Gurbet hikâyemiz 1960’larda başladı. Avrupa’ya çalışmaya gelen işçilerimiz, bir yandan ailelerine ekmek göndermeye çalıştı, diğer yandan memleketlerine yatırım yapma hayali kurdu. Ancak bu hayaller, çoğu zaman istismarcıların eline düştü. Önce sahte aracılar “iş bulma” adı altında paralar topladı. Ardından 1980’lerde ve 90’larda “yeşil sermaye” furyası patladı. Kombassan, Yimpaş, İhlas gibi şirketler, dini duyguları ve memleket özlemini kullanarak “faizsiz kazanç” vaat etti. On binlerce gurbetçi elindeki avucundakini kaptırdı.
O dönem çok acı tecrübeler yaşandı ama ders çıkarılmadı. Yasal boşluklar, siyasi bağlantılar ve mağdurların utanç duygusu nedeniyle bu dosyalar kapanıp gitti. Ancak dolandırıcıların iştahı hiç dinmedi. Sadece yöntem değiştirdiler.
Bugün artık karşımızda yeni bir tablo var: teknolojiyle beslenen sahtekârlık. İki yıl önce sosyal medyada önüme ToGG hisseleriyle ilgili bir reklam çıktı. “Ortak olun, yatırım yapın” diyorlardı. Başvurdum, hemen aradılar. Bana bir “danışman” atanacak, hisse alım satımını öğretecekmiş. Ama birkaç dakika sonra anladım ki ortada ne ToGG vardı, ne de gerçek bir yatırım. Tamamen markayı istismar eden bir düzenekti.
Geçen hafta bir başka tezgâha şahit oldum. Selçuk Bayraktar’ın bir videosu önüme düştü. Meydanda halka hitap ediyor, “hisse alın, bize yatırım yapın” diyordu. Ama dikkatli bakınca fark ettim: bu video yapay zekâ ile hazırlanmıştı. Yani Bayraktar böyle bir konuşma yapmamıştı. Merakıma yenilip numaramı bıraktım. Çok geçmeden aradılar; yine aynı senaryo, yine aynı tuzak. Bu kez onları uyardım, Baykar grubuna da durumu bildirdim.
Dolandırıcıların yöntemleri artık sınır tanımıyor. Bir gün yapay zekâ videolarıyla, ertesi gün Facebook’ta “maç bileti” ilanlarıyla karşımıza çıkıyorlar. Almanya’da, Hollanda’da “ucuz bilet” diye yüzlerce kişiyi dolandıran çeteler hâlâ aktif.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: 1960’lardaki umut sömürüsü ile bugünkü yapay zekâ videoları arasında aslında fark yok. Yöntem farklı, ama hedef aynı: gurbetçinin alın teri, emeği ve umudu.
Artık susma ve görmezden gelme zamanı geçti. Avrupalı Türkler olarak her reklama, her yatırıma, her fırsata şüpheyle yaklaşmalıyız. Araştırmadan, sorgulamadan, belgelerini incelemeden tek kuruş dahi teslim etmemeliyiz. Çünkü dolandırılmak sadece paramızı çaldırmak değildir. Güvenimizi, geleceğimizi ve çocuklarımızın umudunu da çaldırmaktır.
Saygılarımla,
Fehmi UZUN

