Yavuz Nufel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. 900’lü hatlardan bugünlere…

900’lü hatlardan bugünlere…

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Bizi PayPal Üzerinden Bağış Yaparak Destekle

Türkiye’de son günlerde uyuşturucu kullandığı iddia edilen, seks skandalları ile göz altına alınan, sorgulanan ünlülere her gün birkaç yenisi ekleniyor… Herkes gibi biz de medyadan takip ediyoruz. Fenerbahçe başkanı da ifade verenler arasında. Yurtdışında olmasına rağmen “Devletim çağırırsa koşa koşa gelirim” dedi, ifadesini verdi. Ne kaçtı, ne iftira dedi, ne kimseye suç attı… İddilar ortada ise paşa paşa verdiği ifadede ortada Saadettin başkanın…

İşin ötesini yargı bilir, son sözü mahkemeler söyler…

İş böyle iken, koyu Fenerli olduğumu bilen, ünlü olmamasına rağmen kırdığı cevizlerin kabuğu ambar dolduracak kadar çok birisi; “Sizin başkan neler yapmış gördün mü “ dedi..

Yok görmedim,  ben de herkes gibi sosyal medyadan değil güvenilir, güvendiğim ulusal medyadan takip ediyor, okuyorum, dedim…

Destek Banner''

Çünkü sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri gerçekler samanlıkta iğne misali, bul bulabilirsen…

Madem öyle filmi geri sarıp şöyle 90’lı yıllardan bugüne bir ışık tutalım, flu da olsa bazı gerçekleri örneklerle perdeye yansıtalım mı?

90’lı yıllar ve  900’lü hatlar…

20’li, 30’lu yaşlardakiler bilmez,  ama 30 yaş üstü  olanlar çok iyi bilir!

Bir çok aile gelen yüklü telefon faturaları yüzünden yaz tatiline, yıllık izine gidemezlerdi o derece yani…

Dakikası 3-4 gulden ( eski para birimi) olarak başladı, daha sonra geceleri sıcak, aşk dolu sohbetlerin dakikası 99 cente kadar düşmüştü.

En ilginç olanı ise bir delikanlının,  “Dedeme 900 küsür gülden telefon parası gelmiş” serzenişi üzerine telefon şirketinden istenen ayrıntılı faturada 900’lü telefonları aradığı görülmüştü…

Öyle ya herkes Şener Şen filmindeki dede gibi kulağını tokatlayıp ulu orta “ Ben garı istirem” diyecek değildi…

Açardı yorgan altında telefonu, kulaktan kulağa sabaha kadar aşk dolu geceler.

Daha sonra bu işi yapan, Türkçe servis veren şirketler çoğaldı mantar gibi…

Ekin Dergi’sini yeni çıkartmaya başladığımız, meteliğe kurşun attığımız yıllarda derginin sahibi O.S. masrafları karşılamak için olacak  900’lü Türkçe sohbet hattı reklamı almış…. Derginin çıkması ile birlikte günde bir iki kez çalan ofis telefonumuz ortalama 5 dakikada bir çalmaya başladı…

Arayanların tamamı erkek ve bizi tehdit ediyor, ahlaksızlıkla suçluyor ve bu 900’lü hat santralinin adresini soruyorlardı. Gerekçeleri bu ahlaksız,  bu şer yuvalarını bulmak ve hadlerini bildirmek(miş)…  Ben Genel Yayın Yönetmeni olarak adres falan bilmiyordum, patron biliyor muydu, onu da hala  bilmiyorum..

Adamın biri; ” Ya şimdi adresini verirsiniz ya da derginizin ofisini basmaya geliyorum, dedi. Buyur gel dedik…

Mafya kılıklı 1.80 boylarında, 30’lu yaşlarda bir delikanlı yarım saat geçmeden geldi…

Heybetli ama uykusuz yorgun olduğu belli oluyordu…

Ofiste üç kişiydik. A.S. ofisteki bilgisayarın arkasında, Haber müdürü N.O misafire (!) hoşgeldin deyip çıkış kapısına yarım metre mesafedeki  tabureye oturdu. ( Bir şey olursa kaçması kolay olsun diye,  ama o sonradan bir şey olursa üzerine atlamak için oraya oturduğunu söyleyerek  korkusuz  cengaverlik taslasa da inamadık tabi ) Yazı İşleri Müdürü, aynı zamanda grafiker, sayfa sekreteri herşeyimiz A.S. ise  davetsiz misafirmize (!) hoşgeldin dedikten sonra tüplü devasa bilgisayar monitörünün arkasına oturdu. (Monitörün arkasından sohbetin  seyrine göre ara sıra yüzünün yarısını görebiliyorduk )    Ben de mafya kılıklı, dergimizi sözde basmaya gelen delikanlı ile ofisimizde bulunan ikili koltuğa yan yana  oturduk, çünkü başka koltuk veya sandalye yoktu!

