NHABER.NL – Köşe Yazısı
Bugün WhatsApp üzerinden bir okuyucumuzdan uzun bir mesaj aldım.
Mesajında, Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeleri, yolsuzluk iddialarını ve farklı siyasi partilerle ilgili gelişmeleri haber yaptığımızı hatırlatarak önemli bir soru yöneltiyordu:
“Bazı konularda neden sessiz kalıyorsunuz? Neden özellikle milliyetçi ve ülkücü kesimin gündeme getirdiği bazı meseleleri haberleştirmiyorsunuz?”
Hatta okuyucumuz, “Kimden veya neden çekiniyorsunuz?” sorusunu da yöneltiyordu.
Öncelikle şunu söyleyeyim:
Bu sorunun kamuoyu önünde cevaplanmayı hak ettiğini düşünüyorum.
Çünkü bir gazetecinin yaptığı haber kadar, neden bazı haberleri yapmadığının da zaman zaman sorgulanması doğaldır.
Ben de bu nedenle bu cevabı özelden vermek yerine köşemden vermeyi tercih ettim.
Gazetecilik, her gönderileni haber yapmak değildir
Gazetecilik dışarıdan bakıldığında oldukça kolay bir meslek gibi görünebilir.
Bir bilgi gelir, başlık atılır, birkaç paragraf yazılır ve haber yayınlanır.
Ama gerçek gazetecilik bundan çok daha fazlasıdır.
Bize her gün WhatsApp üzerinden, sosyal medya aracılığıyla, e-posta yoluyla veya farklı kişilerden çok sayıda bilgi ulaşıyor.
Bunların içerisinde gerçekten haber değeri taşıyan bilgiler de var, eksik bilgiler de…
Yanlış bilgiler, yorumlar, siyasi propaganda niteliğindeki paylaşımlar ve henüz doğrulanmamış iddialar da var.
Bizim görevimiz ise gelen her bilgiyi olduğu gibi yayınlamak değil.
Önce doğrulamak.
Bizim gazetecilik anlayışımızın temelinde de tam olarak bu var:
“Doğru kaynak, doğru bilgi.”
Bu sadece bir slogan değil, yayıncılık anlayışımızın temelidir.
“Bebek katiline villa yapıldı” gibi ifadeler neden dikkat gerektiriyor?
Okuyucumuz mesajında terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’a yönelik çeşitli iddialardan ve devlet tarafından verildiğini söylediği statülerden söz ediyor.
Bu konuların tamamı son derece hassas.
Çünkü burada yalnızca siyasi bir tartışmadan değil, terör, güvenlik, devlet politikaları, şehitler, gaziler ve toplumun hassasiyetlerinden söz ediyoruz.
Dolayısıyla böyle bir konuda gazetecinin yapması gereken şey, sosyal medyada dolaşan bir iddiayı alıp haberleştirmek değildir.
Örneğin “şu kişiye villa yapıldı”, “şu statü verildi”, “şu olay kesin olarak yaşandı” gibi bir iddia ortaya atılıyorsa benim öncelikle şunu bilmem gerekir:
Bu bilginin kaynağı nedir?
Resmî bir belge var mı?
Devlet kurumlarının açıklaması var mı?
Güvenilir ve bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmış mı?
Olayın tarihçesi nedir?
İddia ile gerçek birbirinden ayrılabiliyor mu?
Bunları bilmeden haber yapmak gazetecilik değil, iddiayı yeniden dolaşıma sokmaktır.
Ben bunu doğru bulmuyorum.
Şehitler ve gaziler üzerinden haber yapılırken daha da dikkatli olmak gerekiyor
Türkiye’nin terörle mücadele tarihinde binlerce insan hayatını kaybetti.
Şehitlerimizin aileleri, gazilerimiz ve yakınları açısından bu konuların ne kadar hassas olduğunu anlatmaya bile gerek yok.
Dolayısıyla şehitler ve gaziler üzerinden yapılan her açıklamanın, her iddianın ve her siyasi söylemin gazetecilik süzgecinden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Bir gazinin darp edildiği iddiası varsa bunu elbette haber yapmak gerekir.
Ancak önce olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını, nerede ve ne zaman meydana geldiğini, güvenlik güçlerinin veya ilgili kurumların ne söylediğini araştırmak gerekir.
Bir stadyumda belirli bir sloganın atıldığı iddia ediliyorsa yine aynı şekilde…
Kim söyledi? Ne zaman söylendi? Görüntü var mı? Olayın bağlamı ne? Yetkililer ne diyor?
Bunların cevabını almadan “haber” yapmak yerine, doğrulanmamış bir iddiayı kamuoyuna taşımış oluruz.
Peki Hollanda’daki ülkücüler ve milliyetçi kurumlar neden haber olmuyor?
Okuyucumuzun bir başka sorusu da bu.
Burada da cevabım oldukça açık.
Biz Hollanda’da yaşayan Türk toplumunun haberlerini mümkün olduğunca farklı kesimlerden takip ediyoruz.
Camilerden derneklere, siyasi partilerden sivil toplum kuruluşlarına, belediyelerden vatandaşların yaşadığı sorunlara kadar bize ulaşan ve haber değeri taşıyan gelişmeleri değerlendiriyoruz.
Ancak bir kurumun veya grubun haberini yapabilmemiz için öncelikle haber niteliğinde somut bir faaliyet veya açıklama olması gerekiyor.
Bir kurumun milliyetçi, ülkücü, sosyal demokrat, muhafazakâr, liberal veya başka bir siyasi görüşe yakın olması tek başına haber değildir.
O kurum bir etkinlik düzenliyorsa, kamuoyuna bir açıklama yapıyorsa, bir kampanya yürütüyorsa, Hollanda’da yaşayan Türk toplumunu ilgilendiren bir çalışma yapıyorsa elbette bunu haberleştirebiliriz.
