Davet aldığımda ön yargılıydım. Her gün aynı gündem, Türkiye’nin iç işleri malum, Avrupalı Türklerin derdi belli…
Davette Afara Müzikali diyor ama “Tek kişilik gösteri, tek kişi ile müzikal mi olur?” soruları ile birlikte müthiş bir önyargı ile gittim. Çıkacak sahneye bütün göndermelerini Türkiye siyaseti üzerine yapacak. İktidar muhalefet ayırt etmeden, “Ya Allah ne verdiyse” diyecek. Ya da sahneye çıkar çıkmaz “Yandaş mı, Candaş mı?” ilk cümlesinde belli olacaktı.

Daha sahneye çıkar çıkmaz, vize alamadıkları için orkestrasını getiremediğini söyleyerek, benim gibi Uğur Aslan’ı tanımayan ve daha önce izlememiş olanların kafalarındaki soruya cevap verdi.
Fakat sahneye çıkmadan, dev ekranda bir döneme damgasını vurmuş arabeskin yonca yaprağı Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses’in 80’li, 90’lı yıllara ait gazete kupürleri dönmeye başlayınca, bu kez de “Tamam,” dedim, “Şener Şen ve Müjde Ar’ın başrolünü oynadığı Arabesk filminin sahneye uyarlanmış hâli galiba” diye düşünmeye başladım.
Daha iki dakika bile geçmeden düşüncemin yanlışlığı, ön yargılarımın yersizliği ile “Kapıldım gidiyorum, bahtımın rüzgârına” dercesine, kapıldım sahnenin, anlatılanların, şarkıların büyüsüne…
Haberi yazmayı bekleyemedim. İki perdelik gösteri/anlatı/dinletinin arasında sosyal medya hesabımdan şöyle bir paylaşım yaptım:
Eindhoven’da salon full, keyifler zirve, şarkılar türküler bir yana; öyküler damardan, ciğerden, topraktan, Amik Ovası’ndan pamuk yumuşaklığında, pamuk kozası kadar sert, acıtan ve ağlatan…
Herkes beni sosyal medya hesaplarımdan takip edecek diye bir kural yok.
İki perde arası, sağlığa zararlı olduğunu bildiğimiz, yanınca duman çıkartan ürünü (Kendime iç ses: “Ulan, şuna sigara desene!”) tüketirken insanları gözlemledim. Herkes ilk perdedeki şarkıları, anlatılanları konuşuyordu… Konuşanların ortak paydası Uğur Aslan ve sahnesi…
Eğer ki herhangi bir siyasi görüşü, gömseydi, kendi adına duygu sömürüsü yapsaydı, siyasi görüşü taban tabana zıt, dini inançları farklı insanların ortak paydası olmazdı.
Arabesk deyince akla gelen isimlerden biri de Küçük Emrah’tır, malumunuz.
İkinci perde de ön yargılarım yıkılmış, salonu hınca hınç dolduran seyircilerin ortak paydası olup herkesin beğenisini, takdirini kazanmış bu arkadaşımızı daha dikkatli, daha can kulağı ile izlemeye, dinlemeye başladım.
Öncelikle şunu ifade edeyim: İyi ki “Ya 130 kilometre yol, şimdi kalkıp kim gidecek?” dememişim.
İyi ki gitmişim, iyi ki Uğur Aslan gibi sanatçılar var, iyi ki Ömer Özkur ve NEXLEVELHUB.nl var, iyi ki Tiyatro Kulis var…

Şimdi AFARA Müzikali’nden notlar:
Önce Afara’dan başlayalım. Davet gelene kadar ben de bilmiyordum. Gitmeden bakmıştım. Fakat Uğur Aslan, Amik Ovası’nda başlayan öyküsünü anlatmaya başlamadan söylüyor ne olduğunu, hatta ekrana da yansıyor.
Afara: Son hasat… Pamuğun, buğdayın toprakta kalan son hasadı…
Fakat bunu herkesin bildiği, ailenin küçük çocuğu “tekne kazıntısı” anlamında kullanıyor.
Bence son çocuklara “Tekne Kazıntısı” yerine bundan böyle AFARA denilmeli…
Neler öğrendim?
Bir gazeteci, bir şair olarak çok şey öğrendim, ezber bozdum.
- “Fakirdik ama mutluyduk” cümlesinin bir film repliği olmadığını öğrendim.
- Yatılı okullara bu yaşıma rağmen hep ön yargılı olmamam gerektiğini öğrendim.
