18 Kasım 2021 tarihli yazım…
Son birkaç gündür İlhan ağabeyin ( Karaçay) yazılarını okuyunca benim düşüncemi merak edenler için tekrar yayınlıyorum ve aynı fikirdeyim…

…
Haberi okuyan hemen hemen herkes kıza ver yansın ediyor değil mi?
Elbette yazdığı kitabın içeriği hiç hoş değil, hoş karşılanmaz da.
Belki de Lale Gül hiç de kitapta anlattığı gibi bir kız değildir. Ya da kitaptaki kız kendi değildir.
Konuşmadım ama konuşmak çok istiyorum Lale Gül ile…
Kitap çıktığında oldukça gündem oldu. Ben o habere hiç yer vermedim, kitap hakkında hiç yorum yapmadım. Nedeni çok soran oldu, hala da soruyorlar. Çünkü ödül almasıyla tekrar gündeme geldi.
O halde, yazmasam olmaz, ama kitap ve Lale Gül ile ilgili düşünceme geçmeden önce sevgili Fatih Özyar’ın haberine bir göz atalım:
Hollanda’da kaleme aldığı “İK GA LEVEN” (YAŞAYACAĞIM) adlı kitabında Türk ve İslam geleneklerini sert dille eleştiren, babası için ‘döllendiren’, annesi için de ‘irinli hamam böceği ve faşist islam despotu’ ifadelerini kullanan, kitabının bir bölümünde ‘ne yani, bir ev bitkisi olarak mı yaşayacaktım? Evleneceğim, gülme yoksunu, Kur’an yutmuş bir uyuşuk erkeği seçecek olan beni döllendirenler, yaşamam gereken seksüel ilişkinin nasıl olması gerektiğini de mi anlatacaklar?
Bunun için mi yaşayacağım? Allah, benim bu tradejime sevinecek mi? “ifadelerini kullanarak ailesini de yerden yere vuran Lale Gül, Hollanda’da yetişkin edebiyatında en iyi bilinen kitap ve en büyük okuyucu ödülü olan Hollanda Demiryolları’nın (NS) düzenlediği 2021 NS Seyirci Ödülü’nü kazandı. Lale Gül, 210 bin 130 kişinin katıldığı oylamada oyların yüzde 32’sini aldı.
…
Haberi okudunuz hepiniz kıza ver yansın ediyorsunuz değil mi?
Elbette yaptıkları hoş değil, hoş karşılamaz da.
Belki de Lale Gül hiç de kitapta anlattığı gibi bir kız değildir.
Konuşmadım ama konuşmak çok istiyorum Lale Gül ile…
Eğer bu kız gerçekten kitapta yazdığı gibi biri ise ve annesi-babası için yazdıkları doğru ise çok yazık…
Bence öyle biri değil.
Tüm şimşekleri üzerine çekme pahasına, ünlü olma adına kitapta kendini “Özne” yapmadığı ne malum.
Şöyle veya böyle adından söz ettirmesini bildi. Mutlu mu peki?
Hiç sanmıyorum…
Bu kızı böyle bir kitap yazmaya sevk eden ailesinden çok çevresi gibi geliyor bana.
Daha önce bir restoranda kulak misafiri olduğum iki kızın konuşmasını yazmıştım.
Arkası bana dönük olanın telefon konuşmaları şöyle bitti: “ Kapa çeneni kanserli o.. pu.
”Telefonun kapanması ile arkadaşı sordu: -Annen miydi?
-He ya, pislik; akıllanmadı bir türlü?
-Eve geç gidiyorsun diye mi kızdı?
-B..k kızar, soruyor kaçta gelecen, diye havlıyor, yemek yapımışmış da. Ağzını burnunu dağıtacam bir gün!
– Yapma kız yazıktır!
– B. k yazık, doğurmasaydı, milletin anasına babasına bak bir de bizimkilere bak, niye böyle insanların çocuğu olduysam””.
– Bizde şans yok ki, dertleri zorları para, namus, yok elalem ne der…
-Dün gece geç gittin dlye kavga nöbettiniz yoksa?
