Şöyle bir çevrenize bakın; sokakta, sosyal medyada ya da eş dost ortamında gördüğümüz yeni nesil sizce de biraz “hızlı” yaşamıyor mu? Ama bu hız, sadece gençlerin hevesinden değil, bizim toplum olarak yarattığımız o bitmek bilmeyen “el âlem ne der” baskısından da kaynaklanıyor. Hani hep deriz ya, “Biz görmedik, çocuğumuz görsün” diye… İşte tam bu noktada kaş yaparken göz çıkarıyoruz, farkında bile değiliz.
Hollanda Borç Yönetimi ve Borç Yardımı Kurumu’nun (NVVK) son meclis raporunu okurken tam da bunları düşündüm. Kurum bas bas bağırıyor: “Gençler arasında borçlanmak artık normal bir şey haline geldi!” diye. İyi de, bu çocuklara borçlanmayı, bütçesinin üzerinde yaşamayı ilk kim öğretti?
Gelin açık konuşalım. Bizim buralarda bir düğün dernek kuruluyor, evlere şenlik! Salondan gelinliğe, takısından konvoyuna kadar her şeyin “en pahalısı”, “en lüksü” olması gerekiyor. Sırf konu komşu konuşsun, sosyal medyada fiyakalı fotoğraflar paylaşılsın diye daha yolun başında gençlerin sırtına binlerce euroluk borç yükünü kendi ellerimizle biz yüklüyoruz. Sonra da o şatafatlı düğünlerin borcu, bitmek bilmeyen taksitler, çiçeği burnunda evlilikleri daha ilk seneden çatırdatmaya başlıyor.
Sadece düğün de değil. Anne babalar olarak çocukları pamuklara sarıp sarmalamayı çok seviyoruz. “Aman evladım yorulmasın, aman o anlamaz” diyerek hayatın hiçbir sorumluluğunu ellerine vermiyoruz. Faturalar nasıl ödenir, bütçe nasıl yapılır, cepteki paraya göre nasıl yaşanır? Çocuk bunlardan habersiz büyüyor. Sorumluluk duygusunu elinden aldığımız o çocuk, yarın bir gün internette “Şimdi al, üç ay sonra öde” reklamını görünce, arkasında nasıl bir faiz canavarı olduğunu anlamadan tek tıkla borç batağına saplanıyor. Cebinde parası yokken, altındaki lüks arabanın taksitini bile ödeyemez hale geliyor.
İşte NVVK’nın meclise taşıdığı ve isyan ettiği konu tam olarak bu sarmal. Genç bir çocuk, belki tecrübesizlikten, belki bizim bütçe öğretmeyişimizden bir iki hatalı alışveriş yapıyor; arkasından acımasız icra şirketleri (incasso) devreye giriyor. O küçük borç bir anda dağ gibi büyüyor. Hadi çocuk bir şekilde aklını başına devşirdi, borcunu kapattı diyelim… Bu sefer de sistem o genci yıllarca “kara listede” tutuyor. Ne ev kiralayabiliyor, ne bir iş kurabiliyor. Hayata daha başlamadan havlu atıyor.
NVVK meclise diyor ki: “Bu çocukların sicilini yıllarca karartmayın, borcunu ödeyene temiz bir sayfa açın.” Bu çağrı çok haklı ve çok kıymetli.
Sistem kesinlikle değişmeli, daha insani olmalı.
Ama çuvaldızı sisteme batırırken, iğneyi de kendimize batıracağız. Biz toplum olarak o lüks, gösterişli ve içi boş kültürel saçmalıkları, “başkaları için yaşama” huyumuzu bir kenara bırakmadıkça; çocuklarımıza sorumluluk vermeyip onları finansal birer cahil olarak büyüttükçe, daha çok gencimizi o kara listelere kurban veririz.
Geleceğimizi, borç içinde yüzen ve hayata küstürülmüş bir gençlikle inşa edemeyiz. Önce biz silkineceğiz, sonra da sistemin değişmesini bekleyeceğiz.
Saygılarımla
Fehmi Uzun-Rotterdam
