26 Şubat sabahı Rotterdam’da sıradan bir liman hareketliliği yaşanmadı. Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait dört savaş gemisi, NATO’nun Steadfast Dart tatbikatı kapsamında şehre demir attı. Filo içinde özellikle TCG Anadolu, teknik kapasitesi ve sembolik anlamı nedeniyle dikkatlerin odağındaydı. Ona TCG İstanbul, TCG Oruçreis ve TCG Derya eşlik etti.
Wilhelminakade’de toplanan kalabalık yalnızca bir askerî ziyareti izlemiyordu; tarihsel bir dönüşümün görsel karşılığına tanıklık ediyordu.Bir Zamanlar…Bu sahneyi anlamak için hafızayı biraz geriye sarmak gerekiyor.NATO müttefiklerinden Hollanda, Almanya ve Fransa uzun yıllar boyunca Türkiye’ye savunma ekipmanları sağladı. Ancak bu destek çoğu zaman “kullanım şartları” ile birlikte geldi. Kullanılmış tanklar, modernizasyon görmüş F-4 savaş uçakları ve çeşitli silah sistemleri teslim edilirken belirli coğrafyalarda kullanılmaması yönünde siyasi kayıtlar düşülüyordu. Özellikle terörle mücadele bağlamında getirilen sınırlamalar Ankara’da zaman zaman ciddi tartışmalara yol açtı.
O dönem Türkiye, savunma tedarikinde dışa bağımlı; stratejik kararlarında ise müttefiklerinin siyasi hassasiyetlerini gözetmek zorunda kalan bir ülke konumundaydı.
Bugünün FotoğrafıAradan geçen yıllarda tablo değişti. Türkiye, savunma sanayiinde yerlilik oranını artırarak kendi platformlarını üretmeye yöneldi. Bu dönüşümün en somut sembolü ise kuşkusuz TCG Anadolu oldu.232 metre uzunluğundaki bu amfibi hücum gemisi yalnızca bir askerî platform değil; aynı zamanda stratejik özerklik iddiasının yüzen manifestosu. İnsansız hava araçları konuşlandırabilen yapısı, geniş uçuş güvertesi ve çok maksatlı operasyon kabiliyetiyle Türkiye’nin “kendi göbeğini kesme” yaklaşımının ürünü.Bir dönem şartlı verilen sistemleri kullanan Türkiye, bugün Avrupa’nın en büyük limanlarından birinde kendi inşa ettiği amiral gemisiyle gövde gösterisi yapıyor. Bu sembolizmi göz ardı etmek mümkün değil.
NATO İçinde Çelişki mi, Güç Gösterisi mi?Türkiye, son yıllarda Batı ile zaman zaman gerilim yaşayan bir NATO üyesi oldu. Ancak aynı zamanda ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahip ülke konumunu koruyor. NATO tatbikatı kapsamında Rotterdam’a yapılan bu ziyaret, ittifak içindeki karmaşık dengeyi bir kez daha görünür kıldı.Bir yanda Kuzey Brabant’tan gelip Türk bayrağı açan ve “Bu Türkiye’nin gururu” diyen bir kadın; diğer yanda “Artık Ruslardan korkmayız” diyen bir Hollandalı gemi meraklısı. Aynı limanda iki farklı tarih bilinci, iki farklı güvenlik algısı buluştu.Bu sahne, NATO’nun yalnızca askerî bir yapı olmadığını; aynı zamanda farklı kimliklerin ve beklentilerin bir arada durduğu siyasi bir uzlaşı alanı olduğunu hatırlattı.
Rotterdam’ın Türk HafızasıRotterdam, on binlerce Türk kökenli Hollandalıya ev sahipliği yapıyor. Limana yanaşan gemiler yalnızca bir devletin savaş kapasitesini değil, diaspora kimliğinin duygusal bağını da temsil etti. “Bir parça Türkiye’yi burada görmek güzel” diyenlerin gözlerindeki ifade, savunma sanayi verilerinden daha güçlüydü.Biz bu günleri yaşadık. Şartlı verilen silahları, diplomatik krizleri, ambargo tartışmalarını gördük. O yüzden bugün Avrupa limanlarında kendi gemilerimizi görmek, yalnızca bir askerî tablo değil; kolektif hafızanın kapanmamış bir sayfasının yeniden yazılmasıdır.
Son SözGemiler 2 Mart’ta Rotterdam’dan ayrılacak. Ancak bıraktıkları iz birkaç günlük olmayacak.Bir zamanlar savunma ekipmanı alırken şartlara tabi tutulan Türkiye ile bugün kendi savaş gemileriyle Avrupa’da görünürlük sağlayan Türkiye arasında ciddi bir fark var. Bu fark yalnızca teknoloji değil; stratejik özgüven farkıdır.Rotterdam’daki tablo şunu gösterdi: İttifak ilişkileri değişebilir, siyasi rüzgârlar yön değiştirebilir; fakat devletlerin hafızası uzun, savunma vizyonu ise sabırlıdır.Ve bazen bir limana yanaşan gemi, onlarca yıllık bir hikâyeyi tek başına anlatır.
saygılarımla,
Sedat Tapan


