Dijital çağın en büyük avantajı, her şey parmaklarımızın ucunda olması.
En büyük dezavantajı ise herkes de bizim paramızın ucunda! Başıma gelen iki olayı ve nasıl kurtulduğum sanıyorum bir çok insanın daha dikkatli olmasına yarayacaktır.
Selçuk Bayraktar ile olmadı ama az kalsın “Bol” ile dolandırılıyordum.
- Tuzak: Eskiden dolandırıcı kapıyı çalardı, şimdi bildiğin ekranın içinden çıkıp geliyor. Sosyal medyada iki video izleyeyim deseniz, bir de bakıyorsunuz “hayat fırsatı” diye önünüzde sahte umut sunumları.
Ben de bu tuzaklara iki kez düşme tehlikesi atlattım: Birinde kahraman gibi kurtuldum, diğerinde ise uykulu kafayla ufak bir gol yedim.
Anlatayım: Aylar önce karşıma yapay zekâ ile hazırlanmış “cuk oturmuş” bir Selçuk Bayraktar videosu çıktı. Adam konuşuyor, anlatıyor, hisseler satışa çıkıyormuş,bulunmaz bir fırsatmış, bir dahası yokmuş…
Ben de saf değilim ama merak başka bir şey. “Hadi bir bakayım” dedim, telefon numaramı yazdım. 5 dakika sonra telefon çaldı.
Karşıdaki ses: “Hisse sahibi olmaya hak kazandınız, sizi tebrik ederiz…”
Allah, Allah… İçimden diyorum ki; “Hisseyi bile görmeden hisse sahibi oldum, helal olsun bana…”
Çok geçmeden bir ampul yandı beynimde. Daha önce TOGG ile alakalı bir dolandırıcılığa denk gelmiş ben bu filmi görmemiş miydim, dedim kendi kendime ve sonra telefondakine:“Bu dolandırıcılık, beni bir daha aramayın” deyip kapattım.
Durumu Bayraktar’a bildirmek için şirketlerinin telefon numarasını bulup aradım. Telefona çıkan sekreter, sakin bir sesle, “Evet, farkındayız. Web sitemizde açıklama var” dedi.
2. Tuzak: Aylar sonra yeniden arandım! Bu kez başka bir senaryo, başka bir ses ve ses tonu… Üç kere denediler. Vazgeçmediler. Ama ben de tam bir inatçıyım; sonuç yine değişmedi.
Geçen Pazar sabahı, gözüm daha tam açılmamış, e-postalarımı kontrol ediyorum. Bir mesaj: Güya Bol com’dan…
“Size özel kampanya!”
Marka ayakkabı + çanta → 9,50 euro
Ya sabah mahmurluğu, ya yıllardır o siteden alışveriş yapmanın verdiği güven… “Ne güzel kampanya!” deyip şak diye kart bilgilerini girdim.
Sonra işler bozulmaya başladı. Onay maili yok. Kargo yok. Bende hafif bir iç çekiş…
Eşim bilgisayarı alıp siteyi araştırdı. Sonuç? Sahte site. Dolandırıcıların el emeği göz nuru.
Tabii hemen bankayı arayıp kartı iptal ettirdik. Büyük zarar olmadan paçayı kurtardık ama bir süre kendime şöyle baktım:
“Bu kadar e-postaya kanmamış adam, yıllardır trollere bile yem olmayan Fehmi, sabah sabah nasıl düştün bu tuzağa?”
Cevap basit:
Uykulu beyin + tanıdık marka = En iyi dolandırıcı kombinasyonu
Ve inandım ki bu durumlarda şüphe, en ucuz güvenlik duvarıymış.
Bu olaylardan sonra şunu anladım:
İnternette gördüğümüz her ucuz ayakkabı ya da mucizevi hisse fırsatının altından ya sahte bir link çıkar ya da kalbimizi kıracak bir bankacı araması…
Sahtekarlara kanmamanın, kazıklanmanın üç kurlalını belirledim ve artık kazıklanmıyor kandırılmıyorum, buyurun işte kurallarım:
– Bir mail geldi mi? → Önce dur.
– Link gördün mü? → Bir daha dur.
– Kart bilgisi istenirse? → Oracıkta çay demle, zihnin açılsın.
Dijital dolandırıcılar sabırlı, yaratıcı ve psikolojiyi bizden iyi biliyor.
Bizim en büyük savunmamız ise bir saniye durup “Acaba?” demek.
Paranızı, güveninizi ve sabah mahmurluğunuzu korumak sizin elinizde.
Hayırlı pazarlar…
Fehmi Uzun- NHaber.nl