- Ferhat-Şirin, Kerem-Aslı vb. aşk öykülerinin masaldan ibaret olduğunu öğrendim.
- Anne-baba sevgisinin kutsallığını öğrendim.
- Aile bağlarının sevgi, saygı, anlayış çerçevesinde, günün şartlarına rağmen nasıl güçlü kalabildiğini öğrendim.
- Ünlü olunca, parayı bulunca nasıl değişmeden kalınabileceğini öğrendim.
- Yukarıda adlarını yazdığım arabeskin yonca yaprağı Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses’in şarkılarının sahipleri kadar güzel ve duygulu okunabileceğini öğrendim.
- Düşünceleri ne olursa olsun, sanatçının tüm insanları nasıl ortak bir paydada buluşturabileceğini öğrendim.
- Toprak ağalarının hepsinin, Türk filmlerinde olduğu gibi bir Erol Taş olmadığını öğrendim.
- Toprak ağalarının kâhyalarının, ağalarının kölesi, köpeği olmadığını öğrendim.
- Sahnedeki sanatçının seyircisi ile nasıl bütünleştiğini öğrendim.
- Küfretmeden, belden aşağı espriler yapılmadan da insanların nasıl güldürülebileceğini öğrendim.
Az şey mi iki saat içinde bu kadar şey öğrenmek?
Hani bir mizahçımız, gösterilerinde “Buradan çıkınca aklınızda bir şey kalmayacak” diyor ya; aksine, Uğur Aslan’ın anlattığı her şey, fıkralar, öyküler hepsi ezberimde. Yine gelse yine giderim.
Peki, hiç gönderme yapmadı mı, sağa sola çatmadı mı?
16 yaşında mizah dünyasına adım atan, Oğuz Aral gibi bir çınarın öğrencisi olarak söylemem gerekirse, öyle ince göndermeler yaptı ki; zaman zaman fıkra ile, zaman zaman 10-12 yaşlarında yatılı okuyan bir çocuğun 12 Eylül’ü anlatımında ve öğrencilik yıllarında sevgilisi ile ünlülerin gittiği restoran anısında elbette yaptı.
Hel de bu öyküsye anıya ba-yıl-dım:
Uğur Aslan öğrenciyken sevgilisi ile Ankara’da gittiği ünlü (!) restoranda hesap 900 TL gelir, cebinde 700 TL olan genç restoran sahibine durumu anlatır. Restoran sahibi hesabın tamamını hafiften fırça atarak tahsil eder. ( 200 TL’yi nasıl ödedi anlatmadı, sanırım senet imzalamıştır.)
Yıllar sonra filmlerde, dizilerde boy gösteriğ rol kesmeye başlatıktan sonta (ünlü olduktan sonra, bir arkadaşının daveti ile) aynı ünlü restorana giden Uğur Aslan’a hesap gelmez. Hesabı istediğinde, “Abi, siz gibi ünlü biri bizi tercih etmiş, bir de hesap mı alacağız?” denilince, o sakin, o intikam nedir bilmeyen Uğur Aslan’ın verdiği ders niteliğindeki cevap:
“Hesabı getirin, paramız var, ödeyeceğiz. Siz asıl parası olmayandan hesap almayın.”der, ( Yıllar öncesini hatırlayarak)
Dedim ya, ben çok şey öğrendim. Öğrendiklerimin karşılığı olur mu bilmem ama ben de kendisine son şiir kitabımı yolladım Ömer Özkur ile…
Okursa beni daha iyi anlar. Ki zaman zaman anlatılarının arasında bazı şairlerin şiirlerinden okuduğu mısraların, gösterinin içine nasıl sarraf mahareti ile işlenen mücevhere dönüştüğünü anlatmam mümkün değildi.
Başta bu etkinliği organize eden ve beni davet eden Ömer Özkur olmak üzere, Tiyatro Kulis’e, NEXLEVELHUB’a en derin HİÇ’tenliğimle teşekkür ederim.
Uğur Aslan’a ve ekibine teşekkür etmiyorum, bunu saymayız bir daha bekleriz diyor, teşekkürü o zaman birebir edeceğimi bilmesini istiyorum.
Seyircinin coşkusu, sahnede söylediği birkaç şarkıdan tadımlık videolarla sizi baş başa bırakıyorum.
Yazmasam Olmazdı…
Yavuz Nufel – Nhaber.nl