-O eskidendi canım, saat 11 de gitsem nerde kaldın derler başımın etini yerlerdi, şimdi gece 3 de gidiyorum, bırak nerde kaldın demeyi, ağzına s… mayayım diye uyumuş numarası yapıyor!!!
Konuşmanın gerisi daha da ağır devam etti…
Kalkıp masalarına gidip, kısa bir girzgahtan sonra yazıklar olsun, dedim.
Dumur oldular, ben devam ettim : “Sen ana karnına düşmeden 4/5 milyon kardeşinle yola çıktın, içlerinden sadece biri yani sen döllendin ve doğdun. En büyük şansı ananın rahmine düşerken yakalamışsın, işte dedim.
– Ne diyon sen lan amca, çek git yoksa polis çağırırım; sapık mısın nesin ” dedi…
Kan beynime sıçradı ama kendimi dışarı zor da olsa atmayı başardım.
Hani hatırlarsınız Türkiye’de bir ayakkabıcıda bir kızın annesine neler yaptığını, nasıl bağırıp çağırdığını. Videosu sosyal medyada günlerce viral olmuştu
Son yıllarda bu tür olaylar o kadar çok ki…
Sadece kızlar değil, oğlanlarda aynı…
10 avro “ot” parası için anasının gırtlağına nasıl yapışıyorlarsa günlerce boğazları kolları mor kadınlar gördüm!
Yolda izde, tramvayda, metroda, restoranlarda öyle şeyler duyururum ki, o anne-babaların nasıl ezim ezim ezildiğine şahit oluyorum ki, Lale Gül’ün yazdıkları şahit olduğum olaylar, sözler karşısında solda sıfır kalır, iltifat sayılır…
O derece yani…
Kızın yazdıklarını beğenmemekte birlikte, etrafınıza iyi bakın, kulaklarınızı iyi açın, neler neler görecek / duyacaksınız.
Günümüzde Lale Gül’lerin sayısı hiç de az değil.
Kız aslında bilinen, çoğumuzun bilmezden, duymazdan geldiğimiz, sustuğumuz olaylara tercümanlık etmiş, kanayan yaraya parmak basmış…
Hollanda medyası da b…kunda boncuk bulmuş gibi atladı…
Yabancılara, özellikle Müslümanlara karşı bulunmaz malzeme…
Öte yandan Lale Gül’ün yaşında önemli makam ve mevkilerde, mesleklerde o kadar çok gencimiz varki Lale Gül ve gibilerini tükürükleri ile boğarlar…
Bize düşen görev, Lale Gül ve gibilerini görmezden gelip hatta “Hastir çekip “ başarıları ile adlarından söz ettiren gençlerimize sıkı sıkı sarılmak olmalı…
Çünkü Lale Gül ve gibilerini düzeltmeye çalışmak bile boşa harcanan zaman…Eleştlrnel bile reklamlarını yapmak oluyor…
Rahmetli Babam, “Sevmediğim insandan evinde fazla bahsetme, ev halkına meşhur edersin” derdi… Tam da öyle bir durumdayız…
Peki suçlu Lale Gül ve gibiler mi?
Şimdilik şu kadarını söyleyeyim, Onlar kadar anne-babalar da suçlu… Çocuğumla arkadaş gibi olacağım diye ipin ucunu kaçırıp aile içinde değişen roller…
Ben yapamadım kızım yapsın dlye anneler, ben yaptım da ne oldu dlyen babalar… O kadar çok sebep var ki. Bu çocukların niye, nasıl bu hale geldiklerinin sebeplerini de bir başka sefer yazarım…
Yavuz Nufel-NHaber.nl
17 Kasım 2021 Rotterdam


işte Lale Gül’ün kurtulması için eğitim, terbiye, kültür ve edebiyatın yaşaması ve yaşatılması gerekir. Bu günahların asıl sorumluları yeni nesilleri yetiştiren/ yetiştiremeyen nesillerin (bizlerin) boyunlarındadır.