Öyle bir düğün yapın ki herkes o düğünü konuşsun… Ayrılık Düğünü olur mu? Neden olmasın?!
Ben yaptım oldu…
90’lı yıllardı…
Bir hanım kardeşimiz aradı. Derdini kime anlattıysa çare bulamamış…
Yemediği halt kalmayan eşinden ayrılmak için bir sığınma evinde kalıyormuş.
Aman ayrılma çoluk çocuğun var, yaptıkları elinin kiri, demediklerini bırakmamışlar.
Nihayet ayrılmışlar ama eşi sürekli peşlerinde hayatı zindan ediyormuş..
O zamanlar bir yazı yazdım. İnsanlar evlenirken düşün yapmayı bırakıp, ayrılırken düğün dernek yaparsa insanlık bir çağ atlar dedim…
Öyleye tanıştıktan beş- altı ay sonra evlen, düğün dernek yap, çoluk çocuğa karış yıllarca iyi günde kötü günde hayatı birlikte omuzla, anlaşamayıp ayrılırken tek taraflı “ Ya benimsin ya toprağın”
Öyle bir dünya yok, olmamalı da…
Oysa ayrılırken düğün yapılsa eş dost davet edilse, vur patlasın çal oynasın.. Örneğin 15 yıl boyunca hayatı paylaştık, anlaşamadığımızı anladık ayrılıyoruz. Sevabımızla günahımızla ayrılıyoruz, huzurlarınızda bu ayrılık düğünü ile ayrılıyor helalleşiyoruz, denilse daha güzel olmaz mı?
Bu yazım üzerine demediklerini bırakmadılar…
Yıllar geçti, sanıyorum İzmir’de gelin arabası gibi süslenmiş, gelin arabalarında gördüğümüz “ Biz evleniyoruz” yazsının yerinde “ Biz ayrılıyoruz” yazılı bir foto düşmüştü ajanslara..
Sadece eşinden değil işinden iş yerinde. yerinden ayrılırken de düğün yapılmalı, Arasıra iş yerinden ayrılanlara veda partisi yapıldığını duyuyoruz ama tatsız, yeterli değil…
Bir büyüğüm, “ Erdemli bir insan eşinden ve işinden ayrılınca belli olur” demişti.
Ayrılalım ama çirkinleşmeyelim hatta güzelleşelim…
…
20 sene kadar önce 100 gizli yüz adlı bir kitap yazmaya başladım. ( Kitap yazım aşamasındayken eve giren hırsızlar lap top, tablet, bilgisayar ne varsa çalmaları sonu yazamadım ) yazım aşamasında yüzlerce kadınla erkekle söyleşi yaptım. Boşanmalar çığ gibi artıyor, ayrılanlar hep karşı tarafı suçluyordu. Öyküler gerçekti, yer, zaman, işim, şehir, ülke vermeden anonim olarak yazıyordum. Hatta öyküsünü dinlediği birkaç kadın, “ Bu zaman kadar kimlerin öyküsünü dinledin ona göre” şeklinde sordular sonra verdiğim cevaba göre ikna olup öykülerini anlatmışlardı. Dedim ki, sizlerin öyküsünü yazmayacağım çünkü ben size bir kaç isim versem, yaşadıkları ülkeyi, yaladıkları ülkeye geldikleri şehirleri söylesem sizin adınızı öykünüzü de başkasına söylemem gerekir. O yüzden istemem dedim.. İkna olup anlatmışlardı. Kimi telefonla kimi yüz yüze…
Yazamadığım kitaptan çıkan özetin özetine gelince, her kim hangi şartlarda ayrılmış olursa olsun, ayrıldıktan bir iki sene sonra haksız olan taraf perişan oluyor. Haklı taraf sürekli ayrıldığı tarafı suçlamıyor, en fazla Allah’a havale ediyor, işi gücü yoluna giriyor, başarılı oluyor, olmuş.
O yüzden her hangi bir ayrılık durumunda diyorum ki iki sene sonra durumunuza bakarım. Yemeniz içmeniz gezmeniz maddi manevi durumunuz evli olduğunuz zamandan daha iyiye gitmişse gidiyorsa siz haklısınız, yok kötüye gidiyorsa gitmişse haksız sizsiniz…
Bir örnek vermem gerekirse, Türkiye’den gelmiş, dil, yol- iz bilmeyen kocasının havariliği, uçarılığı, hovardalığı, kumarı vs yüzünden evinde çoğu zaman bir dilim ekmeğe muhtaç iken ayrıldıktan iki sene sonra iş buldu çalıştı ehliyet aldı, çocuklarını okuttu. Koca ise hala aynı tas aynı hamam, dilenci evsiz kılıklı alkolik sokaklarda dolaşıyor.
