Yavuz Nufel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Uzatılan her mikrofona konuşmayın…

Uzatılan her mikrofona konuşmayın…

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Bizi PayPal Üzerinden Bağış Yaparak Destekle

Evet Avrupalı Türklerin Sılada dışlanma ayları, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül  olmak üzere dört aydır.  Haziran ayı bitmek üzere çok şükür önceki yıllara göre fazla şikayet yok.  Avrupalı Türk deyince kiminin aklına Gurbetçi kelimesi gelir  kimi ise direk Almancı diye düşünür.

Ben ise Avrupalı Türklerin hayatını  biraz satranç biraz tavlaya benzetir;  20 yıldır Gurbetçi, Almancı kelimelerini kullanmam ve Avrupalı Türkler derim..

Bugün Usta Gazeteci Yusuf Cinal’ın Türkiye yolunda yazdığı yazıyı okudum, Belçika’ya kara yolu ile  ( 1985) geliş öyküsü ile şu anda izine gidişini yazarken 40 yılın sıla yolu özetini yazmış adeta…

Ve yazısını  “ Onları döviz kaynağı, soyulacak kaz” olarak görmeyin diye bitirmiş…

Özellikle son yıllarda Türkiye’de  Avrupalı Türklere karşı inanılmaz bir önyargı, dışlama, hor görme kampanyası var adeta.. Sokak röportajlarına yansıyan bu dışlanmanın temelinde buradan izine giden vatandaşlarımızın yaptığı mukayese neden oluyor.

Hem nalına hem mıhına vura vura kaç kere yazdılar, yazdım, yazdık bilmiyorum. En son Fatih Altaylı, “ Avrupalı Türklerden vergi alınsın “ gibi bir şeyler zırvalamıştı.

Daha önce Haber 7’de yazdığım, bir kaç yıl önce de NHaber’de yayınlanan bu yazımı bulamadıklarını söyleyenler için tekrar yayınlıyorum.

Avrupalı Türkleri acımasızca  eleştiren, yerden yere vuranlar önce bu yazıyı okurlarsa belki biraz empati yaparlar. Buradan tatile gidenlerde Vatan sevgisini, özlemini yaşadığı ülkelere “ Tu Kaka “ dercesine anlatırlarsa elbette kendilerini eleştirenlere malzeme vermiş olurlar.

Avrupalı Türkler bırakın kim ne derse desin her gördüğünü mikrofona cevap vermeyin…

Hollanda’ya geldiğim günden beri Avrupalı Türkleri araştırıyor, yazıyor, övüyor hatta zaman zaman yerden yere vuruyorum. Yılların gözlemi, araştırması, haberi, söyleşilerini toplayıp analiz ettiğimde göçün 50. Yılına doğru  Avrupalı Türkler deyince ortaya bu yazı çıkmıştı.

Tavla ve Sartan oyununun tarihçesi.

Eski zamanlarda Hint İmparatoru Pers imparatoruna  satranç oyunu ile birlikte gönderdiği mektubunda şöyle bir mesaj yazar: “  Kim daha iyi düşünür, kim daha iyi bilir, kim daha ileriyi görürse o kazanır işte hayat budur.” der.

Mektupla birlikte satranç oyununu ve kurallarını çözmesini ister. Pers imparatoru veziri Muzur  Mehir’e satranç denen oyunu çözmesini  ve karşılığında bir oyun icat ederek onu Hint İmparatoruna hediye edeceğini söyler.

Pers imparatoru satranca karşılık icat edilen tavla oyunuyla birlikte Hint imparatoruna yazdığı mektupta: “ Evet, kim daha çok düşünür, kim daha iyi bilir, kim daha çok ileriyi görürse o kazanır. Ama biraz da şans gerekir; asıl hayat budur” der… ( İmparatorun şans dediği satrançta olmayan fakat tavlanın olmazsa olmazı zarlardır)

1400 yıl önce ortaya çıkan tavla oyunu zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanmıştır. Tavlanın kendisi seneyi; 4 köşesi 4 mevsimi; iç kısmındaki 6’şar hane senenin 12 ayını; karşılıklı pulların toplamı bir ayın 30 gününü; pulların siyah ve beyaz olması gece ve gündüzü; karşılıklı 12 şer hane de günün 24 saatini simgeler.

