Yazım hataları günümüz gelişen teknolojilerine rağmen çok daha fazla oluyor. Ancak kullanılan yazılım programları bu hataları sıfıra indiremiyor. Vasat bir haber için eskiden bir gazeteci bir- iki saat uğraşırdı. Uzun uzun düşünmeye zaman harcamaya, uğraşmaya gerek de kalmadı artık. Zamanımızda gazeteci olmak için tahsile falan gerek kalmadı, Microsoft çocuğu olmak yeterli. Ve o kadar çoklar ki…
Fakat ben yazım hatası olan haberleri, yazıları daha çok seviyorum, benim yazılarımda hata bulanlara da inanılmaz saygı duyuyorum. Çünkü demek ki dikkat edip okumuşlar. Siteye giren bir yazının içince ne kadar, kaç dakika kaç saniye kalındığını zaten sistem gösteriyor. Sadece tık almak yetmiyor. O haber için okuma süresi de önemli. Şöyle ki 100 bin tık alan bir yazının kişi başına sayfada kalış süresi 2-3 saniye ise tıklanmış ama okunmamış bir yazıdır. 10 bin ziyaretçi almış bir yazının kişi başına sayfada ortalama sayfada kalış süresi bir dakika ise en azından iki paragrafı okunmuş demektir.
Ben yazım hatalı yazıları daha çok seviyorum ve bu tür hatalı yazıları içi kurtlu elmaya benzetiyorum. Köroğlu’nun “ Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” sözünü mesleğimize uyarlayıp rahmet dileyelim: “Yapay zeka çıktı gazetecilik bozuldu” Yapay zekandan önce en azında kes- kopyala -yapıştır (KKY) usulü ile habercilik vardı.
Gerçekten KKY gazetecilik yapan arkadaşları mumla arıyorum. Abi senin haberi almadık, çalmadık diye nasıl türlü türlü yemin edip yalan söylerlerdi. Onlar beni kandırdıklarını zannettikleri için; ben de onların beni kandırdıklarını zannedip sevindikleri için sevinirdim.
Çünkü yazının içine öyle bir imza atıyorum ki, onların bulması için daha 7 aylık bebek gibi bıngıldağı gelişmemiş beyinlerinin çözmesi mümkün değildir.
Mesela bu yazıma başlarken ilk paragrafta attım imzamı, Elbette yazdığım her habere böyle sadece çoğunun “ ÖZEL HABER” dediği türden adını benim buldupum ” Akrostiş İmza” atıyorum.
Akrostiş imza nasıl oluyor?
Aşağıdaki dörtlük daha ilk okul çağlarında dilimize pelesenk olmuştur. Bilmeyen var mı bilmem ama duymayan söylemeyen yoktur sanıyorum. Akrostiş. Yukarıdan aşağı okunduğu zaman S E Nİ harfleri çıkıyor. Yani maniyi söyleyen karşısındakine kimi sevdiğini en çocukça en saf en temiz şekilde böyle anlatıyordu.
- Seviyorum ama kimi
- En tatlı birisini
- Nasıl anlatsam sana
- İlk harflere baksana…
Akrostiş deyince benim aklıma yukarıdaki klasik nostaljik dörtlükten hemen sonra Padişah Yavuz Sultan Selim gelir.
Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkane / yâr olur
Herkesi sen / dostun mu sandın / belki ol / ağyâr olur
Sadıkâne / belki ol / âlemde bir / serdar olur
Yâr olur / ağyâr olur / serdar olur / didâr olur..
Bu tarzı ilk yazan Cihan Padişahı Yavuz Sultan Selim olarak biliyorum.. Yukarıdan aşağıya koyu kelimeleri okuyunca sağdan sola okunan birinci mısra, ikinci bölümdeki kelimeleri yukardan ağüaı okuyunca ikinci mısra, derken sağdan sola yukarıdan aşağı oyuunca da dörtlük aynı… Kenisi gibi bu dörtlükte Akrostiş sanatının Padişahı değil midir?
İşte bende bazen imzamı böyle gizli atıyorum, haberde, köşe yazılarımda, yorumlarımda..
Yazdığım yazının cümlelerinde bazen son harflerle, bazen cümlelerin ikinci kelimeleri ile bağıra bağıra hem de büyük harflerle Y A V U Z yazıyorum, en azından HİÇ görmediyseniz bundan sonra belki görür fark edersiniz diye düşünüyorum.
İşte bu yazıdaki Akrostiş İmzam…
Bu yazının ilk paragrafını tekrar ele alalım göstermek için. Bu kez anlaşıması, görülmesi için cümleleri şiir gibi alt alta yazacağım:
Yazım hataları günümüz gelişen teknolojilerine rağmen çok daha fazla oluyor.
Ancak kullanılan yazılım programları bu hataları sıfıra indiremiyor.
Vasat bir haber için eskiden bir gazeteci bir- iki saat uğraşırdı.
Uzun uzun düşünmeye zaman harcamaya, uğraşmaya gerek de kalmadı artık.
Zamanımızda gazeteci olmak için tahsile falan gerek kalmadı, Microsoft çocuğu olmak yeterli. Ve o kadar çoklar ki…
Bir kaç yıl önce yine bir arkadaş yemin billah ediyor, yazını aldım ama değiştirdim biraz, şu-bu diyor… Açtım yazıyı gösterdim. O zaman şifre üç cümlenin baş harfleri H İ Ç ‘ idi. “ Ulan bu da mı tesadüf?” diye sorunca, pişkin pişkin, “ Olamaz mı yani demez mi…
Rahmetli Kemal Kırar dayanamayıp, ” Akıllı ol, Yavuz adamı harflerle ıslar, kelimelerle döver” demişti. Kemal Kırar tanıdığım en iyi dil bilimci, Türkçe, Osmanlıca’da üstüne tanımadığım, ölümünden önce ” Kim Milyoner olmak ister” adl yarışmanın sorularını yazan kişi. Ve Hollanda’da yaşadığı süre içinde iz bırakmış nev-i şahsına münhasır bir kişi idi..
Bu güzel sözler isyan mı, iltifat olarak mı söylenmişti bilmiyorum ama “ Ben gerektiğinde imzamı atarım alan alsın dükkan sizin olsun, hatta hakkım varsa da hakkım da helal olsun” dedim.
Hadi bakalım, hayırlı hatırlı hafta sonlarınız olsun…
Yavuz Nufel- NHaber.nl
