“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” (Ziya Paşa)
İki insan iki konu.biri tekdirlik, diğeri takdirlik…
Çünkü bir okurumuz, Yavuz Bey, “Herkesi eleştiriyor, hiç mi kimse doğru dürüst iş yapmıyor ona göre” diyor.
“Demek ki iyi takip etmiyor.” dedim.
Bildiğini okuyanlara kötek atmıyoruz ama kimine göre sivri kalemimizi korkmadan, tırsmadan batırmadan, oynatıyoruz
Övdüklerimiz, takdir ettiklerimiz de yok değil; arşivler ortada…
Günümüzde övgü yazıları genelde reklam kokar, çıkar ilişkilerine dayanır. Maalesef günümüzün gerçeği bu…
Fakat Allah bugüne kadar kimsenin korkusunu içimize düşürmediği gibi, kimsenin kuruşunu da cebimize koymayı nasip etmedi. İnşallah bundan sonra da etmez.
Fakat zaman zaman baltayı taşa vurduğumuz da olmuyor değil…
Şöyle ki;
Hollanda’da bir siyasetçi hanım, “Abi, beni biraz eleştir, mağdur et… Bizim insanımız mağduru sever, destekler.” dedi.
Mizahi olarak ben de çala kalem yazdım.
Beklediği sonucu alamayınca, yazıyı okuyanlar mağduru sevmeyince bu hanımefendi, sağda solda hatta sosyal medyada, “Benden ilan istediler, vermedim diye böyle yazıyor.” diye önüne gelene söylemiş. Görmedikleri için de sosyal medyada bir yazı paylaşmış.
Onu Allah’a havale ettim.
“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.” derler ya…
Ben de , “Alma şair ahını, çıkar anıra anıra.” demekten başka bir şey demedim.
Ben yalanın, iftiranın ve köylü kurnazlığının hesabını sormya bile tenezül etmezken, köylü kurnazı kankilerini gaza getirip, toplu küfür ve beduua seansı yapmışlar. Ama ilahi adalet gecikmez,tecelli eder hepimiz göreceğiz. Çünkü Şair ahı alan bıtrakın kişileri ülkelerin bile beli en az yarım asır doğrulmamıştır.
Neyse…
Bu yazımı hem okuruma cevap vermek hem de “Hiç iyi şeyler yazmaz.” diyenlere örnek olması açısından yazmasam olmaz.
Tahsin Çetinkaya bir ekoldür. Maalesef sayıları yok denecek kadar az…
Evet…
Geçtiğimiz günlerde Den Haag Türk İslam Kültür Vakfı’nın 27. Olağan Genel Kurulu yapıldı.
Siyasi partilerde, derneklerde ve vakıflarda genel kurul demek seçim demektir. Mevcut başkanın ya güven tazelemesi ya da yerine birinin geçmesi demektir.
19 yıl önce büyük bir heyecanla Den Haag Türk İslam Kültür Vakfı Başkanlığı’na seçilen Tahsin Çetinkaya, 19 yıl önce olduğu gibi yine üyelerin büyük çoğunluğunun desteğiyle güven tazeledi.
Tahsin Çetinkaya’yı yaklaşık 30 yıldır tanırım.
İnandığı davadan taviz vermeden yaptığı işlerin, etkinliklerin, sosyal ve kültürel çalışmaların, ülkemizde meydana gelen felaketlerde düzenlenen yardım kampanyalarının, engelli araçlarının götürülmesinin; kısacası Den Haag Türk İslam Kültür Vakfı’nın yaptığı hemen hemen her çalışmanın takipçisi oldum.
En son 6 Şubat depreminde gece gündüz nasıl çalıştıklarına şahit oldum.
Sanıyorum 14 TIR dolusu yardım malzemesi gönderdiler.
Ya Den Haag’ın ünlü park alanında yaptıkları Turkuaz Festivali unutulacak gibi mi?
Var mı son yıllarda benzerini yapan?
Üç günde 50 bin kişiyi meydanlara toplayan…
Kendini inandığı davaya adamış bir insandır Tahsin Çetinkaya.
Bu davada halka hizmeti Hakk’a hizmet bilenlerdendir.
Ailesinden, çocuklarından hatta kendinden çaldığı zamanı, bir mağduru, bir ihtiyaç sahibini nasıl mutlu ederim diye harcar.
Yaşadığı toplumun fertlerine, çevresine ve yaşadığı şehre nasıl daha fazla hizmet edebilirim düşüncesi beyninin büyük kısmını işgal eder.
Siyasete girdi.
Tek başına yerel bir parti kurdu.
Den Haag Belediye Meclisi’nde tek kişilik bir ordu gibi, inancından ve davasından taviz vermeden çalıştı.
Ondaki bu potansiyeli gören DENK Partisi, onu kendi saflarına çekebilmek için az peşinde koşmadı.