Avrupalı Türklerin de hayatı biraz satranç biraz tavlaya benzer.

Düşünemediler,
Bilemediler,
İleriyi göremediler,
Kale gibiydiler,
Fil gibiydiler,
At gibiydiler,
En ağır işlerde ilk başta onlar öne sürüldü..
İzinden izine, tatilden tatile şah hissettiler kendilerini..
Kırıldılar,
Vuruldular,
Kapı aldılar, kapılardan  oldular, kapılardan kovuldular;
Dağıldılar,
Toplandılar;

Çoğu zaman ellerinde kırık bir pul ile  tek kapıya bağlandı umutları..
Ya biri kırık geldi ya tavlanın dışına çıktı attıkları zarlar..
Yeniden attılar olmadı, sayılmadı..
Düşeş (6-6) beklediler hep yek (1-1);
Dübeş (5-5) beklediler 2-1 geldi zarları..
Satrançta piyon, tavlada kırık pul olduklarının farkına kırk yıl sonra  vardılar.

Avrupalı Türklerin hayatı biraz satranç biraz tavlaya benzer.

Hayatı satranca benzeyenler mat; tavlaya benzeyenler mars oldu!

Yine de her şeye rağmen ülkelerini ve yaşadıkları ülkeyi sevdiler, seviyorlar…. Ama birazdan bahsedeceğim el-itlerin neyi ne kadar sevdiği tartışılır…

Az da olsa kendilerinin farklı olduğunu hayatlarının ne tavlaya ne de satranç oyununa benzemediğini güya  “elit” olduklarına inanlar da  yok değildir!

Ve bu zavallılar hiçbir zaman ne oyun, ne de  oyuncu olamadılar hep kenarda seyirci olup kenardan izlediler.

Güçlü, hilekar, oyunu kurallarına göre oynamayan ( zar tutan, pul çalan)   sahiplerine yaranmak adına:

Kraldan çok kralcı olmayı yeğlerler..

Çalışmayı sevmezler…

Okur gibi yapar ama kitap okumazlar…

Dillerinden hak-hukuk vb. kelimeleri düşürmezler ama hak yemekten menfaatleri için her türlü b.ku  yemekten de  çekinmezler..

Düşkünün, mağdurun yanındaymış gibi görünürler fakat hiçbir düşküne, mağdura el uzattıkları görülmemiş, duyulmamıştır…

Domuz gibi sağlıklıdırlar ama hastalık kasalarından ödenek almak için tek ayak üstünde dört dakikada 40 yalan söyllerler..

Ve bunlar, ülkelerinde gördükleri nahoşlukları sahiplerinin hoşuna gideceği düşüncesiyle çeyrek yamalak İngilizce,  Flamanca, Almanca, Fransızcaları ile  ballandıra ballandıra anlatıp güya eleştiri yaparlar!..  Asıl vermek istedikleri mesaj şudur:  “ Bak ben de sizin gibi düşünüyorum sizden biriyim!

Yazının burasında,  hiç sevmesem de bu zavallılara bir Recep İvedik hareketi gerekir; yazıda ancak “Nah!” diyorum…

Ne yapsam, ne söylesem, ne yazsam faydasız,  onlar hâlâ kendilerini “elit” olarak görüyorlar!

Almana,  Hollandalıya, Fransıza,  İngilize hangi ülkede yaşıyorsa o ülkenin insanlarına yaranmak adına  kendi ülkesinin değer yargılarıyla, inançlarıyla, kültürüyle kafa bulmanın; küçük görmenin adı elitlikse buyurun Siz el-itlerimize son olarak diyorum ki; Biilin ki sizler yukarıda bahsettiğim tavla ve satranç oyununda ne pul, ne zar, ne şah ne piyon, ne kale ne de filsiniz; olsanız olsanız  tavlanın içine yuva yapmış ya da satranç tahtasının üstünde dolaşan birer hamam böceği olursunuz!…

Güncelleme: 25-6- 2026

Yavuz Nufel- 4 Temmuz 2010 Haber7 

Uzatılan her mikrofona konuşmayın…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!