Hollanda’daki Türk sivil toplum kuruluşları, toplumu bilgilendirme görevini yerine getiriyor mu, yoksa sadece protokol fotoğrafı için mi var oluyor?
Amsterdam — Sivil toplum kuruluşu… Kulağa ne kadar asil geliyor, değil mi? Toplumun sesi olmak, vatandaşı bilgilendirmek, kamu kurumları ile halk arasında köprü kurmak. Peki bunu gerçekten kaç kuruluşumuz yapıyor?
Kartvizitte “Başkan” Yazmak Yetmez
Bugün bir STK yöneticisiyle konuştuğunuzda herkes bir şeyler anlatır: kuruluşunun tarihini, büyüklüğünü, katıldığı birkaç etkinliği, devlet kurumlarıyla kurduğu ilişkileri. Ama asıl soru başka: toplum için düzenli olarak ne üretiyorsunuz? Bir derneğin başına geçmek, bir kartvizitte “Başkan” unvanı taşımak, topluma hizmet ettiğiniz anlamına gelmez. Sivil toplum kuruluşunun toplum karşısında bir borcu vardır ve bu borç, salonda oturmakla değil, sahada çalışmakla ödenir.
Vatandaşımız Hollanda Siyasetini Tanımıyor
Bir arkadaşımla yaptığım sohbet bana bir kez daha gösterdi ki, toplumumuzun büyük bir kesimi yaşadığı ülkenin siyasi sistemi konusunda neredeyse hiçbir fikre sahip değil. Belediye meclis üyeleri ne zaman, nasıl seçiliyor? Seçildiklerinde tam olarak ne iş yapıyorlar? Belediye başkanı seçimle mi geliyor, yoksa atamayla mı? Çoğu vatandaşımız bu sorulara doğru cevap veremiyor.
Aynı bilgisizlik ulusal siyaset için de geçerli. Tweede Kamer (İkinci Meclis) ile Eerste Kamer (Birinci Meclis, ya da halk arasında söylendiği şekliyle “birinci kamer” ve “ikinci kamer”) arasındaki fark nedir? Milletvekili ile senatör arasındaki yetki farkı ne? Bu kurumlar ne işe yarar, kararları nasıl alır? Bilmiyoruz. Ve bilmediğimiz için de sandığa gittiğimizde çoğu zaman ne için oy kullandığımızın bile farkında değiliz.
Bu bir kültürsüzlük meselesi değil; bu bir bilgilendirme eksikliği meselesidir. Ve bu eksikliği kapatmak, tam da STK’larımızın görevidir.
Yapılması Gereken Hiç de Zor Değil
Bunun için milyonlarca euroya, dev organizasyonlara ihtiyaç yok. Bir STK, kendi lokalinde ayda bir kez vatandaşı davet edip “Hollanda’yı Tanıyoruz” başlıklı bir bilgilendirme toplantısı düzenleyebilir. Bir hukukçu davet edebilir. Bir belediye meclis üyesini vatandaşla buluşturabilir. Bir eğitim uzmanıyla çocukların okul sistemini anlatabilir. Büyük salonu olan kuruluşlar ise ulusal meclisin işleyişini, milletvekilliğinin ne anlama geldiğini geniş kitlelere aktarabilir.
Gerekli olan tek şey; istek, emek ve sorumluluk duygusudur. Bunların hiçbiri pahalı değildir. Pahalı olan, ilgisizliktir.
Fotoğraf Karesi Toplum Değildir
Sorun da tam burada başlıyor. Bazı kuruluşlarımızın faaliyet anlayışı; bir programa katılmak, protokolde görünmek, fotoğraf çektirmek ve ertesi gün sosyal medyada “biz de oradaydık” demekten öteye geçmiyor. Salon doluyor, konuşmalar yapılıyor, fotoğraflar paylaşılıyor. Peki sonra? Vatandaşın hayatında ne değişti? Kaç kişi bilmediği bir hakkı öğrendi? Kaç anne-baba çocuğunun eğitim sistemi hakkında bilinçlendi?
Sorulması gereken sorular bunlardır. Çünkü sivil toplum, fotoğraf karesi değil, toplumun kendisidir.
Koltuk mu Sevilir, Hizmet mi?
Bazen sormadan edemiyor insan: Bazı yöneticiler gerçekten hizmet için mi o koltukta oturuyor, yoksa koltuğun kendisini mi seviyor? Başkanlık bir ayrıcalık değil, sorumluluktur. Bir koltuk kimseye toplumun üzerinde bir makam vermez; tersine, toplum karşısında daha ağır bir yük yükler.
Başkan olmak, toplantıda en önde oturmak veya “ben şu derneğin başkanıyım” demek değildir. Başkan olmak, gerektiğinde gece gündüz çalışmak, insanların sorunlarını dinlemek ve o sorunlara gerçek çözümler üretmektir.
Toplumumuz artık STK’larından protokol fotoğrafı değil, bilgi ve hizmet bekliyor. Bu beklentiyi karşılamayan kuruluşlar, adlarındaki “sivil toplum” ibaresini bir kez daha sorgulamalı.
Nhaber.nl
