Faturalar Yükselirken Gelecek Sisli

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Konuk yazar
Kadri Soğukçeşme yazdı,

Dünya ekonomisi uzun zamandır alışık olmadığı kadar fazla cepheden gelen baskıyla karşı karşıya.

Ukrayna-Rusya savaşı devam ediyor. Orta Doğu’daki gerilimler sürüyor. İsrail-İran hattındaki çatışmalar bölgesel riskleri artırıyor. Amerika’nın küresel ticaret ve güvenlik politikaları, Avrupa’nın enerji ve savunma gündemiyle birleşince ekonominin önündeki tablo her geçen gün biraz daha karmaşık hale geliyor.

Bugün artık savaşları yalnızca cephede değerlendirmek büyük bir eksiklik.

Çünkü savaşın ekonomik faturası sınır tanımıyor.

Bir ülkede başlayan çatışma, başka bir ülkede petrol fiyatı olarak karşımıza çıkıyor. Petrol fiyatındaki artış, nakliye maliyetlerini yükseltiyor. Nakliye pahalandığında üretim maliyetleri artıyor. Üretim maliyetleri arttığında ise enflasyon vatandaşın mutfağına kadar ulaşıyor.

Yani savaşın ilk faturası enerjiye, ikinci faturası enflasyona, üçüncü faturası ise büyümeye çıkıyor.

Avrupa’nın zor sınavı

Bu tablodan en fazla etkilenen bölgelerden biri Avrupa.

Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’nın enerji denkleminde büyük bir değişime yol açtı. Avrupa ülkeleri enerji kaynaklarını çeşitlendirmek zorunda kaldı. Ancak bunun ekonomik bir bedeli oldu.

Özellikle Almanya gibi güçlü sanayi ekonomileri için enerji maliyetleri artık yalnızca bir enerji meselesi değil, aynı zamanda rekabet gücü meselesi.

Bir fabrikanın enerji faturası yükseldiğinde bunun sonucu yalnızca şirket bilançosunda görülmüyor.

Üretim maliyetleri yükseliyor.

Yatırım kararları erteleniyor.

İstihdam baskı altına giriyor.

Ürünlerin rekabet gücü azalıyor.

Ve bütün bunlar Avrupa ekonomisinin büyüme kapasitesini etkiliyor.

Avrupa’nın önündeki temel soru artık sadece “Enflasyonu nasıl düşürürüz?” değil.

Asıl soru şu:

Enerjiyi nasıl daha güvenli, daha uygun maliyetli ve daha sürdürülebilir hale getiririz?

Türkiye açısından tablo

Türkiye için bu gelişmeler daha da önemli.

Çünkü Türkiye enerji ithalatına yüksek ölçüde bağımlı bir ekonomi. Dolayısıyla petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanan her yükseliş Türkiye’nin üretim maliyetlerini, cari dengesini ve enflasyon görünümünü etkileyebiliyor.

Petrol yükseldiğinde sadece akaryakıt pahalanmıyor.

Kamyonun taşıma maliyeti yükseliyor.

Fabrikanın üretim maliyeti artıyor.

İnşaat sektörünün giderleri yükseliyor.

Gıdanın raf fiyatı etkileniyor.

Küçük işletmenin finansman yükü ağırlaşıyor.

Sonunda bütün bu maliyetler vatandaşın günlük hayatına yansıyor.

Bu nedenle Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca enflasyonu düşürmek değil; aynı zamanda ekonomiyi dışarıdan gelebilecek enerji ve jeopolitik şoklara karşı daha dayanıklı hale getirmek.

Savaşın görünmeyen faturası

Fakat savaşların ekonomiye verdiği zarar yalnızca petrol fiyatlarından ibaret değil.

Bir de görünmeyen bir fatura var:

Belirsizlik.

Bir yatırımcı yarının enerji fiyatını bilmiyorsa yatırımını erteliyor.

Bir işletme gelecekteki maliyetlerini öngöremiyorsa büyüme kararını bekletiyor.

Bir banka risklerin arttığını düşünüyorsa kredi verirken daha temkinli davranıyor.

Bir girişimci “Yarın ne olacak?” sorusuna cevap bulamıyorsa bugün yatırım yapmaktan kaçınıyor.

Ekonomiler bazen rakamlarla değil, insanların geleceğe duyduğu güvenle büyür.

Güven azaldığında yatırım azalır.

Yatırım azaldığında üretim yavaşlar.

Üretim yavaşladığında istihdam ve refah üzerindeki baskı artar.

İşte savaşların ekonomiye bıraktığı en tehlikeli miraslardan biri budur.

Dünya ekonomisi yeni bir döneme mi giriyor?

Bugün küresel ekonomi eski düzenine kolayca dönemeyecek gibi görünüyor.

Enerji güvenliği artık ulusal güvenliğin bir parçası.

Tedarik zincirleri artık yalnızca maliyet hesabıyla kurulamayacak kadar stratejik.

Savunma harcamaları birçok ülkede ekonomik politikanın daha önemli bir unsuru haline geliyor.

Devletler artık “En ucuz nereden alırım?” sorusunun yanında “Kriz çıktığında nereden tedarik ederim?” sorusunu da sormak zorunda.

Bu değişim, önümüzdeki yıllarda küresel ticaretin yapısını da değiştirebilir.

Peki ne yapmalıyız?

Öncelikle enerji kaynaklarını çeşitlendirmeliyiz.

Yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmalıyız.

Sanayide enerji verimliliğini artırmalıyız.

KOBİ’lerin uygun maliyetli finansmana erişimini güçlendirmeliyiz.

Üretim kapasitesini korumalı ve artırmalıyız.

Kritik ürünlerde dışa bağımlılığı azaltmalıyız.

Ve belki de hepsinden önemlisi, ekonomik politikalarda öngörülebilirliği güçlendirmeliyiz.

Çünkü dünyadaki savaşların ne zaman sona ereceğini hiçbir ülke tek başına belirleyemez.

Ama kendi ekonomisinin ne kadar dayanıklı olacağı konusunda önemli ölçüde söz sahibidir.

Son söz

Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu ekonomik gerçek çok açık:

Savaş artık sadece cephede yaşanmıyor.

Savaşın etkisi fabrikaya, markete, akaryakıt istasyonuna, bankaya ve vatandaşın mutfağına kadar ulaşıyor.

Bir bölgede yükselen petrol fiyatı başka bir ülkede enflasyona dönüşüyor.

Bir ülkedeki savaş başka bir ülkede enerji faturasına dönüşüyor.

Bir ticaret rotasındaki kriz, dünyanın başka bir köşesinde üretim maliyetini artırıyor.

Bu nedenle geleceğin ekonomilerinde güçlü olmak yalnızca büyümek anlamına gelmeyecek.

Güçlü ekonomi; enerjisini güvence altına alan, üretimini koruyan, finansal dayanıklılığını artıran ve krizlere hazırlıklı olan ekonomidir.

Dünyanın savaşların ne zaman biteceğini bilmediği bir dönemde, ülkelerin yapabileceği en doğru şey kendi ekonomik dayanıklılıklarını artırmaktır.

Çünkü belirsizlik büyük olabilir.

Ama doğru hazırlık, güçlü üretim ve öngörülebilir ekonomi politikalarıyla bu belirsizliğin etkisi azaltılabilir.

Dünya değişiyor. Ekonominin kuralları da değişiyor.

Ve önümüzdeki dönemde kazananlar yalnızca en çok büyüyen ülkeler değil; kriz karşısında en dayanıklı ekonomileri kurabilen ülkeler olacak.

Faturalar Yükselirken Gelecek Sisli
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!