Uğur Mumcu’nun anısına ve aziz hatırasına saygı ve rahmetle…
Daha önce bu konuya Sedat Tapan ve Metin Yazarel kalem oynattı. Hollanda’da kendilerini “STK” olarak lanse eden dernek, vakıf, federasyon ve platformların amaçlarını, faaliyetlerini ve toplumsal karşılıklarını masaya yatırdılar. Ortaya çıkan tablo ise hiç de göründüğü gibi değildi.
Ben bu meseleye yıllar önce el atmış, yazmış, çizmiş ve belki düzelirler umuduyla neredeyse tamamını karşıma almıştım. O dönem Hollanda’ya göçün 40. yılıydı. Bugün bakıyoruz; değişen pek bir şey yok. (Aksine, mitoz bölünmeyle çoğalmaya devam ediyorlar.)
O yıllarda, HORECA diploması alamadıkları için kurulan kasaba ve köy derneklerinin, köy kahvesi mantığıyla işletildiğini; çay, kahve, lahmacun ve döner satıldığını yazmıştım. Sayıları yaklaşık 1.400 civarındaydı. Bugün ise bu rakamın 2 bine yaklaştığı iddia ediliyor.
Sedat Tapan’ın ve Metin Yazarel’in yazılarına katılmamak mümkün mü? Okumadıysanız, lütfen önce o yazıları okuyun.
Düzenlenen etkinliklerde “ilaç niyetine” tek bir Hollandalıya rastlamak mümkün değil. Birkaç iş insanı derneğini bu yazının dışında tutarsak, durum net: Kendi kendimiz çalıyor, kendimiz oynuyoruz. Yetmiyor, bir de Türkiye’den sanatçı getirip sahne aldırıyoruz.
İki yıl önceydi. “Arkamda 50 bin hemşerim var” diyerek caka satan bir dernek başkanı, davet edildiği etkinliklerde protokolde kendisine yer verilmesini, üstelik büyükelçinin hemen sağına oturtulmasını şart koşuyordu. Benim organize ettiğim Göçün 60. Yılı etkinliği için de aynı talepte bulundu. Ben de kendisine açıkça “O zaman gelmeyin” dedim.
İçimde ukde kalmıştı, bugüne kadar yazmamıştım. Şimdi yeri geldi.
Bu başkan, sözde arkasındaki “50 bin kişi” adına öyle bir etkinlik planladı ki, stadyum kiralasa dolup taşardı sanırsınız. Ancak 600 kişilik bir salon kiraladı. “Bu salon küçük gelir, sadece bizim hemşerilerimiz değil, çok kişi gelir” diyordu.
Afişler hazırlandı, reklamlar yapıldı. Takvimler aralık ayını gösteriyordu. Etkinlik, merhum ozan Âşık Veysel’i anma gecesiydi. Üstelik Âşık Veysel’in hayatını anlatan film gösterilecekti. Filmin oyuncuları, yönetmeni ve Âşık Veysel’in tiyatrocu torunu da Hollanda’ya gelecekti.
Beklenen gün geldi çattı. Film geldi, oyuncular geldi… Ancak davetlilerden gelenler sadece 80 kişi civarındaydı. 600 kişilik salonda ön sıralar bile dolmadı. Ayıp olmasın diye etkinlik, aynı kültür merkezinin 160 kişilik küçük salonuna alındı.
Salonun yarısı doldu. Film izlendi, konuşmalar yapıldı. Oyuncular konuştu, yönetmen konuştu, dernek başkanı konuştu. Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Selçuk Ünal da konuştu.
Ancak Âşık Veysel gibi bir dünya değerini izlemeye gelen tek bir Hollandalı yoktu.
Oysa aynı günlerde Rotterdam’ın en büyük kiliselerinden birinde, kilise çanlarıyla Âşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım” eseri çalınmış, bu olay Hollanda, Türkiye medyası başta olmak üzere birçok ülkede haber olmuştu.
Etkinlik sona erdi. Herkes dağıldı. Hollanda Sivaslılar Birliği Başkanı Göksel Soyugüzel, geceyi değerlendirirken şu cümleyi kurdu: “Olsun, büyükelçimizin gelmiş olması yeter.”
Kendine STK diyen bu yapıların çoğu için asıl kriter, büyükelçinin ya da başkonsolosların katılımıdır.
Sonrasında küçük çaplı bir araştırma yaptım. Evet, bir etkinliğin “gücü” ve “önemi”, katılan atanmışların sayısıyla doğru orantılıymış. STK başkanları arasında yazılı olmayan bir kural varmış! , “Kimin etkinliğine kim katıldıysa” güçü, büyüklüğü, etkisi bu kritere göre belirleniyormuş! Katılan insan sayısı, Hollandalıların olup olmaması hiç bir anlam ifade etmiyor.,,
Bugün atanmışlarımız, makam koltuklarında iki saat kesintisiz oturmadan görev sürelerini tamamlıyor. Her zaman, her yerde vatandaşın yanında olmaya çalışıyorlar. Aynı gün Hollanda’nın farklı şehirlerinde 8–10 etkinlik oluyor. Hangisine yetişsinler? Bunu bizzat yaşayanlardanım. Yine de çoğu zaman bir temsilci gönderiliyor.
