Geçtiğimiz cumartesi günü, kızımın dinî eğitimi için gittiğimiz camide düzenlenen veli toplantısında, mesleklerine büyük bir tutkuyla bağlı, gözlerinden heyecanları okunan genç hocalarımızla bir araya geldim.
Genç hocalarımızın özverili çalışmaları ve çocuklarımıza dinî eğitim vermek için gösterdikleri gayret elbette takdire şayan. Ancak toplantı sırasında dikkatimi çeken ve üzerinde özellikle durulması gerektiğini düşündüğüm önemli bir konu vardı: Türkçenin doğru kullanımı ve çocuklara doğru bir Türkçe modeli sunulması.
Gözlemlediğim kadarıyla bazı hocalarımız, öğrencilerle iletişim kurarken dil konusunda bir karmaşa yaşayabiliyor. Kimi zaman cümleye Hollandaca başlayıp Türkçe devam ediyor, kimi zaman da Türkçe başlayan bir cümlenin içine Hollandaca kelime ve ifadeler ekleniyor.
Elbette Hollanda’da yaşayan gençlerimizin iki veya daha fazla dili kullanması doğal ve hatta önemli bir kazanımdır. Ancak özellikle Türkçe eğitiminin ve kültürel aktarımın önemli bir parçası olan camilerimizde, çocuklara doğru, anlaşılır ve düzgün bir Türkçe ile örnek olmak büyük önem taşıyor.
Çünkü çocuklar yalnızca anlatılanları değil, aynı zamanda kendilerine örnek olan yetişkinlerin konuşma biçimlerini de öğrenirler. Bir öğretmen, bir hoca veya bir veli, farkında olmadan çocuğun dil gelişiminde önemli bir rol model hâline gelir.
Türkçe Sadece Bir İletişim Dili Değildir
Türkçe bizim için sıradan bir iletişim aracı değildir. Türkçe; geçmişten geleceğe taşıdığımız, tarihimizle, kültürümüzle ve kimliğimizle bağ kurmamızı sağlayan en değerli miraslarımızdan biridir.
Özellikle Avrupa’da yetişen çocuklarımız açısından bu mirasın korunması daha da büyük bir önem taşımaktadır. Çocuklarımızın yaşadıkları ülkenin dilini çok iyi öğrenmeleri elbette gereklidir. Ancak bunun yanında kendi ana dillerini de doğru ve güzel bir şekilde öğrenmeleri, konuşmaları ve sevmeleri gerekir.
Eğer Türkçenin önemini camilerimizde, sınıflarımızda ve evlerimizde yeterince anlatamazsak, çocuklarımızın bu dili yalnızca günlük hayatta kullanılan birkaç kelimeden ibaret görmelerine neden olabiliriz.
Oysa Türkçe, büyük bir tarih ve kültür birikimini taşıyan zengin bir dildir.
Dilini kaybeden bir toplum, zaman içerisinde kültürüyle, tarihiyle ve kendi öz değerleriyle olan bağını da zayıflatma riskiyle karşı karşıya kalır. Türkçeyi konuşamayan, dilinin zenginliğini ve güzelliğini yeterince hissedemeyen gençlerimizin kendi kökleriyle kuracağı bağ da giderek zayıflayabilir.
Bunun sonucunda yalnızca bir dil kaybı değil, nesiller arasında kültürel ve duygusal bir kopukluk da ortaya çıkabilir.
Hocalarımızın Sorumluluğu Büyük
Bu nedenle Diyanet teşkilatımızın, cami yöneticilerimizin ve dinî eğitim veren tüm hocalarımızın bu konuya daha fazla dikkat etmesi gerektiğine inanıyorum.
Hocalarımızın çocuklarımızla iletişim kurarken Türkçeyi doğru ve özenli kullanmaları, öğrenciler açısından son derece değerli bir örnek olacaktır.
Buradaki amacımız elbette genç hocalarımızı eleştirmek ya da onların gösterdiği büyük emeği görmezden gelmek değildir. Tam tersine, onların sahip olduğu heyecanı ve enerjiyi, Türkçenin korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda daha güçlü bir fırsata dönüştürmek istiyoruz.
Çünkü çocuklarımızın karşısındaki her hoca aynı zamanda bir dil rol modelidir.
Bir kelimenin doğru telaffuzu, düzgün kurulmuş bir cümle, güzel seçilmiş bir ifade ve Türkçeye gösterilen özen; çocuklarımızın dil dünyasında kalıcı izler bırakabilir.
Kuşaktan Kuşağa Vakfı Olarak Sorumluluğumuzun Farkındayız
Kuşaktan Kuşağa Vakfı olarak bizler de bu konudaki sorumluluğumuzun farkındayız.
Türkçeyi korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere sevdirmek yalnızca bir kurumun veya birkaç kişinin görevi değildir. Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu anlayışla, Türkçenin doğru kullanılması ve çocuklarımız tarafından daha iyi öğrenilmesi konusunda farkındalık oluşturacak çalışmalar yapmayı; hocalarımıza, gençlerimize ve ailelerimize rehberlik edecek projeler geliştirmeyi hedefliyoruz.
Çünkü kuşaktan kuşağa yalnızca dinimizi ve kültürümüzü değil, dilimizi de aktarmak zorundayız.
Bugün çocuklarımıza verdiğimiz dil eğitimi, aslında yarının toplumuna bıraktığımız en önemli miraslardan biridir.
Unutmayalım:
Bir dil yaşarsa, o dili taşıyan kültür de yaşar.
Ve Türkçeyi yaşatmanın yolu, önce onu doğru konuşmaktan, sonra da çocuklarımıza sevdirmekten geçer.
Fehmi Uzun
Köşe Yazarı

