Sedat beyin adaleti beni sansürledi! Sedat Tapan Genel Yayın Yönetmenimiz… Son yazdığım yazıyı uygun bulmadı. Resmen sansürledi!
“O kadar istiyorsan sosyal medya hesaplarından yayınla”, dedi…
Nedenine geçmeden önce tarihten bir alıntı:
Fatih Sultan Mehmet 9 yaşında Patişah olur…
1444 yılında Babası II. Murad tahttı şehzadesine bırakıp Manisa’da istirahata çekilince bunu fırsat bilen Haçlıların Osmanlı üzerine yürüyeceği haberi gelir.
Bu haber üzerine tahta oturan Fatih Sultan Mehmet babası II. Murad’a bir mektup yazar ve der ki, Eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz. Yok, eğer padişah ben isem, size emrediyorum: Gelip ordunun başına geçiniz.”
Sedat Tapan da böyle bir mantıkla noktayı koydu, yazımı yayınlamadı!
Hasbelkader NHaber’in imtiyaz sahibi ben, Genel Yayın Yönetmeni ise bu işi hakkıyla, hakkaniyetle yapan Sedat Tapan’dır…
Helal olsun…
Çünkü, o kadar istiyorsan sosyal medya hesaplarında yayınla, ben yayınlamam, dedi ; ben de öyle yaptım…
Yılların deneyimli gazetecisi Sedat Tapan işte bu, işte böyle bir insan, işte böyle elif gibi dimdik… Bildiği doğrulardan taviz vermeyen…
Telefon açıp sordum. Dedi ki, “Yazında haklı olabilirsin, ama kullandığın kelimeler yayın ilkelerimize uymuyor”…
Eyvallah, adam haklı, sonuçta Genel Yayın Yönetmeni o, çoğu yayın organında olduğu gibi göstermelik isimden ibaret değil…
Ve Bab-Ali geleneği, ahlakı, yayın anlaşyışı da böyle idi. 80’li yıllara kadar bir-iki topuk eskittiğim Bab-ı Ali’de son 35- 40 yıldır olduğu gibi Genel Yayın Yönetmenlerinin masalarında iki liste olmazdı. Listenin birinde ağzı ile kuş tutsa bile olumlu haberi yapılmayacak, diğerinde tam tersi. Yani Genel Yönetmenlerinin gerçek anlamda gaztecilik yaptığı, vatdaşların ” Gazteler bile yazdı” diyerek, yazılan her haberin kanun hükmünde kararnamden daha fazla inandırıcı olduğu yıllardı. Biz yaş itibarı ile o gelenekten geliyoruz…
Sedat beye tek kelime etmedim, çünkü alevi dedesi merhum gazeteci Coşkun Yeğenoğlu, “Yavuz Nufel’in kalemi Hz. Ali’nin kılıcı gibidir” dememiş miydi?
Hollanda’da en çok eleştirdiğim, bi o kadar destek verdiğim Rotterdam İslam Üniversitesi kurucusu eski rektörü Prof. Ahmet Akgündüz, “ Yavuz Nufel’in adaleti Hz. Ömer gibidir” dememiş miydi…
Yine bir iş insanımıza türlü iftiralar atılırken, iftiracılara karşı yazdığım yazılardan rahatsız olan bir- iki densiz, iftira attıkları iş insanından çıkarım olduğunu ima ederek, “ Yavuz bey kendinizi kaç kangal sucuğa sattınız” dediklerinde, “ İnsanın ederinin sucukla ölçüldüğünü bilmiyordum, sanırım sucuk konusunda uzmansınız; ben kaç parmak sucuk ederim” diyen ben, nasıl olurda “Usta” dediğim adamla tartışmaya girer, ben yazdım oldu, diye mesleğe, arkadaşıma, Genel Yayın Yönetmenime ters düşebilirdim.
Tarafsız ve adil bir gözle baktığımda, düşündüğümda adam haklı arkadaş…
Şimdi zurnanın zırt dediği yere gelince söyleyin bakalım, böyle bir insan başkasının yazdığı yazıya adını, imzasını kullandırır mı? Neymiş ben yazıyormuşum o yazmış gibi yayınlıyormuşuz…
İşte böyle bir Sedat Tapan çıkar, hem yazsını yazar aslanlar gibi, hem de imtiyaz sahibi falan dinlemez Yavuz Nufel’e bile kalem toplatır…
İnatla ve ısrarla Sedat beyin son bir iki yazsını sen yazıyorsun diyen başta gazeteci arkadaşlarım ve ötekiler, elinizi vicdanınıza koyun,ve söyleyin, böylesine otoriter, adil, cesur bir gazetecinin yazısını benim yazmam mümkün mü, ne haddime…
Ben onun yazdğı kadar kendi adımla yazamyacak kadar korkak mıyım, ya da o yazmadığı iddia edilen yazıları yazamaycak kadar korkak mı, cahil mi?
Elbette değiliz, amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek misali, günah keçisi aramak..
Böyle düşünmek ve bu saçmalığa inanmak hem bana hem Sedat beye haksızlık olmaz mı?
Olmaz diyen varsa o da onların adaleti ne diyelim…
Nasrettin Hoca kadı olduğunda, hem davalıya hem de davacıya haklısın deyince, paravan arkasından davayı izleyen eşi dayanamamış, “ Nasıl olur Hoca, hem davalı hem davacı ikisi birden nasıl haklı olur” deyince Hoca hanımına, “ Sen de haklısın hanım” dediği kıssadan hisse gibi.
Demek ki Hoca merhum bu günleri asrılar öncesinden görmüş de herkese haklısın demiş.… Ne yazıkki günümüz insanlarının bir kısmı çıkar menfaat vs için nabza göre şerbetten öte herkese haklı diyor. Günümüzün en tehlikeli en zehirli yılan gibi tıslayan insanları işte bunlardır..
İyi ki varsın Sedat Usta…
İyi ki benim arkadaşımsın, meslektaşımsın…
Ne mutlu , herkesin küçücük bir menfaat, korku uğruna sus-pus olduğu bir devirde “Kral Çıplak” diyenlere…
Not : Sansürlenen yazımı okumak için:
Yavuz Nufel tarafından Facebook hesabında yayımlanan metin.
Yavuz Nufel- NHaber.nl
