Yaklaşık 10 gündür Türkiye’deyim…
İstanbul Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK) İstanbul ofisimizde Yaygın Medya Meclis Başkanımız Özgenur Reyhan Güler ve Dış Medya Meclis Başkan vekilimiz Ahmet Coşkunaydın ile üyemiz Gazteci Yazar Yaşar İliksiz ile bir araya geldik.
Yaşar İliksiz olunca İstanbul’un en az bilinen tarihini konuşmak, öğrenmek ve gezmek ayrı bir zevk.
Önce Türkiye’nin ilk ve en büyük Arkeoloji Yayınevini ziyaret ettik. Türkiye Arkeolojisinin Kara Kutusu diyebilecğin yayınevinde Hollanda tarihini ve arkilojik çalışmalarını Hollandalı meslektaşlarından bile detaylı bilen Nezih Başgelen bey ile tanıştık, Hollanda’nın 10 bin yıllık tarihini konuştuk ( Dinledik )
Yaşar bu “ Bak şu sokağı çıkınca bir bir sanat galerisi var, seni de çok ilgilendirdiğini düşündüğüm bir sergi var” dedi. Meşher’de Seyehat Sanatı sergisini gezdik. 15. Yüzyıldan günümüze objelerin yer aldığı objeler, haritalar, kıyafetler, afişler, valizler, afişler, giyim kuşam; Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’ya Afrika’ya onlarca ülkeye ait kitaplar belgeler, bilgiler, haritalar… Seyehat Müzesi… Çekimler yaptık…
Tepebaşı’nda İstanbul Sinema Ofisi Kadir İnanır Yerleşkesi’ni gezdik. Görüdüklerimizle sinema tarihinin uzun geçmişinde yolculuk yaptık. Sinema afişleri, görmediklerimiz, bilmediklerimiz fimlerde kullanılan başta kameralar olmak üzere ekipmanlar; Türk sinema tarihine adını yazdıran fimlerin afişleri.
İstanbul’da onlarca iskele arasında yarışma yapılsa benim banko birincim Kabataş İskelesi olur, dedğim Kabataş… Seyir terası, cafeler,, kitapçılar. İstanbul’un Avrupa yakasından Marmara Denizi’nin bir bölümünü, Kız Kulesi’ni, 15 Temuz Şehitler Köprüsü’ne kadar Boğaz’ın, Çamlıca’nın Üsküdar’ın en güzel göründüğü yer..
Bitmedi, Yaşar İliksiz, “Bak bu da ilgini çeker “dedi ve Kabataş İskelesi seyir terasının altında üç gün önce açılan “İstanbul Boğaz Müzesi” ni görmeden olmaz dedi.
İyi ki de dedi… Yine yüzlerce yıllık resimler, haritalar, kitaplar İstanbul Boğazına ve semtlerine dair detaylı bilgiler, haritalar, balıkçılar, balıkların göç yolları, İstanbul üzerine yazılmış şiirler. Boğazı, Boğaz Turu tekneleri ile görmek isteyenler, önce bu müzeyi görmeden Boğaz Turuna çıkmamalı bence.
İstanbul’da ulaşım, Metro, Marmaray, Tramvay, Vapur ile çok rahat ve hızlı amma ve lakin günün belirli saatlerinde öyle yoğunuk yaşanıyorki, Sirkeci’den Kabataş’a gitmek için bindiğimiz tramvatvayda öyle… Kalabalıktan öyle sıkıştım ki, zaten zor bindiği tramvayda otomatik kapı kapanınca popom dışarıda kaldı sandım ve Yaşar’a seslendim, zaman zaman internette videolarını gördüğümüz Hindistan’daki trenlere benzettiğim için “ Yaşar Hindistan’a mı geldik” dedim.
Ne diyelim, İstanbul’u seven tramvayına katlanır. Çok şükür Tophane’de popomu koyacak yer bile buldum..
Pendik’e dönüşüm. Kabataş’tan Üsküdar, Üsküdar’dan Marmaray, Ayrıılık Çeşmesi’nde metroya aktarma. Kadıköy- Sabiha Gökçen arası metrolarda her zaman elleri valizli gurbetçi yolcular hiç de az olmaz.
Almanya’dan gelen bir -iki aile ile yan yana oturduk. Hani kulak misafiri olmayacağım ama olmayacak gibi değil. Almancı gurbetçi kardeşlerden biri yanıma oturdu, öteki ayakta…
Konuşmalarından aldığım notlar aynen şöyle:
-Nasıl geçti izin.
