15 Temmuz’u 27 Mayıs’a Döndürme Sinyalleri mi?
Hain darbe girişiminin 10. yılı…
Bu nasıl bir anlayıştır, nasıl bir işgüzarlıktır, anlamakta güçlük çekiyorum.
Günlerdir telefonlarımıza, sosyal medya hesaplarımıza “15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü kutlu olsun” ifadeleriyle hazırlanmış, gösterişli görseller geliyor. Kimisi kendi adına, kimisi başkanı olduğu dernek ya da kurum adına paylaşıyor. Altına da küçük puntolarla “Şehitlerimize rahmet, gazilerimize minnet…” notu iliştiriliyor.
İçimdeki ses ise bambaşka bir soru soruyor:
27 Mayıs 1960 darbesi yıllarca “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” adı altında kutlanmış, sonra değişen siyasi iklimle tarihin çöplüğüne gönderilmişti. Acaba bir gün 15 Temmuz da benzer şekilde yalnızca resmî törenlerin konusu hâline gelip anlamını yitirecek mi?
Bu düşünce, her gördüğüm kutlama kartında zihnimi yeniden meşgul ediyor.
Korkum o dur ki; bu halk gün gelir 15 Temmuz şehitlerini unutmaz ama 15 Temmuzu Bayram olarak kutlayanları bir zamanlar 27 Mayıs İhtilalini yapıp bayram olarak kutlayanlarla aynı kefeye koyar. O yüzden lütfen bana “15 Temmuz Demokrasi ve Birlik Günü Kutlu Olsun” yazılı kart göndermeyin.
Çünkü ben 15 Temmuz’u kartpostallardan değil, o geceden çok çok iyi hatırlıyorum.
Hollanda’da saat 15.30, Türkiye’de 16.30…
Televizyon ekranlarında Boğaziçi Köprüsü’ndeki tanklar gösteriliyordu.
Henüz kimse ne olduğunu bilmiyordu.
Cumhurbaşkanı halka çağrı yapmamıştı.
Başbakan olayın adını koymamıştı.
Kimsenin nerede olduğu net değildi.
Ben ise bilgisayarın başına oturup sosyal medyada tek bir cümle yazdım:
“Şimdi tankların önüne durma zamanı. Bu bir darbe girişimidir.”

İnsanları sokağa davet ettim.
Sonrasında yaşananları ise hep birlikte gördük.
O gece Hollanda’daki Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu önüne gittik.
Toplasanız 150-200 kişi vardı.
Kimlerin orada olduğunu da, kimlerin olmadığını da herkes biliyor.
Çünkü o gece insanlar tavırlarıyla dört gruba ayrıldı:
– Tankların karşısına çıkanlar…
– Perdenin arkasından gelişmeleri seyredenler…
– Darbecileri alkışlayanlar…
– Sosyal medyada “Buraya kadar”, “Bu iş bitti” diyerek darbenin başarılı olmasını bekleyenler…
Ah şu Facebook bir gün arşivini açsa…
15 Temmuz gecesi yazılıp daha sonra silinen paylaşımları yeniden yayımlasa…
Kimlerin önce “Cumhurbaşkanı tonlarca altın ve milyarlarca dolarla Yunanistan’a kaçtı.” dediğini…
Cumhurbaşkanı İstanbul’a inince ise aynı kişilerin bu kez “Tiyatro, senaryo…” demeye başladığını herkes görse…
—
Bugün anma programlarına bakıyorum.
O gece sokağa çıkanları değil…
“Tankların önüne durun” diyenleri değil…
Perdenin arkasından bekleyenleri…
Sabaha karşı paylaşımlarını sessizce silenleri…
Süslü salonlarda en ön sıralarda görüyorum.
—
Darbe girişiminin ilk yıl dönümüydü.
Bir otelin salonunda düzenlenen programda konuşmacının adının önünde “Prof.” unvanı vardı.
Uzlaşıdan söz ediyordu.
FETÖ elebaşından bahsederken sürekli “Hoca Efendi” ve “Sayın” ifadelerini kullanıyordu.
Salonda bulunan Hollanda Diyanet Vakfı yöneticilerinden Cevdet Bey ayağa kalktı.
“Bu haine ‘sayın’ diyemezsiniz.” diyerek itiraz etti.
Profesörün cevabı ise ibretlikti:
“Ben akademisyenim. Terbiyem gereği böyle ifadeler kullanmam. Ayrıca henüz neyin ne olduğu belli değil.”
Dikkat edin…
Aradan henüz bir yıl geçmişti. ( 16 Eylül 2016 )
—
16 Temmuz’un ilk saatlerinde iş insanı Turgut Torunoğulları’nın Cumhurbaşkanı ile çekilmiş fotoğrafını paylaşarak yazdığı metni de hiç unutmadım.

Allah göstermesin o gün darbeciler başarılı olsaydı, bugün bir çoğumuz gibi Turgut beyin durumu ne olurdu hiç düşündünüz mü?
