
Hükümet, belediyeler aracılığıyla destek sağlanacağını duyursa da, sosyal örgütler bu tür desteklerin çoğu zaman yetersiz kaldığını ve karmaşık başvuru süreçleri nedeniyle birçok kişinin bu haklardan faydalanamadığını hatırlatıyor. Sağlık harcamalarındaki artışın, gelir eşitsizliğini daha da derinleştireceği uyarısı yapılıyor.
Sosyal güvenlik alanındaki kısıtlamalar da eleştirilerin odağında. İşsizlik ödeneği süresinin kısaltılması, güvencesiz ve geçici işlerde çalışan kesimler için ciddi bir risk oluşturuyor. Özellikle göçmen kökenli çalışanlar ve düşük vasıflı işçiler, işsiz kaldıklarında daha kısa sürede ekonomik çıkmaza sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
Emeklilik yaşının daha hızlı artırılması ise fiziksel olarak ağır işlerde çalışanlar açısından adaletsiz bulunuyor. Uzmanlar, masa başı işlerde çalışanlarla beden gücüne dayalı işlerde çalışanların aynı koşullarda daha uzun süre çalışmasının gerçekçi olmadığını vurguluyor. Buna rağmen anlaşmada bu farkı gözeten somut bir düzenlemeye yer verilmemesi dikkat çekiyor.
Konut politikalarında ipotek faiz indiriminin korunması da ayrı bir tartışma konusu. Bu vergi avantajından ağırlıklı olarak ev sahibi olan orta ve üst gelir grupları yararlanırken, kiracıların artan kira fiyatları karşısında yalnız bırakıldığı eleştirileri dile getiriliyor. Sosyal konut açığının devam ettiği bir dönemde, bu tercihin gelir adaletsizliğini pekiştirdiği ifade ediliyor.
Genel tabloya bakıldığında, yeni koalisyon anlaşmasının “tasarruf” ve “mali disiplin” söylemiyle sunulmasına rağmen, bu politikanın yükünün toplumun en kırılgan kesimlerinin omuzlarına yüklendiği görülüyor. Sosyal örgütler ve sendikalar, hükümeti daha adil ve kapsayıcı politikalar üretmeye çağırırken, anlaşmanın mevcut haliyle sosyal eşitsizlikleri derinleştireceği uyarısında bulunuyor.





