Ya ısrar etmeyin, yapmayın, etmeyin; binlerce yazılan çizilen var, ben yazınca ne olacak desem de dinleyen kim…
Birkaç fanatik ötesi, yüzünü görmediğim, adını bilmediğim ( biliyorum da sahte isim kullandıklarını zannediyorum ) okurum var, yaz da yaz, yaz da yaz diye tutturdular.
Sırf onlar memnun etmek için, okurmuz velinimet olduğu için üç gündür yazılmamış söylenmemiş ne var ne yok araştırıyorum, yok arkadaş yok..
Hatta yapay zekaya yaptırılan komik videolar da cabası..
Adamlar Başkan Trump’a harmandalı, Ankara havaları oynatmışlar arkadaş…
Tam Hollanda’dan üç isim, NATO Genel Sekreteri eski başbakan Mark Rutte, Hollanda Boşbakanı Rob Jetten, Hollanda Savunma Bakanı Dilan Yeşilgöz’ün Ankara’da olmasını yazayım diye düşünürken, watsapa düşen İlhan Karaçay’ın yazısı bingo…. Hollanda üçlüsü hakkında mükemmel bir yazı… Eğr ben yazsaydım Mark Rutte ile bir de birlikte arşivden fotomuzu koyardım ki dost düşman çatlasın. Hatta Mark Rutte’nin katıldığı bir iftar sonrası yazdığım “ Rutte elimizden zor kurtuldu” yazmında linkini koyardım. Aha bu link gibi.
İlhan abinin yazsını noktasına virgülüne kadar okuyunca, otur oturduğun yerde dedim kendime, adam, Leylim ley şarkısında “Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne” der gibi yazmış işte…
E, okurlara söz verdim, hani yazmasam olmaz diyorsun diye yine sms atıp lağım faresi gibi saklananlar kafamı ağrıtırsa….
Sosyal medyayı dolaşıyorum, öküz altında buzağı arıyorum ama benden önce bulmuşlar, buzağının kılı bile kalmamış…
Arşivleri taradım, aradan bir saat kadar zaman geçmeden blr an suyun kaldırma kuvvetini bulmuş gibi çalışma odasından EVREKA diye bahçeye fırladım.
Ne demişim yıllar önce, özellikle asparagascı meslektaşlarımı iğnelemek için: Gazeteci öküz altında buzağı arar, fil bulur, deve çıkartır…
Bi kerde ben fil bulup deve çkıarsam kıyamet mi kopar sanki..
Türkiye Tarihi bir toplantıya ev sahipliği yaptı.
Herşey 4×4’lüktü.
Taman herşey çok güzel oldu, kim ne derse desin, bu konuda ülkem adına gurur duydum…
Mükemmeldi 4×4’dü tamam ama mükemel ötesi 8×8’lik olmaz mıydı, olabilirdi!
Mesela,
Mehter takımının yanı sıra yıllarca turistleri karşıladığımız Bursa Kılıçkalkan ekibi de olabilirdi…
Mesela,
Fonda Ahmet Kaya’nın Kum Gibi adlı eserinin yanısıra Celal Karatüre’nin seslendirdiği bir eser de uyarlanabilirdi .. ( Ankara’da Natocular… ne derse artık )
Mesela,
NATO’ya Hayır eylemcileri gösterilerek Türkiye’de Demokrasi ve fikir özgürlüğü yok diyenlerin gözüne sokulabilirdi. Hatta sonuç bildirgesinde bu göstericlere teşekkür bile edilebilirdi! Çünkü Bu tür karşıt gösteriler olmasaydı onca lider şöyle demez miydi, düşünmez miydi: ” Yahu 85 milyon Türkiye’de ilaç niyetine bizi istemeyen bir kaç kişi yok mu, bunda bir bit yeniği var, ABD Beyaz Saray önünde bile gösteri yapılırken, yoksa Başkan Erdoğan hepisini hapse mi attırdı, demezler miydi şüphelenmezler miydi?. O Yüzden eylemcilere teşekkür edilir inşallah..
Mesela,
Atatürk’ün Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, ya da İstikbal göklerdedir sözü dronlarla ABD bayrağı renklerinde ışıklandırılan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü semalarına yazılabilirdi.
Mesela,
Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanı okunabilir, Türkiye’de Türkçe konuşulur mesajı verilerek liderlerin Türkçe öğrenmesi için bi sinyal verilebilirdi…
Mesela,
Uçaklar indiğinde kurban kesilebilirdi,
Mesela
Zirveye katılan liderlerden blr zamanlar papanın öptüğü gibi uçaktan iner inmez eğilip toprağı öpmeleri istenilirdi…
Mesela,
Trump’a Maraş dondurma şovu yapıp Bizden bir dondurmayı bile almak bu kadar zorken, F35’letimizi vermezsen bundan sonra bu dondurma kadar bile bir şey alamazsın mesajı verilebilirdi.
Mesela,
Her lidere silah hediye etmek yerine, liderlerin hobileri göz önüne alınıp özel hediyeler verilebilirdi ki; Trump’a 79’larin Yeşilçam filmlerinden bir kaçı. Civciv çıkacak kuş çıkacak, Kartal Pendik Gittik Geldik. Uçakta giderken ne güzel izlerdi…
Nasıl iyi zırvaladım mı, yoksa haklılık payı var mı?
Yavuz Nufel- NHaber.nl
