Geçtiğimiz gün yaptığımız LGBTİ Derneklerine Operesyon, 47 kişi gözaltında Zenne Arif Tutuklandı başlıklı haberi 3-4 gündür kafamı kurcalıyor. ( Okumak için: )
Ailem Güvende operasyon adı da oldukça düşündürücü.
Hatta bu konuda yaz aileleri gençleri uyar diyen vatandaş sayısı da hiç de yabana atılacak kadar az değil…
Bu konuda çok yazdım, kimsenin cinsel tercihine karışmam, özel hayatı beni ilgilendirmez. Fakat Hollanda’da tek bir Türk koruyucu aile olmadığı için Hollandalı eşcinsel bir aileye verilen 9 yaşındaki Yunus’u hatırladınız mı? Binlerce kişi Türk Çocukları eşcinsel ailelere verilemez diye yürüyüş yapmıştı.
Sonra belki bir yerlerden para alırız destek alırız diye peş peşe dernekler kuruldu. Para gelmeyince bir-iki sene içinde hepsi kapandı.
Sayıları az da olsa o zaman yaptığımız haberler, TV programları ses getirdi. Şu anda sanıyorum Hollanda’da 100’e yakın Türk koruyucu aile var ama çoğu Afrikalı çocuklara koruyucu aile oluyor.
Nedenleri uzun ve kanayan ayrı bir yara…
Hatta, Yunus olayı gündemde olduğu günlerde yazdığım bir yazı ile adeta linç edildim.
Çünkü eşcinsellere karşı çok ağır eleştiriler yapılıyor, adeta linç ediliyordu. O yüzden sadece konuşup iş yapmayanlara, “ Eşcinseller kadar insan olun” demiştim.
Her ne ise geldi geçti demiyorum, hala geliyor. Evinde huzur, anlayış olmayan, şiddet başta olmak üzere insan onuruna yakışmayan ne varsa evinde gören çocuk, elbette huzuru mutluluğu dışarda arayacak, kendine kol kanat gerenleri örnek alacak…
Hollanda’nın çeşitli şehirlerinde, çeşitli zamanlarda 10 yıl kadar görev yapmış din görevlisi Osman Çelik anlatmıştı.
Hollanda’da görev süresi bimiş sılaya dönmüştü. Hollandalı Türkler ve okuttuğu öğrencilerin gönlüne taht kuran, adam gibi adam. O görev süresinde sadece 5 vakit namaz kıldırıp hafta sonları aileleri tarafından zoraki getirilen çocuklara zoraki dini bilgiler vermediği gibi, bir aile danışmanı bir sosyal görevli, ara bulucu, psikolog, sosyolog gibi görev yaptı.
Sosyal medyada görüyorum hala öğrencileri ile irtibatı var kimin düğününe gidiyor, kimin başarılarını kutluyor.
Zaman zaman Hollanda’ya gelir. Görev yaptığı yıllarda 8-10 yaşlarındaki öğrencileri bugün çoğu büyümüş, okumuş, evlenmiş meslek sahibi olmuş, çoluk çocuğa karmış prıl pırıl gençler.
Bir sohbetimizde kardeşim bu anlarını yaz dedim, düşünüyorum ağabey dedi.
Yazının başlığındaki anısını anlatırken ruh halini anlatmam mümkün değil.
“ Ağabey bir öğrencim vardı. O kadar akıllı, zeki bir çocuktu ki anlatmam. Sessiz, sakin… Verdiğim ödevleri herkesten mükemmel yapar, Hollanda’da okuttuğum çocuklar arasında yarışma yapılsa banko birinci o gelir, inan…
Sanıyorum ailesi ile sorunları vardı ya da aile içinde ebeveynlerini sorunları. Çocuğa yansıdığı belli oluyordu. Hiç derslerini aksatmaz hatta herkesten önce gelirdi.
