Yaklaşık otuz yıldır Hollanda’da görev süresini tamamlayan devlet temsilcilerimizin ardından değerlendirme yazıları kaleme alıyorum. Kimileri sessiz sedasız ayrıldı, kimileri ise görev yaptıkları ülkeye güçlü izler bıraktı.
Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Sayın Fatma Ceren Yazgan, Hollanda’daki yaklaşık on aylık görev süresinin ardından yeni görevine hazırlanırken, geriye üzerinde konuşulacak pek çokkonu bırakan isimlerden biri olarak hafızalarda yer alacaktır.
Toplumun bir kesimi kendisini özlemle anacak, bir kesimi ise farklı değerlendirmeler yapacaktır. Kamu görevinde bulunan herkes gibi Sayın Büyükelçi de takdir edenlerin olduğu kadar eleştirenlerin de bulunduğu bir dönemi geride bırakıyor. Bu da aslında aktif ve görünür bir diplomatik profil çizdiğinin göstergesidir.
FETÖ ile mücadelede net duruş
Görev süresi boyunca en fazla önem verdiği konuların başında FETÖ ile mücadele geldi. Katıldığı hemen her programda Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik tehditlere dikkat çekti; özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminin unutulmaması gerektiğini vurguladı.
Bu konudaki kararlı tavrı, devlet politikasıyla uyumlu bir duruş olarak değerlendirilmelidir.
Ancak zaman zaman toplum içerisinde farklı algıların oluşmasına da zemin hazırlayan bir tablo ortaya çıktı.
Büyükelçilik makamıyla yakın temas kuran, aynı programlarda bulunan ya da birlikte fotoğraf veren bazı kişilerin, bunu kendilerine ayrıcalık kazandıran bir unsur gibi sunmaları; buna karşılık farklı çevrelerin ise dışlandıklarını hissetmeleri, kamuoyunda çeşitli tartışmalara neden oldu.
Oysa devlet kurumları kişiler üzerinden değil, hukuk ve eşitlik ilkesi üzerinden değerlendirilmelidir.
“Devlet ispiyonla çalışmaz“
15 Temmuz şehitlerini anma programındaki konuşmasında Sayın Büyükelçi’nin özellikle şu vurgusu dikkat çekiciydi:
“Devlet ispiyonla çalışmaz.”
Bu yaklaşım, hukuk devleti anlayışının önemli bir ifadesidir.
Bununla birlikte toplum içerisinde dedikodu, kişisel hesaplaşma ve asılsız ihbar kültürünün zaman zaman devlet kurumlarına kadar taşınabildiği de inkâr edilemez bir gerçektir.
Bu nedenle yalnızca “ihbar mekanizmasına ihtiyaç yok” demek kadar, toplumda oluşan yanlış algıları ortadan kaldıracak iletişim yöntemlerinin de büyük önem taşıdığı kanaatindeyim.
Devlet makamlarının herkese eşit mesafede olduğu mesajı ne kadar güçlü verilirse, bu tür tartışmalar da o kadar azalacaktır.
Ayrıcalık algısını oluşturanlar yolcular değil hancılar…
Sayın Büyükelçi konuşmalarında defalarca devletin hiçbir kişiye veya gruba ayrıcalık tanımayacağını ifade etti.
Bu ilkeye katılmamak mümkün değildir. Ancak sosyal medyada zaman zaman bazı kişi ve grupların büyükelçilikle çekildikleri fotoğrafları ya da davetiyeleri farklı anlamlar yükleyerek paylaşmaları, kamuoyunda “ayrıcalıklı çevre” algısını güçlendirdi.
Aslında sorun devletin yaklaşımı değil, o yakınlığı kişisel prestij malzemesine dönüştürmeye çalışan bazı çevrelerin tutumuydu.
Devletin temsil makamları, kişisel nüfuz gösterisinin aracı haline getirilmemelidir.
Diplomasinin ötesinde kültür ve sanat
Fatma Ceren Yazgan’ı farklı kılan yönlerden biri ise kültür ve sanata olan ilgisiydi.
Göreve başladığı ilk günlerden itibaren yalnızca diplomatik temaslarla yetinmedi; sanat, edebiyat ve kültürel etkinliklerinde içinde yer aldı. ( Her ne kadar 157 kez sahnelediğim GÖÇ dinletisinin sonuncusuna Hollanda’da denk gelmesine rağmen yoğun programı dolayısı ile katılamamış olsa da)
Kimi zaman bir konser programında sahneye çıkarak türkü söyledi, kimi zaman kültürel projeleri destekledi, kimi zamanda geleneksel el sanatlarının yaşatılmasına yönelik öneriler sundu.
Arkeoloji, tarih, müzik ve kültürel miras konularına gösterdiği ilgi, klasik diplomat profilinin ötesinde bir görüntü ortaya koydu.
Toplumun farklı kesimleriyle kurduğu iletişimde de bu yönü belirgin biçimde hissedildi.
Neden “Kültür ve Turizm Bakanı” olmalı..
Bu başlık elbette bir siyasi öneriden çok, bir gözlemin ifadesidir.
Fatma Ceren Yazgan’ın kültür, sanat ve tarih alanındaki donanımı; farklı kültürlerle kurduğu doğal iletişim; sanatçıkimliğini diplomasiyle birleştirebilmesi, ister istemez insanaşu düşünceyi getiriyor:
Kültür diplomasisini böylesine önemseyen bir isim, kültür politikalarının yönetiminde de başarılı olacağının göstergesidir.
Tercih elbette siyasi makamların takdiridir.
Ancak görev süresi boyunca ortaya koyduğu kültürel yaklaşımın dikkat çekici olduğu inkâr edilemez.
Ara Not: NATO Zirvesinin Ankarada yapıldığı günler farz edelim ki Turizm Ve Kültür Bakanı Fatma Ceren Yazgan hanımdı. Devlet Başkanlarını eşleri onuruna verilen yemekte Ajda Pekkan ve Fatma Ceren Yazgan… İnanarak söylüyorum ki NATO zirvesi kadar sükse yapar, konuşulur ve Türkiye’ye gelen turşst sayısında gözle görülür artış yaşanırdı..
Her büyükelçinin görev süresi sonunda farklı değerlendirmeler yapılır.
Kimisi unutulur, kimisi ise uzun yıllar konuşulmaya devam eder.
Fatma Ceren Yazgan’ın Hollanda’daki görev süresi de kanaatimce uzun süre hatırlanacak dönemlerden biri olacaktır.
Ben ne gidi ile salya sümük ağlayanlar, ne de zil takıp oynayanlar arasında olmayacağım; Bildiğim, inandığımı doğrulardan taviz vermeden, ben sayın Fatma Ceren Yazgan’ın Turizm ve Kültür Bakanı olması için umutlarımı hep fırından yeni çıkmış somun sıcaklığında tutmaya devam edeceğim… Ki bir gün olur da olursa yine ” Bakın ben demiştim, yazmıştım” diyeceğim..
Ancak şu bir gerçek ki; alışılmış diplomat profilinin dışına çıkan, toplumla temas kuran, kültür ve sanatı diplomasinin önemli bir parçası haline getirmeye çalışan bir isim olarak görev yaptı.
Yolu açık olsun.
Yavuz Nufel – Nhaber.nl
