1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yavuz Nufel
  4. Devlet Sanatçısı olmak…
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Devlet Sanatçısı olmak…

featured

Bilgiye ulaşmak  blr tık kadar yakın  ve basit olduğu bir devirdeyiz diyorlarya,  o zaman önce bir tıklık bilgi:

Devlet sanatçısı, ülkenin kültür ve sanat hayatına üstün hizmette bulunan, eserleriyle uluslararası düzeyde yeteneğini kanıtlayan ve mesleğinde örnek kabul edilen sanatçılara devlet tarafından verilen onursal bir unvandır.

Tanımı böyle ama bir çok sanatçı “ Ben halkın sanatçısıyım” diye bu ünvanı istemiyor, almıyor; Levent Kırca gibi Neşet Ertaş gibi…

Develet sanatçısı olur diyen var olmaz diyen var ben  elbette olmalı diyenlerdenim ama nasıl.

50 yıldır kalem oynatan biri olarak bu konuda düşüncelerimi yazmazsam olmaz. Beğenen alır beğenilmezse burada  kalır.

Bu yazımla kimbilir kaç sanat aşığı sanatçı adayının duygularına tercüman olurum bilemiyorum, ama Yılmaz Erdoğan’ın  “ Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim” dediği gibi ben de  bu fikrimin kabul görme ihtimalini sevdim…

Devlet  memurları sanat icra edemez, resim yapamaz, şarkı söyleymez diye bir kanun kural da yok zaten.

Mesela güzel bir örnek olduğu ve devamının  benim fikrimle gelmesi açısından söyleycek olursam; son yıllarda Ramazan aylarında TRT1 ‘de yayınlanan Kur’an-ı Kerim güzel okuma yarışmalarını izleyince doğdu bu fikir…

10 yıldır süren yarışmalarda ne güzel sesler dinledik. Teşekkürler TRT… Yarışmacıların tamamı din görevlisi yani Devlet Memuru değil mi…

Evet o halde, TRT Devlet Sanatçısı  seçmelerine de el atmalı…  Bildiğim kadarı ile   askeri, polisi, öğretmeni, doktoru avukatı, hariciyecisi, dahiliyecisi 5 milyon civarında devlet memuru var.

Bu 5 milyon memurun  içinde kimbilir ne cevherler vardır duymadığımız, dinleyince hayran olacağımız…

Öte yandan bizler ilkokul, orta okul, lise yıllarında müzik dersi, resim dersi, el sanatları, el işi, ev işi dersleri alarak yetişen bir nesliz. O kadar dersi sadece dinlemek, bakmak, seyretmek  için mi aldık.

Kimbilir dünya çapınca sanatçı olacak  kaç heykeltraş, ressam piyanist, kemancı, solist, tiyatrocu keşfedilmeden göçüp gitmiştir.

Benim lisede bir arakadaşım vardı, ( Övünmek gibi olmasın Pendik Lisesi ) Şenol Yılmaz. Edebiyat öğretmeni oldu. Fakat lise yıllarında hep liseler arası veya çeşitli organizatörlerin düzenlediği ses yarışmalarına katılırdı. Yarışmalar Tepebaşı Gazinosunda yapılır, sadece bizim sınıfın değil diğer sınıflardan arkadaşlarla  arkadaşımızı desteklemeye giderdik. Pendik’ten – Haydarpaşa’ya  banliym treni, Haydarpaşa’dan Karaköy’e vapur, Karaköy’den Tepebaşı’na tabanvay ( yeni nesil bilmez yaya, yürüyerek )

Yolculuk başlı başına bir macera olurdu ki mutlaka bir gün yazmalıyım…

Ben sanat müziğini sevgili Şenol Yılmaz ile sevdim ve hala seviyorum. Bak şimdi ondan öğrendiğim ilk sanat müziği eseri  aklıma geldi “ Akşam oldu hüzünlendim ben yine”…

( Bu yazının devamı geröekten hüzünlenerek yazıyorum )

Keşfedilmeyen değerlerden  birisi de benim arkadaşım Şenol Yılmaz’dır.

Edebiyat öğretmeni olarak, bizlerin bir sivri sinek vızıltısından uyukumuz kaçerken o,   Türkiye’nin en çileli coğrafyalarında sabahlara kadar dinmeyen kuşun sesleri ve mermi vılzıtıları arasında hem de çoukları ile görev yaptı.

Sesinin güzelliğini ve insan ruhuna nasıl işlediğini anlatmaya gücüm kalemim yetmez.

Eğer öyle bir yarışma seçmeler olsa benim oyum bugün bile Banko Şenol Yılmaz’a olur…

Hollanda’da yaşadığım için eğer yurt dışı için  bu konuda görev verirlirse  ben yurt dışında görev yapan ve Devlet Sanatçısı olmaya aday veya hak edenler konusunda gönüllü bir çalışma yapmaya hazırım.

Devlet Sanatçısı olacak memurların  memuriyetlerini bıraksınlar sahnelere çıksınlar, heykel yapsınlar, resim yapsınlar demiyorum. Aynı zamanda devlet sanatçısı olmak düşünün o insanların ve çevresindekilerin motivasyonunu nasıl artırır, lise yıllarında arkadaşımızın o yarışmalara katıldığında sağı solu kavgayı bırakıp arkadaşımıza destek vermek gitmiş olmanın bile verdiği motivasyonu düşünüyorum ve diyorum ki,  o yüzden Pendik Lisesinde ölen öldürülen olmadı. Çünkü Pendik Lisesi, koro,  folklör, tiyatro çalışmaları ile önce çıktığından,  gurgır gibi bir mizah dergisinde espirisi yayınlanan  4-5 arkadaş olduğundan diğer okullara göre kavganın ve şiddetin en az olduğu liseler arasındaydı. Yine dönemimizin ve aynı lsede aynı yıllarda okuduğumuz, şimdi Türkiye’nin tanıdığı  Nurseli İdiz, Şebnem Dönmez ve Çelik’i  anmadan olmaz.  Bilmeyenler için yazıyorum, Çelik’in babası Arçelik fabrikasında çalıştığı  ve ailesinin rızkını Arçelik fabrikasından kazandığı için oğluna  Çelik adını verdiğini biz ta o yıllarda dumuştuk biliyorduk.

Madem sanat, sanatçı dedik yazıya noktayı Asu Maralman’ın söylediği  bir şarkı sözü ile koyalım:

Olur olur,  bal gibi olur..

Yavuz Nufel- NHaber.nl

 

 

Devlet Sanatçısı olmak…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!