Hoş-beş etmeden,  İsminiz neydi dedim, “İsmim önemli değil”, dedi;  sehpanın üzerinden dergiyi alıp arka kapakta yarım sayda 900’lü sohbet hattı reklamını göstererek, “Bu rezalet, bu kepazelik, bu ahlaksızlık içln geldim. Kim bu şirketin sahibi “ dedi; sesine kabadayı tınısı yükleyerek ve elini beline doğru uzattı sırtını kaşır gibi yaptı: Görmemem mümkün değildi belinde ya silah vardı ya da İngiliz anahtarı da denen  kurbağacık vardı…

( Blr kaç kez beline kurbağacık takıp, tabancası varmış gibi, “ Doluyum, bulaşmayın” diye çevresibne efelenen,  dalaşan;  blr araba dayak yedikten sonra belinden kurbağacık çıkan sahte kabadayı kavgalarına  çok şahit olmuştum barlarda, pavyonlarda.. )

 Öğrendik ki mesele ahlak bekçiliği değilmiş…

Uzatmayayım, adamın ağzından girip burnundan çıkarak tüm beyin ve düşünce röntgenini çekmem hiç de zor olmadı…

Gelir gelmez ne içersiniz  sorumuza , “ Sizin bir şeyiniz içilmez, bu reklamı alarak helal paranıza haram kattınız” diyen zavallı, 15 dakika sonra “ Bir biranız varsa içerim” dedi…

O ana kadar sesi çıkmayan  aynı zamanda haber müdürümüz N.O, “ Olmaz mı, hem de yarım litrelik, isterseniz viski de var” dedi…

-Yok viski içln daha erken, bardak istemez bu bira  teneke kutusundan içilince güzeldir” dedi, açtı bir dikişyite yarısına kadar içti…

Birayı içmesi ile dilide  iyice çözülmeye başladı.

Asıl sıkıntısı, 900’lü hatları aramış da aramış, yüzünü görmediği hatuna aşık olmuş ( evli olmasına rağmen) ayda ortalama 4-5 bin gulden telefon parası vermiş, bu tele aşka para yetiştirmek için dükkanı satmış, karısından- evinden olmuş…

Şimdi kendini bu hallere düşüren, blr kere bile yüzünü görmediği aşkını bulup yüzüne tükürmek miş niyeti…

Biranın geri kalanını da içti…

Ama sohbetin şekli de değişti, nasıl sarhoş oldu anlatamam ayakta duramıyordu blr bira ile hem de… Meğerse  üç gündür lokma girmemiş ağzından…

Hala yüzü kızaran insan varsa umut var demektir…

Yıllar yıllar sonra bir yerde karşılaştık, benim onu tanımam mümkün değildi. Sakallar dizlerinde başında takke, pantolon yerine şalvar…

Hala yazmaya devam ediyorsunuz, sizi sıkı takip ediyorum, hiç değişmemişsiniz, hiç yaşınızı göstermiyorsunuz, dedi… Biz gösterişi sevmeyiz, dedim…  5 dakikada ayaküstü değinmediği konu kalmadı. Kültürel, siyasal, toplumsal…

“Özellikle gençleri doğru yönlendirecek  yazılar yazın Yavuz bey… Bak ben çok şükür doğru yolu buldum”,  dedi…

-Yahu tamam da , sen kimsin, dedim sesimi bir tık yükselterek…

Gülerek , “ Sizin dergiyi basan” dedi,

Ben de görünen yaşam tarzına bakarak önceki yediği haltları yüzüne tokat gibi vurmak için: Ha şu bi bira ile g…t olan 900’lü hat mağduru, dedim…

Neyse,  dedi uzaklaştı ama sohbetimize yancı olan blr başkası,” Abi ne yaptın sen öyle adamıın bırak yüzünü, ağarmış sakallarına kadar kızarttın, dedi…

Hala kızaracak yüzü olanlara ne mutlu…

Asıl sorun kızarmayan, üstelik ahkam kesenlerin çoğunlukta olması.

Ve düşünüyorum da, acaba şu sıradan, gariban, işince gücünde, normal dediğimiz insanlar ellerindeki imkanlara göre ve gençliklerinde  yedikleri haltlar boylarını aşarken; acaba zengin, ünlü olsalardı neler yaparlardı kimbilir…

Madem başladık, bu mevzuları örneklerle yazı dizisi haline getirerek bölüm bölüm yazmasam olmaz. Diğer bölümleri şu düşünüyorum:

  1. Bölüm: Chat dönemi,
  2. Bölüm: Mesengger WEB Cam dönemi;
  3. Bölüm: Facebook ve Sosyal Medya dönemi…

Yavuz Nufel- NHaber.nl

900’lü hatlardan bugünlere…
+ - 0
Bizi PayPal Üzerinden Bağış Yaparak Destekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!