Neyse aradan yıllar geçti, yine Hollanda’ya geldiğimde karşılaştık, sarıldık kucaklaştık. Üniversiteyi bitirdiğini, çok iyi bir işi olduğunu, Amsterdam’da oturduğunu evlendiğini söyledi.
Tebrik ettim, hanımının nereli kimlerden olduğunu, çocuğu olup olmadığını sordum. Birden yüz ifadesi değişti başını öne evdi. Eşim Hollandalı, annemle babamla da görüşmüyoruz o yüzden Amsterdam’a taşındım hocam dedi, sesi titreyerek.
Olsun dedim, ama mahcubiyeti için kafamda “ Galiba ailesi Hollandalı gelin istemiyor” diye düşüncesi oluştu.
Tam babanla, annenle görüşmemi ister misin diye sormaya hazırlanırken, “ Hocam benim eşim erkek” dedi, dedi Osman Hoca.
Osman Hoca’nın anlatıklarına hiç şaşırmadım.
Gözlemlediğim kadarı ile çocukların bu durumunun baş sorumlusu aileler. Çocuklara baskı yapılmıyor olsa bile bilmeyerek de olsa özendiriliyorlar.
Geçtiğimiz aylarda bir anne, kadın kılığına girerek gösteri yapan bir gencin gösterisine avuç dolusu para vererek gidiyor. Deyim yerinde ise sahnede o showmen ile kurtlarını öyle bir döküyor ki sormayın.
Mutaassıp bir aile yapısı var. Bir yerde denk geldik. Bana yazılarıma iltifatlar etti. Ardından ülke sorunlarından dem vurdu… Arık dayanamadım ve “ Bacım geçen sosyal medyada gördüm. Bir matinede showmen ile” der demez, yüzü ağustos ayında dalında unutulmuş domates gibi kızardı.
Kendisnin de çocukları olduğunu biliyorum, sizin çocuklarınızdan birinin de meslek olarak gittiğiniz matindedeki genç gibi mesleği olsun ister misiniz, bakın siz bile gidiyorsunuz, üstelik bok gibi de para kazanıyor, dedim.
Allah korusun Yavuz bey, parası batsın, dedi…
Eyvallah…
Fakat gidip gelince evde ballandıra ballandıra anlattınız değil mi. Sormayın bi eğlendik bi eğlendik ki falan filan…
Şimdi bu evinizdeki çocuk nasıl özenmesin. Şimdi çocuk 10 Avro harçlık isteyince yeminle başlayıp yok diyorsanız ve oralara gelince yok demiyorsunuz.
O cocuk herhangi bir eşcinsel, travesti falan görünce, konuşunca arkadaş olunca ister istmez onlara özeneceğini hiç mi düşünmüyorsunuz.
Nasıl oturup nasıl konuşacağınıza siz karar verin. Bir travesti anlatmıştı, Çoluk çocullu torunlu, evli barklı, saygın vs adamlar gece canım cicim gündüz tekme tokat, ibne g.. veren derler” dedi.
Kısaca yalan söylemediğine dair yeminle başlayıp, tek bir doğrusu olmayan, küçük menfaat, sosyal ödenek, çıkar için fırıldaklaşan, hoşgörü anlayış sıfır ve kendilerinin en namuslu en doğru olduğuna kendisi dahi inanmadığı halde herkesin inandırmaya zorlayan insanlar ve çocuklarından oluşan bir toplumu nasıl bir istikbal bekler düşünün…
Öte yandan Avrupa’da bu işi fonlayan dernekler…
Sorun o kadar büyük ki, evler ayrı bir dert sokaklar başka tehlike…
Kağnı devrilince yol gösteren çok olur derler. Kağnı devrilse yine iyi çünkü i çaresi bulunur, yine kaldırılır, yola devam eder. Fakat bu konuda kağnı uçurumun başında. Allah göstermesin bir yuvarlanırsa ne kağnı kalır ne öküz.
Yavuz Nufel- NHaber.nl