Davetiyenin üç ay önce ya da üç gün önce gitmesi elbette fark yaratıyor ve önce davet edene öncelik söz konusu ki, bu konuda bilinçli bir ayrımcılık yapıldığına keskinlikle inanmıyorum. Bazen büyükelçilerin ve başkonsolosların aynı etkinlikte bulunmasının nedeni, o gün başka bir organizasyon olmamasıdır. Ancak bizim “köylü kurnazı” STK temsilcilerimiz bunu farklı okuyor.
“Size kim katıldı, bize kim katıldı…” Sezen şarkısı gibi: Hadi bakalım, kolay gelsin.” Bir acayip zor yarış” sözlerine bu yazı için şarkıda olduğu gibi “Bana ne aman ben anlamam ” diye devam etmem mükün değil,
Çünkü son iki yılda yapılan kültür, sanat, fuar, kermes, arabaşı gecesi, iftar, spor, tiyatro ve dinleti gibi etkinliklerin ardından başkanlara hep aynı soruyu sordum: “Etkinliğiniz nasıl geçti?”
Aldığım cevaplar genellikle şu cümlelerle başladı:
Muavin konsolos katıldı
Konsolos katıldı
Başkonsolos katıldı
İki başkonsolos katıldı
Büyükelçi katıldı
Büyükelçi ve bir başkonsolos katıldı
Büyükelçi ve iki başkonsolos katıldı,
Büyükelçi ve üç başkonsolos katıldı
Büyükelçi, üç başkonsolos ve THY Müdürü katıldı
Büyükelçi, başkonsoloslar, THY Müdürü , Maarif Vakfı ve Yunus Emre Enstitüsü yöneticileri katıldı
Üzerine bir de HOTİAD, MÜSİAD, DEİK–DTİK başkanları, UİD Hollanda veya Genel Başkanı katıldıysa varın düşünün en büyük STK kim, varın düşünün o organizeye ev sahipliği yapan STK Başkanın glu glu glu hindi hallerini…
Katılımcı sayıları da sonradan “takviye” olarak veriliyor elbette ama öncelik protokol… Elbette protokol masalarına oturacak olanlarda bu kritere göre belirleniyor ki, hiç bir etkinlikte o masalarda Türkiye’den gelmiş ünlü biri değilse bir sanatçı, bir yazar vs göremezsiniz…
Bunları dinlerken aklıma hep Vizontele filmindeki Cem Yılmaz repliği gelir: “Zeki Müren de bizi görecek mi?”
Kilise çanlarında Âşık Veysel’in ezgileri çalınırken, 1 km ötedeki anma gecesinden Hollandalıların haberinin olmaması da biraz bu duruma benziyor. ” Aşık Veysel de bizi duyacak mı?”
Elbette haklarını teslim edelim bu STK’ların. Mesela Hollandalıların çöpe atıp imha etmek için para vermek zorunda kaldıkları engelli araçlarını 500 avroya satın alıp, Türkiye’ye gönderme ve bu yolla hayır duası alma konusunda kimse ellerine su dökemez…Tır Tır kamyon kamyon götürüp Türkiye’yi adeta bir engelli aracı çöplüğüne çevirdiler. Gidin bakın bir yıl önce götürülen akülü engelli arabalarının kaçı hala sağlam?
Bu kanayan yaraya ise başka bir yazıda değinmeden olmaz… Çünkü bir yerel yönetici adeta yalvardı, Yavuz abi lütfen söyle, yaz, getirmesinler, biz söyleyince üst makamlara şikayet ediyorlar, onlarda gurbetçinin şevkini kırmayın diyor, fakat bi görseniz o engelli arabalarının halini…
Yazacağım elbette, yazmasam olmaz demedik mi?
Abi bi de STK’ları karşına alma blr reklam akamazsın dedi dostun biri… Ulan, üç yıldır kendi yağı ike kavrulan bir yayın yapıyoruz, eğer ilkelerimizden taviz verecek olsaydık, bizim de 50-60 reklamımız olurdu… Bugün ustamız, Uğur Mumcu’nun katledilişinin yıl dönümü, Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilip Basın şehidimiz Uğur Mumcu’nun kemiklerini mi sızlatalım…
Not: Okurlar uyardı, Göksel Soyıgüzel Holanda Sivaslılar Birliği değil ASBİR yani Avrupa Sivaslılar Birliği Başkanıymış!!! Demek ki loca Avrupa’da KOCA Veysel için ancak 80 küsür kişi gelebilmiş.
Yavuz Nufel-NHaber.nl












Üstadım, STK’lar olarak toplumumuzun BAM Teline basmışsın. 😃
Bizim dönemimizde, 80 milyonluk Türkiye’yi temsil ettikleri ve etkinlik yapılacak salona sığdıramayız diye ne Büyükelçi, ne de Başkonsolos davet etmedik. 😜
Uğur Mumcu’nun da ruhu şad olsun…!