Kur’an Yakılıyor, Camiler Hedef Alınıyor: Biz Hâlâ Ne Bekliyoruz?

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Geçtiğimiz günlerde Hollanda’daki Müslüman toplumu açısından önemli bir haber dikkatimi çekti. CMO, camilere yönelik vandalizm, tehdit, taciz, saldırı ve ayrımcılık olaylarının daha sistemli biçimde kayıt altına alınabilmesi amacıyla ulusal bir ihbar sistemi başlattı.

Elbette bu önemli ve desteklenmesi gereken bir adım. Fakat bu haber beni sevindirmekten çok düşündürdü. Çünkü ister istemez insan kendisine şu soruyu soruyor:

CMO harekete geçiyor, peki biz ne yapıyoruz?

Hollanda’da yıllardır camiler yaptık, dernekler kurduk, vakıflar oluşturduk. Dini ve kültürel değerlerimizi yaşatmak için büyük emek verdik. Bunların hiçbirini küçümsemiyorum.

Ancak artık yalnızca cami yapan ve ibadetini yerine getiren bir toplum olmanın ötesine geçmemiz gerekiyor.

O camilere yönelik saldırılar olduğunda, Müslümanlar tehdit edildiğinde veya Kur’an-ı Kerim’e yönelik provokatif eylemler gerçekleştirildiğinde, haklarımızı siyasi ve hukuki zeminde kim savunuyor?

Daha önemlisi, ne kadar etkili savunuyor?

Sosyal medyada tepki göstermek yetmez

Kur’an-ı Kerim’e yönelik eylemler yaşandığında hepimiz öfkeleniyoruz. Sosyal medyada tepki gösteriyor, açıklamalar yayımlıyor, birkaç gün boyunca konuyu konuşuyoruz.

Sonra gündem değişiyor.

Oysa mevcut hukuki düzenlemelerin yetersiz olduğunu düşünüyorsak bunun yolu yalnızca tepki göstermek değildir. Hukukçularla çalışmak, somut öneriler hazırlamak, bakanlıkların ve Tweede Kamer üyelerinin kapısını düzenli olarak çalmak gerekir.

Bir yasa değişikliği talep ediyorsak bunun hukuken nasıl mümkün olabileceğini araştırmalı, demokratik süreç içerisinde destek aramalı ve konuyu gündemde tutmalıyız.

Camilere yönelik saldırılar konusunda da yalnızca olay gerçekleştikten sonra kayıt tutmak yeterli değildir. Önleyici tedbirlerin ve daha etkili koruma mekanizmalarının hayata geçirilmesi için de çaba göstermek gerekir.

Fotoğraf çektirmek lobi faaliyeti değildir

Burada Hollanda’daki Müslüman sivil toplum kuruluşlarının da kendilerini sorgulaması gerektiğini düşünüyorum.

Büyükelçilerle, konsoloslarla veya siyasetçilerle aynı karede görünmek elbette güzel olabilir. Ancak fotoğraf çektirmek lobi faaliyeti değildir.

Lobi; dosya hazırlamaktır.

Lobi; hukukçular yetiştirmektir.

Lobi; milletvekilleriyle sürekli ve düzenli temas kurmaktır.

Lobi; bakanlıklara rapor sunmaktır.

Lobi; bir konunun sonucunu alıncaya kadar peşini bırakmamaktır.

Diyanet camileri de dâhil olmak üzere yüzlerce camisi ve çok geniş bir insan kaynağı bulunan bir toplumun, aynı ölçüde güçlü bir hukuki ve siyasi temsil kapasitesine sahip olup olmadığını artık ciddi biçimde sorgulaması gerekiyor.

Yeni nesli hazırlamak zorundayız

Belki mevcut nesilden beklediğimiz kurumsal dönüşümü yeterince gerçekleştiremedik.

Ama yeni nesil için hâlâ zamanımız var.

Çocuklarımızı yalnızca camilerimize bağlamak yetmez. Onları hukuk fakültelerine, kamu yönetimine, medyaya, belediyelere, bakanlıklara ve demokratik siyasetin içine de hazırlamalıyız.

Çünkü Hollanda’da kalıcı olduğumuzu artık hepimiz biliyoruz.

O hâlde mesele yalnızca camilerimizi yaşatmak değil, haklarımızı savunabilecek güçlü bir temsil kültürü oluşturmak olmalıdır.

CMO’nun attığı adımı destekleyelim.

Ama bu haber vesilesiyle aynayı biraz da kendimize çevirelim.

Bunca camimiz, bunca kurumumuz ve bunca insan gücümüz varken…

Biz hâlâ ne bekliyoruz?

Fehmi Uzun
Köşe Yazarı

 

Kur’an Yakılıyor, Camiler Hedef Alınıyor: Biz Hâlâ Ne Bekliyoruz?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

N'haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!