Her insan gibi o da etten kemikten olduğu için yanıldığını çok acı bir şekilde anladı.
Peki kim kaybetti?
Kesinlikle Tahsin Çetinkaya değil.
Bazı tecrübeler acıdır ama milyon verseniz para ile satın alamazsınız.
Bu da onun tecrübe hanesine artı olarak yazıldı.
Konu uzar gider…
Fakat benim Tahsin Çetinkaya’ya bir vefa borcum var.
Eleştirdiğim de oldu, “Yanlış yapıyorsun.” dediğim de.
Bazıları gibi bir kez olsun gönül koymadı, saygısından zerre eksiltmedi.
O yüzden 19 yıl bir koltukta kalmak kolay değildir.
Bir gazeteci olarak yine Ziya Paşa’nın bir sözü ile devam edelim.
Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz….
Büyük çoğunluğun takdir edeceği icrat gerekir ki fazlası ile var.
Yapılan icraatler şaibe kaldırmaz, ki; . 19 yıldır yaptığı hizmetlerde şaibenin zerresi yok.
Diklenmek, dayılanmak, efelenmek olmaz ki, onda Anadolu irfanı, ana-baba terbiyesi var, ahde vefa var.
Kendisine taş atana bile çiçek atan bir Tahsin Çetinkaya’dan bahsediyorum.
19 yıllık resmî başkanlığının öncesinde de en az 25 yıl aynı teşkilatta gönüllü hizmeti var.
Hiçbir zaman koltuk sevdasında olduğuna inanmadığım Tahsin Çetinkaya’nın, Hollanda’da sayıları 1500’lerle ifade edilen dernek ve vakıf yöneticilerine, fotoğraf kareleri için koltuğuna zamkla yapışmış gibi oturan sözde STK’lara, genel kurulu ertelemek için binbir dümen çeviren başkanlara örnek olması temennisiyle…
Biraz arşiv karıştırıp başlıklar halinde yazacak olursak :
-Türk Dünyası ile ilgili çalışmaarını yazma sayfalar dolusu yer alır. Çeçenistandan tutun, Azaerbaycan, Doğu Türkistan gibi soydaşlarımızın haklı davlarında hep yanlarında oldu, seslerini duyurmak için çalıştı çabaladı. Hele Doğu Türkistanda soydaşalarımıza zulmeden Çin’in yaptıklarını duyurmak için Hollanda’daki Çinlilerin Lahey’de yılbaşı kutlamarını en azından meclise çatısı altında kutlama yapmalarını yasaklattı!.
İşet o gazete kupürü:

Az önce 6 Şubat depreminde 14 TIR malzeme yolladıklarını yazmıştım, arşivden bir kaç örnek daha almadan olmaz.
-14 TIR malzemenin yanı sıra 250 bin Euro nakit para; aynı yıl 1 800 öğrenciye okul çantaı ve eğitim desteği.
– 5 okulun bilgisayar labaratuvarına bigisayar ve yazıcılar.
– Engelleri kaldırıyoruz projesi ile Türkiye’de 14 ilde, Yunanistan Gümülcine’ye toplam maliyeti 600 bin Euroluk destek…
İhtiyaç sahiplerine gönderdiği engelli arabalarının sayısını ben bile unuttum, ( Ama geçenlerde yazdığım gibi akülüleri çürük, bir ayda bozulanlardan değil )
Peki bu kadar çalışmaya , hizmete Hollandalı makamların yaklaşımı nasıl mı oldu? Dönemim Hollanda Başbakan Yardımcısı Vakıf binasına bizzat gelerek, bilgi aldı, kampanyalarına destek verdi. tebrik etti.
Benim için haberin en güzel yanı aşağıdaki fotograf: Başbakan yardımcısı bayan Kaag’ı makam odasında püfidik koltuklarda değil vatandaşların oturduğu sandalyede ağırlaması oldu. İşte de o anın gaztelere yansıyan fotoğrafı:

Söz konusu vatanımız, dünyanın neresinde olursa olsun soydaşlarımız olunca, yapılan eylemlerde protesto yürüyüşlerinde elinde bayrağı konvoyun en önünde yine onu gördük hep.
Demem o ki, Tahsin Çetinkaya gibi koltuğunuzun hakkını verecekseniz, o zaman değil 19 yıl, 59 yıl oturun; gıkım çıkmaz.
Yok, protokollerde fotoğraf çektirip garibana, “Bak ben kiminleyim.” havası atıp egonuzu tatmin edecekseniz, çekin gidin. yoksa elimde kalem kılıç, dilimde kelam zehir olur.
İyi ki varsın, nice 19 yıllara, Tahsin Çetinkaya…
E, bakın gerektiğinde güzel de yazabiliyor muşum değil mi?
Yavuz Nufel – NHaber.nl