Ben düşünmek bile istemiyorum.
O gece gerçekten servetini, hatta canını ortaya koyarak direnen, tarafını apaçık belli eden Turgut bey gibi kaç zengin vardı?
15 Temmuz bize iki tür insan olduğunu gösterdi:
Gücünü hoca dedikleri sümüklüden alanlarla gücünü çalınmış sınav sorularıyla elde ettiği rütbelerden alanlar! Ne mutlu ki vatanını şan şöhret, para pul için sevmeyenlerin gögüslerini siper etmeleri ile sonları hüsran oldu.
—
Cumhurbaşkanımız bu hain örgütün yapısını anlatırken “Altı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet.” der.
Geçtiğimiz günlerde düzenlenen 10. yıl anma programında bir büyüğümüz de örgütün katmanlı yapısından söz ediyordu. Acaba 15 Temmuz Hain Darbe Girişimini Demokrasi bayramı olarak öne çıkartan ve kutlama mesajı yollayanlar o katmalardan mı?
Haklıydı.
Ancak insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Yavuz Nufel’i anma programına davet ettirmeyenlerin bilgi kaynağı hangi katmanın bukalemularıydı, kendilerini değil de katmanlarını merak etmiyor değilim.
Katman deyince aklıma 7 kat gökler, 7 kat yerin dibi sözü geliyor. Acaba bunların katman sayısı da mı 7, biz henüz ibadet katmanı, ticaret katmanı, ihanet katmanı olmak üzere ancak 3’ünü biliyoruz da merakımız o yüzden…
Bize o restoranda program yapılmaz, o restoran sahipleri şucu bucuymuş .” diye tepki gösteren zat-ı şahanelerin kısa süre sonra aynı restoranda çay-kahve içerken görüntülenmesine, yorumumuz şu şekilde oldu: Demek ki atılan her çamura hemen iz bırakacak gözü ile bakmak, büyük hata, yanlış ve özür gerektiren bir durummuş.
Ne demişler, ” Yalan avamın dilinde hakikat kesbeder”
—
Örnek çok da aslında bu kez gerçekten “Yazmasam da olur.”
Yine de içimde ukde kalan tek şey şu:
Keşke sosyal medya arşivleri konuşsa…
Çünkü yıllar sonra sosyal medyada “Lanet olsun FETÖ’ye.” yazmak kimsenin samimiyetini, ispatlamaz.
Gerçek ölçü, o gece kimin nerede durduğudur…
Bataklığı kurutmadan iki sivrisineği yok etmekle sivrisinekle mücadele edilmiş olmaz.
…
Ah, Mazlumun sessiz duasıdır..
Alandan aheste aheste çıktığı su götürmez bir gerçektir.
Bir de “şair ahı” vardır ki, mazlum ahından 7 kat daha etkili ve şiddetlidir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Nazım Hikmet’in ahını alan Türkiye’nin yıllarca yaşadığı sancılarda şair ahı yok mu sanıyorsunuz.
Rusya, İspanya, Şili, Arjantin ise şair ahının ahesta aheste çıktığı ülkelerden bazıları.
Biraz araştırın bakalım yukarıdaki ülkeler hangi şairlerinin ahını almış, ne olmuş?
Çok şükür ülkemize ahımız yok ama insan çok…
Bugün arkamdan konuşanlar, İfrtira atanlar, atılan iftiralara inananlar…
Ben hesabı insanlara değil, zamana ve ilahi adalete bırakıyorum. Bu güne kadar tecelli eden o kadar ilahi adalet gördüm ki…
Son olarak…
“FETÖ” ifadesinin yaygınlaşmasına vesile olan merhum Defne Joy Foster’ı da rahmetle anıyorum.
Vefat ettiğinde hakkında “Su testisi su yolunda kırılır.” yazan Hıncal’a alkış tutanları hatırlayın.
O insanların bugün en yüksek sesle FETÖ karşıtlığı yapmaları da tarihin ayrı bir ironisidir.
Yıllar önce Hıncal Uluç’un Defne Joy Foster hakkında yazdığı yazıya karşı “Olmadı Hıncal, Olduralım mı?” başlıklı yazımı kaleme aldığımda beni linç etmeye çalışanların, bugün aynı kavramları en sert biçimde kullandıklarını görmek ise hafızanın ne kadar seçici olabileceğini gösteriyor.
15 Temmuz’u anlamak istiyorsak, bugünkü söylemlere değil, o gece sergilenen duruşlara bakmalıyız.
Çünkü tarih, sonradan yazılan cümleleri değil; zor zamanlarda gösterilen cesareti kaydeder.
Aman dikkat! Yalaka ve dalkavuk tayfası insanın etrafını öyle bir sarar ki insan kuyuya düşmüş kurbağa misali gökyüzünün büyüklüğünü kuyunun ağzından göründüğü kadar zannetmeye başlar.
Yavuz Nufel- NHaber.nl
