Kaldırımlarda Yemek, İçeride Hüsran: Hollanda’daki Bazı Türk Restoranlarının İçler Acısı Hali
Bugün size bir gazeteci olarak değil, sıradan bir müşteri olarak yaşadığım bir akşamdan bahsetmek istiyorum. Ailemle birlikte Amsterdam’da Türk vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı bir semtte, akşam yemeği için dışarı çıktık. Kaldırımlara sıralanmış masalar, peşi sıra dizilen restoranlar… İlk bakışta iştah açıcı bir atmosfer gibi görünüyordu. Bir masaya oturduk, siparişimizi vermeden önce elimi yıkamak için lavaboya yöneldim.
Ancak karşılaştığım manzara, bu “dışarıdan cazip” görüntünün ne kadar aldatıcı olduğunu gözler önüne serdi. Tuvalette ne tuvalet kâğıdı vardı, ne de el yıkamak için sabun… tuvaletteki kolozetin üzeri idrarla doluydu,Temizlikten eser yoktu. Şaşkınlık ve hayal kırıklığıyla masaya döndüm, “Burası olmadı, başka bir yere geçelim” dedim. Yeni restoranın tabelası farklıydı ama meğer aynı işletmeciye aitmiş…
Ailem “Artık oturduk, siparişimizi verelim, yiyip kalkarız” deyince, öyle yaptık. Yemekler geldi, yedik. Derken bir tatlı, bir çay derken yakın masalardan ağır nargile kokuları gelmeye başladı. Neredeyse üzerimize sinen bu koku, keyfimizi iyice kaçırdı. Tatlımızı içerideki bölüme geçip yedik ama artık akşamın keyfi kaçmıştı.
Eve dönerken aklımda hep şu sorular yankılandı:
Biz neden bu sektörde ilerleyemiyoruz?
Neden hâlâ müşteri memnuniyetini değil, sadece hesabı düşünen bir işletmecilik anlayışı hâkim?
Restoranların çoğunda bir yanda yemek yenilirken diğer yanda nargile içiliyor. Bu, yemeğinize odaklanmak isteyen müşterilere yapılmış büyük bir saygısızlık. Üstelik üzeri kapalı alanda nargile içilmesi, sağlık açısından da ciddi bir sorun teşkil ediyor.
Bir başka mesele ise hijyen.
Bu kadar kalabalık, bu kadar talep gören yerlerde en temel ihtiyaçların bile karşılanmaması utanç verici. Sabun yok, tuvalet kâğıdı yok, temizlik zaten hak getire… Avrupa’nın göbeğinde, hem de gıda sektöründe hizmet veriyorsunuz. Bu nasıl bir sorumluluk anlayışıdır?
Bu akşam yaşadıklarımdan sonra içimden şunu geçirmekten kendimi alamadım:
Biz Türkler neden Hollanda’da bir Michelin yıldızlı restoran açamıyoruz?
Cevabı çok açık: Çünkü önce temizlik, düzen, müşteri memnuniyeti gibi temel ilkeleri benimsememiz gerekiyor. Türk mutfağı dünya çapında tanınan, zenginliğiyle övünülen bir mutfaktır. Ancak bu zenginliği layıkıyla temsil edecek işletmecilere ihtiyaç var. Her önüne gelenin restoran açtığı bir ortamda kalite düşüyor, kültürel miras da zedeleniyor.
Türk mutfağını temsil eden herkesin belirli bir eğitimden geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sektörün bir standardı olmalı. Temizlik, hizmet kalitesi, hijyen ve müşteri deneyimi gibi konular sadece “lüks” restoranlara has olmamalı. Aksine, her sokak restoranının da temel etik kurallara uyması gerekir.
Son olarak şunu da sormadan edemeyeceğim:
Bu restoranları denetleyen bir kurum, bir yetkili, bir merci yok mu?
Hijyen denetimleri nerede? Yemek yenilen alanda nargile içilmesine nasıl göz yumuluyor?
Bu akşam yaşadıklarım, ne yazık ki bana büyük bir hüsran yaşattı. Oysa içimizde bir umut vardı; “Bir gün Hollanda’da da Türk mutfağı bir Michelin yıldızı alacak” diyorduk. Ama önce aynaya bakmalı, eksiklerimizi kabul etmeli ve kendimizi düzeltmeliyiz. Çünkü biz bu sektörde yalnızca yemek sunmuyoruz; kültürümüzü temsil ediyoruz.
Saygılarımla,
Sedat Tapan