Ama gazetecilik “Bugün hangi siyasi görüşün haberini yapalım?” mantığıyla yapılmaz.
Haber varsa haber yapılır.
Gazeteci bir tarafın sözcüsü değildir
Bence burada çok önemli bir ayrım var.
Gazeteci herhangi bir siyasi görüşün sözcüsü değildir.
Gazetecinin görevi bir siyasi tarafı memnun etmek de değildir.
Bir gün iktidarın politikalarını eleştiren bir haber yapabiliriz.
Başka bir gün muhalefetin açıklamasını haberleştirebiliriz.
Bir başka gün Hollanda’daki bir belediyenin Türk toplumunu ilgilendiren kararını gündeme taşıyabiliriz.
Bunların hiçbirisi gazetecinin o tarafın destekçisi olduğu anlamına gelmez.
Gazetecilik, tarafların söylediklerini kamuoyuna aktarmak ve mümkün olduğunca doğrulanmış bilgiyi ortaya koymaktır.
Eleştiri de bunun bir parçasıdır.
Ancak eleştirinin de belgeye, açıklamaya ve somut bilgiye dayanması gerekir.
Türkiye’de tatildeyken karşılaştığımız gelişmeleri neden yazıyoruz?
Okuyucumuzun dikkat çektiği bir başka konu da bu.
Evet, zaman zaman Türkiye’de bulunduğumuz dönemlerde karşılaştığımız bazı gelişmeleri haber veya köşe yazısı olarak gündeme taşıyoruz.
Bunun nedeni çok basit.
Gazetecilik yalnızca masa başında yapılan bir iş değildir.
İnsanların arasında olmak, toplumun nabzını tutmak, farklı kesimleri dinlemek ve sahada karşılaşılan sorunları gözlemlemek de gazeteciliğin bir parçasıdır.
Ancak Türkiye’de tatilde bulunuyor olmamız, gördüğümüz veya duyduğumuz her şeyi otomatik olarak haber yapacağımız anlamına gelmez.
Yine aynı kural geçerlidir:
Bilgi doğrulanacak, kaynak araştırılacak ve haber değeri değerlendirilecek.
“Neden korkuyorsunuz?” sorusuna cevabım
Okuyucumuzun belki de en dikkat çekici sorusu buydu:
“Kimden veya neden çekiniyorsunuz?”
Açık söyleyeyim.
Bir gazetecinin haber yapmamasının her zaman arkasında korku, baskı veya başka bir siyasi hesap aramak doğru değildir.
Bazen haber yapmamanın nedeni çok daha basittir:
Elinizde yeterli ve doğrulanmış bilgi yoktur.
Ben bilmediğim bir konuda sırf birileri “Neden yazmıyorsun?” diye soruyor diye yazı yazmayı doğru bulmuyorum.
Çünkü okuyucu bize güveniyor.
O güveni bir kez kaybettiğinizde, yıllarca oluşturduğunuz gazetecilik emeğini birkaç doğrulanmamış haber uğruna riske atmış olursunuz.
Eleştirin, sorgulayın; bundan rahatsız değiliz
Okuyucumuzun mesajını bu nedenle önemli buluyorum.
Çünkü gazetecilik ile okuyucu arasında tek yönlü bir ilişki olmamalı.
Okuyucu gazeteciyi sorgulayabilmeli.
“Bunu neden haber yaptınız?”
“Bunu neden haber yapmadınız?”
“Kaynağınız nedir?”
“Bu bilgi doğrulandı mı?” gibi sorular sorabilmeli.
Bizim de bu sorulara mümkün olduğunca açık cevap vermemiz gerekiyor.
Bu nedenle bu yazıyı bir savunma yazısı olarak değil, gazetecilik anlayışımızın açıklaması olarak görüyorum.
Bizim için ölçü belli
NHABER.NL olarak bundan sonra da aynı anlayışla yayın yapacağız.
Bir siyasi partinin açıklaması haber değeri taşıyorsa yayınlarız.
Bir sivil toplum kuruluşunun çalışması toplum açısından önemliyse yayınlarız.
Bir vatandaşın yaşadığı mağduriyet doğrulanabiliyorsa gündeme getiririz.
Bir iddia ciddi ve kamu yararı taşıyorsa araştırırız.
Ancak doğrulanmamış, kaynağı belli olmayan, sosyal medyada dolaşan veya yalnızca siyasi bir söyleme dayanan bilgileri sırf ilgi çekiyor diye haberleştirmeyiz.
Çünkü bizim için tıklanma sayısından önce güvenilirlik gelir.
Bugün bir haber fazla okunmayabilir.
Ama yarın okuyucumuzun “NHABER.NL bir bilgi yayımlıyorsa bunun arkasında araştırılmış bir kaynak vardır” diyebilmesi bizim için çok daha değerlidir.
Son sözüm de okuyucumuza:
Sorunuz için teşekkür ederim.
Bizi eleştirmeye, sorgulamaya ve yanlış gördüğünüz noktaları gündeme getirmeye devam edin.
Biz de aynı şekilde, elimizde doğrulanmış bilgi olduğu sürece Türkiye’de, Hollanda’da ve Avrupa’da toplumumuzu ilgilendiren her konuyu haberleştirmeye devam edeceğiz.
Çünkü gazetecilik, herkesin duymak istediğini söylemek değil;
doğru bildiğini, doğru kaynağa dayanarak ve kamu yararını gözeterek okuyucuya aktarmaktır.
Bizim çizgimiz de belli:
DOĞRU KAYNAK, DOĞRU BİLGİ.
Sedat Tapan
NHABER.NL Genel Yayın Yönetmeni

