Bir Telefon, Bir Kamera, Birkaç Beğeni… Peki Ya Emek?

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Türkiye’ye tatil için geldiğim şu iki hafta içerisinde, uzun zamandır sosyal medyada gördüğüm ama belki de yeterince üzerinde durmadığım bir tabloyu yakından gözlemleme fırsatım oldu.

Şimdi ise gördüklerimi daha net ifade etmek istiyorum.

Gençlerimizin bir bölümünde ciddi bir emek ve çalışma kültürü problemi oluşuyor.

Elbette bütün gençlerimizi aynı kefeye koymuyorum. Sabahın erken saatinde kalkıp işe giden, alın teriyle ekmeğini kazanan, ailesine destek olan, eğitimini sürdüren milyonlarca gencimiz var.

Ama bir başka kesim de var ki…

Çalışmadan kazanmanın, üretmeden para kazanmanın, birkaç video çekip milyonlarca kişiye ulaşmanın ve bunu bir meslek haline getirmenin peşinde.

“Mesleğiniz nedir?”

Eskiden bu soruya verilen cevaplar belliydi:

“Öğretmenim.”

“İşçiyim.”

“Esnafım.”

“Mühendisim.”

“Doktorum.”

“Çiftçiyim.”

“Teknisyenim.”

Bugün ise bazı gençlerde cevap neredeyse hazır:

“Fenomenim.” veya Gazeteci

Peki fenomenlik bir meslek olabilir mi?

Elbette sosyal medya üzerinden içerik üreten ve bundan gerçek anlamda emek vererek gelir elde eden insanlar var. Buna kimsenin itirazı yok.

Benim itirazım başka bir noktaya.

İzlenmek uğruna her değerin pazarlanmasına…

Beğeni uğruna mahremiyetin ortadan kaldırılmasına…

Takipçi uğruna aile hayatının teşhir edilmesine…

Kültürümüzün, örfümüzün ve toplumun hassasiyetlerinin birkaç saniyelik video uğruna hiçe sayılmasına…

Artık bazı görüntülere bakarken insanın yüzü kızarıyor.

Çünkü bir zamanlar dört duvar arasında kalması gereken mahremiyet, bugün telefon kamerasının önüne konuluyor.

“Yeter ki izlensin.”

“Yeter ki beğeni gelsin.”

“Yeter ki para kazanalım.”

Peki bunun bedelini kim ödüyor?

Beğeni uğruna değerlerimizi tüketmeyelim

Bir annenin, bir babanın, bir eşin, bir çocuğun görüntüsünü milyonlara ulaştırmak artık çok kolay.

Bir telefon yetiyor.

Ama unutulan bir şey var:

İnternete yüklenen bir görüntünün geri dönüşü yoktur.

Bugün birkaç bin lira kazanmak veya birkaç milyon izlenmeye ulaşmak için yapılan bir paylaşım, yarın kişinin kendisinin, ailesinin veya çocuklarının karşısına çıkabilir.

İşte burada sadece devletin değil, ailenin ve toplumun da sorumluluğu başlıyor.

Çocuklarımızı sosyal medyanın insafına bırakmamalıyız.

Onlara sadece “telefonu bırak” demek yetmez.

Emek nedir, alın teri nedir, meslek sahibi olmak nedir, üretmek nedir; bunları da anlatmak zorundayız.

Bir tarafta eleman yok, diğer tarafta “iş bulamıyorum” diyenler var

Türkiye’de bugün birçok işyeri çalıştıracak eleman bulmakta zorlanıyor.

Sanayide, hizmet sektöründe, tarımda, lojistikte ve farklı meslek alanlarında iş gücüne ihtiyaç duyuluyor.

Buna rağmen bazı gençlerimizin çalışma hayatından uzaklaşıp “kolay para” arayışına yönelmesi düşündürücü.

Daha da garip olanı ise şu:

Çalışmak istemeyen bazı insanların, daha sonra “Devlet bana neden bakmıyor?” diye şikâyet etmesi.

Devlet elbette vatandaşına sosyal destek sağlayabilir.

İhtiyacı olanın yanında olmak sosyal devletin gereğidir.

Ama sosyal devlet anlayışı ile çalışabilecek durumda olduğu halde çalışmayı reddetmek birbirinden tamamen farklı şeylerdir.

Devletin vatandaşına destek olması başka,

vatandaşın devleti geçim kapısı olarak görmesi başka…

Sosyal medya özgürlük alanıdır, ama sınırsız bir alan değildir

Burada bir başka önemli konu daha var.

Sosyal medya elbette insanların kendilerini ifade edebileceği özgür bir platformdur.

Ancak özgürlük, sorumluluktan muafiyet anlamına gelmez.

İnsanların özel hayatı, çocukların korunması, kişisel mahremiyet, kamu düzeni ve özellikle çocukların sosyal medya üzerinden istismar edilmemesi konusunda daha ciddi denetim mekanizmalarına ihtiyaç olduğu açık.

Burada amaç sosyal medyayı yasaklamak değil.

Ama sosyal medyanın çocuklarımızı, aile yapımızı ve toplumun temel değerlerini tüketen bir alana dönüşmesine de seyirci kalmamak gerekiyor.

Çünkü bugün “bir video” diye başlayan şey, yarın bir çocuğun hayatını etkileyebilecek kalıcı bir dijital iz haline gelebiliyor.

Gençlerimize kızmak kolay, doğru yolu göstermek zor

Asıl mesele gençleri suçlamak da değil.

Onlara alternatif göstermek.

“Çalış, üret, öğren, meslek sahibi ol” diyebilmek.

Bir gencin eline kamera verdiğimiz kadar, eline meslek de verebilmeliyiz.

Sosyal medyada beğeni kazanmanın, hayatta başarı kazanmakla aynı şey olmadığını anlatmalıyız.

Çünkü milyonlarca izlenme, insana meslek kazandırmayabilir.

Binlerce takipçi, insana karakter kazandırmayabilir.

Ve kolay kazanılan para, her zaman insana huzur getirmeyebilir.

Asıl değer; üretebilmekte, çalışabilmekte ve arkasında utanmadan durabileceğin bir hayat kurabilmektedir.

Benim itirazım sosyal medyaya değil.

Benim itirazım, sosyal medya uğruna insanın kendisini ve sahip olduğu değerleri tüketmesine.

Bugün birkaç beğeni uğruna utanma duygumuzu kaybedersek, yarın çocuklarımıza ne bırakacağız?

Bir telefon mu?

Bir hesap mı?

Bir takipçi sayısı mı?

Yoksa alın teriyle kazanılmış bir hayat, sağlam bir karakter ve başımızı dik tutabileceğimiz bir toplum mu?

Bence artık bu soruyu sormanın zamanı geldi.

Çünkü mesele sadece sosyal medya meselesi değildir.

Mesele, nasıl bir gençlik ve nasıl bir toplum bırakacağımız meselesidir.

Sedat TAPAN

sedat.tapan@outlook.com

 

Bir Telefon, Bir Kamera, Birkaç Beğeni… Peki Ya Emek?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!