İkinci Toeslagenaffaire Kapımızda: Evlatlarımızın Geleceğini Çalan Kurumsal Irkçılık!
Fehmi Uzun / NHaber Köşe Yazısı
Hollanda’da adaletin, eşitliğin ve insan haklarının esamesi ne zaman okunur bilir misiniz? Söz konusu “beyaz” ve “makbul” bir Hollandalı olduğunda… Ama işin içine isminiz, ten renginiz, kökeniniz ya da yaşadığınız mahalle girdiğinde, bu gelişmiş hukuk devleti bir anda gözünü size dikmiş acımasız bir avcıya dönüşebiliyor. Çocuk bakım parası skandalıyla (Toeslagenaffaire) binlerce ailenin hayatını karartan, yuvalar yıkan, çocukları ailelerinden koparan o karanlık zihniyet, meğer sinsice başka bir kapıda pusuda bekliyormuş: DUO (Eğitim Uygulama Dairesi). Yıllardır basının derinlemesine görmediği, görse de mağdurların yaşadığı psikolojik terörü hakkıyla aktaramadığı koca bir skandalla karşı karşıyayız. Gençlerimizin dilinde bu durum artık net: “İkinci Toeslagenaffaire.”
Sistem çok haince kurulmuş. DUO, aile evinden uzakta yaşayıp eğitim bursu alan öğrencileri denetlemek için bir algoritma, yani gizli bir yazılım kullandı. Bu yazılım güya objektifti. Ama ne hikmetse, algoritmanın radarına takılan, evlerine şafak vakti baskın yapılan öğrencilerin yüzde 98’i göçmen kökenliydi! Türk, Faslı ve Avrupalı olmayan ailelerin çocukları… MBO (meslek okulu) düzeyinde okuyan, hayata tutunmaya çalışan Ahmetler, Elifler, Mehmetler hedef seçildi. Neden mi? Çünkü babasının adı yabancıydı, çünkü oturduğu mahalle “riskli” kodlanmıştı.
Müfettişler kapılara dayandı. Evlerin içine girip gençlerin dolaplarını kurcaladılar. “Burada neden Türkçe kitap var?”, “Neden yeterince elbisen yok?”, “Mutfaktaki çatalların yerini niye hemen gösteremedin?” gibi trajikomik, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bahanelerle raporlar tuttular. Binlerce gencimiz sahtekarlıkla suçlandı. Bursları kesildi, geriye dönük on binlerce avro borç çıkarıldı. Mahkemelere gittiler, seslerini duyuramadılar. Birçoğu eğitimini yarıda bıraktı, psikolojik bunalımlara girdi. Devlet, kendi eliyle yetiştirdiği pırıl pırıl göçmen gençleri “potansiyel dolandırıcı” ilan etti.
Bugün gelinen noktada, skandal patlak verince hükümet her zamanki gibi “özür diledi”. Hatasını kabul etti. Eğitim Bakanlığı, mağdur edilen öğrenciler için milyonlarca avroluk bir tazminat paketi açıkladı. Haksızlığa uğrayan gençlerimize manevi tazminat ödenecekmiş. Soruyorum size: Bir gencin çalınan geleceği, elinden alınan eğitim hakkı, ailesinin yaşadığı o utanç ve lekelenme korkusu üç beş kuruş tazminat ile temizlenebilir mi? Kurumsal ırkçılığın bedeli bu kadar ucuz mu?
Biz bu ülkede vergimizi veriyor, katma değer üretiyor, her alanda varlığımızı kanıtlıyoruz. Ama devletin kurumları bizi hâlâ bu ülkenin asıl unsuru olarak görmemekte direniyor. Vergi dairesinden sonra DUO’nun da sınıfta kalması, bunun münferit bir hata değil, sistematik bir hastalık olduğunu kanıtlıyor.
Buradan topluma, sivil toplum kuruluşlarımıza ve siyasetçilerimize sesleniyorum: Bu çocukların hakkını aramak sadece ailelerinin görevi değildir. DUO skandalının üstünün göstermelik tazminatlarla kapatılmasına izin vermeyelim. Yarın başka bir kurumun, başka bir algoritmayla kapımızı çalmayacağının garantisi var mı? Evlatlarımızın geleceğine, onuruna ve haklarına sahip çıkmak zorundayız. Çünkü biz bu ülkenin sığıntısı değil, geleceğiyiz!
DUO tarafından haksızlığa uğrayan, bursu kesilen veya haksız yere ev baskınına maruz kalan gençlerimiz ve ailelerimiz: Yalnız değilsiniz. Sesinizi duyurmak, haklarınızı aramak ve hukuki süreçte sesimizi birleştirmek için bize NHaber üzerinden ulaşın. Hak verilmez, alınır!

Ben de Toeslagenaffaire mağduru bir ailenin çocuğuyum. Bu yazıda anlatılanların ne kadar yıkıcı olduğunu çok iyi biliyorum. Bir devlet, vatandaşlarını kökenine göre hedef almamalı. Aynı acıların öğrencilerimize yaşatılmaması için bu skandalın sonuna kadar araştırılması ve sorumluların hesap vermesi gerekir.