Yeter ki onursuz olmasın aşk, diyen Minik Serçe gibi, ben bu şarkının sözlerini, yeter ki onursuz olmasın ayrılıklar, dedim ve uyguladım hayatımda.
Eşinden ayrılanların durumu bir yana işinden ayrılanların durumu da genelde o kadar olmasa da aynı gibi. Onlarca yıl ekmeğini kazandığı yerden üç kuruş fazla veren yere gidince eski iş yerine, sahibine saydıran nankörler de hiç de az değil.
Avrupa’da olduğum süre içinde Ekin Dergisi, Demet TV Radyo TV Deniz, Son Haber, Life 24 TV, Türkiye Gazetesi Avrupa Baskıları, Kanal Avrupa TV, Haber7 her nerde çalıştıysam aradan yıllar geçmesine rağmen hepsi ile dost, abi kardeşiz…
Yukarıda ellere verdiğim nasihatı ayrılırken önce kendime verdim ve tuttum tutuyorum.
En son geçtiğimiz günlerde Kuşaktan Kuşağa Vakfı’ndan ayrılışım de öyle..
Başkan Fehmi Uzun’un bir hayali, ideali vardı bir Karamanlı olarak.. Hollanda’da her yıl Türk Dil Bayramı Kutlamak…
Olur dedim, 60. Yıl GÖÇ gösteri esnasında sahneye davet ederek 650 kişi önünde fikrini düşüncesini açıkladı. Ben de bundan sonra bu bayramların hayata geçmesi için yanında olacağımı söyledim. Vakıf Kuruldu, yönetim kurulunda yer aldım. Bir buçuk yılda ikisi Türk Dil Bayramı olarak 4 büyük etkinlik yaptık.
Meslektaşım sevgili Sedat Tapan ben ve Fehmi Uzun vakfı kurduk. Bu süre içinde kırmadan incinmeden incitmeden çalıştık. Her zaman eleştirdiğimiz STK’lara, Vakıflara, mahkeme kararı ile değişen yönetimlere, adı var kendi yok dernek ve vakıfların içinde dönen entrikalara örnek olması açısından ve de bayrağı zirvede bırakmak için Kuşaktan Kuşağa Vakfı’nın resmi olarak yönetiminden ayrılmaya karar verdik.
Oysa 17 Mayısta 560 kişinin katıldığı ve her katılanın tebrik takdir ettiği Türk Dil Bayramı gibi iddialı bir etkinliğin bu balarısından sonra çoğu dernek ve vakıfta olduğu gibi “ Zafer Sarhoşu” olmadık. Ne bir kırgınlık, ne bir anlaşamamazlık, ne bir küslük. Türkçeye gönül vermiş onlarca gönüllü arkadaşımızın emekleri karşısında bizim emeğimiz denizde ancak bir damladır.
Ben Fehmi Uzun başkanlığında Kuşaktan Kuşağa Vakfı’nın bu bayrağı daha ileri, daha yükseklere taşıyacağına inancım tamdır. Bundan sonra bir gazeteci, bir şair, bçr gönüllü olarak her zaman yanlarında olacağız.
Söze yekün tutup “Yazmasam olmaz” diyeceğim tek nokta, lütfen ama lütfen kimse öküz altında buzağı aramasın.
Hatta birkaç yazımda demiştim ki, günümüzde insanlar öküz altında buzağı aramakla kalmaz buzağı da arar, fil bulur deve çıkartır.
Hala aklında sorusu olup, kapalı kapılar ardında öküz arayanlara ise diyeceğim tek şey, aklınıza ne gelirse sorun her ortamda cevap veririm. İnatla ve ısrarla “Yok yok bunların arasında kesin bir şey oldu” diyenlere, diyecek olanlara “ O düşünce de sizin öküzlüğünden olsun” der güler geçerim..
Son olarak geçtiğimiz günlerde yazmıştım. Kardeşim diye bildiğim biri dedi ki “ Abi, xxx ile küsmüşünüz.” Yok dedim, “ Ama o seninle küsülü olduğunu söylüyor “ dedi.
Baktım anlatamıyorum, o küslük onun tavşanlığındandır, benim haberim yok” dedim.
( Hala anlamayanlar için parantez içi not: Türkçede tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış, diye bir deyim vardır. Belki ukalaca bir cevap oldu ama cevabım benim bile hoşuma gitti)
Yavuz Nufel -NHaber.nl