-İyi, zaten bir haftalığına geldik.
-Yav her şey çok pahalı,
-Valla aynen öyle..
-Eskiden 100 Oyro bozduruduk iki üç gün yeterdi, valla bir haftada 1000 oyrodan fazla harcadık.
-Biz de öyle valla, giyim kuşama da fazla para vermedik.
– Giyim kuşam fazla değil, yiyecek çok pahalı..
– Bu sene geçen seneye göre 1 milyon gurbetçi daha az gelmiş.
-He valla, benim komşular Portekiz’e gitti
-Bizim de tanııklar var Yunan’a gittiler bu sene…
-Dikkat ettim de eskisi gibi sokak roportajı yapan kimseye rastlamadım
-Hanıma sor onlar bana bir denk gelse ben ne diyeceğimi biliyordum ama yok, denk gelmedi.
– Yav şu güzel memleketin kıymetini bilmiyorlar arkadaş.
-Biz bi şey alırken, yerken elimiz titriyor, adamlar su gibi para harcıyor, her yer dolu.
-Su gibi para harcıyor dedin de, oyro yerinde sayıyor, bak mazota benzine zam gelmiş, fotoğrafını çektim. Bu fiyatlara göre oyroda en az 100 TL olması lazımdı..
-Ben en son 56’dan bozdurdum.
-Benim bi akrabam var devlet memuru, evi kendinin 100 bin TL aylık alıyor, nerden baksan 2 bin oyro eder, hala da ağlıyorlar…
-Bende bi akrabama borç vermiştim verdiğim zaman bi aylığına 1000 oyro alamıyordu, şimdi aylığını hesap ettim 1 650 oyro ediyor. Her ay 500 oyro alıp kenara koysa 4 ayda borcunu öder, hala yok yok diye ağlıyor.
İster istemez lafa karıştım:
Az önce bir çok insanın Euro 100 TL olmadığı için bu sene insanların Türkiye’ye gelmediğini söylediniz. Çok ilginç, ben de Hollanda’da yaşıyorum, gazeteciyim de ilgimi çekti..
-Öyle mi, yaz bunları gazeteci abi, gurbetçileri bu sene de oyro çarptı valla..
Öteki lafa karıştı;
-He bi de çıkıp konuşuyorlar internetlerde, yok Almanya’da parayı sokaktan topluyoruz, buraya gelince oyroyu bozdurup hava atıyormuşuz. Bi şey deyince gel burda yaşa, diyorlar: Lan gelin siz orda yaşayın bakalım yaşayabiliyor musunuz…
-Gazeteci abi yaz bunları oyro da mazot fiyanına çıkmazsa seneye ben de gelmem.
Pardon mazot kaça çıktı demiştiniz? Pek dikkat etmedim de, araba mı kiraladınız, dedim.
-Yok yok gezerken bi benzinlikte gördüm hatta fotoğrafını bile çektim, dedi ve gösterdi.
Atsana bunu bana dedim.
Ağır dropun var mı abi ( AirDrop ) , var dedim öteki lafa karıştı, amcada bu yaşta yok yok yani diye kendince espri yaptı. ( Ağzının üstüne bi yumruk atmak geçti içimden ama sustum, )
Telefonlarımızı karşı karşıya getirdik, yanak yanağa verdik, pırt foto benim telefonda.

Bu muhabbete benim gibi kulak misafiri olan oldu mu bilmiyorum ama, bazı tespiteri, yorumları doğru olsa bile öyle bir ses tonları, anlatış tarzları vardı ki, irite olmamak elde değil. Sık sık gurbetçilerin Türkiye’de hor görüldüklerine kızıyor celalleniyoruz haklı olarak ama ben 8 durak zor dayanabildim… Seçimlerden yolsuzluklara, kayyumlardan parti değiştirenlere, trafikten hava durumuna kadar… İki cümle önce beyaz dediklerine iki cümle sonra siyah demeleri bilgi seviyelerinin ölçüsü olurken, tek ortak noktaları ” OYRO’larının bu sene beklentileri doğrultusunda 100 TL olmamasıydı..
Hani dönünce bana yediğin içitiğin senin olsun gördüklerini anlat, diyecek olan olursa, yazmasam olmaz’dı anlatmaya gerek kalmadı, derim..
Yavuz Nufel-NHaber.nl
