Hummalı günlerdi, tarihe 17-25 diye düşen sözde yolsuzluk araştırması hükümeti ele geçirme girişiminin ilk ciddi provasıydı.
Ardından, Türkiye’de ülkeyi ele geçirmek isteyen çakalların 15 Temmuz 2016 tarihinde döktüğü kanlar henüz kurumadı…50 yıldır ülkenin kılcal damarlarına sızan, dünyanın yüzlerce ülkesinde okullar açıp örgütlenen bu yapıya ilk kez rahmetli Defne Joy Foster FETÖ, demişti… Sözde demokrat, 12 Eylül piçi Kadınca ve Erkekçe dergilerinin babası Hıncal Uluç bile bu örgütün etkisi ile Defne’nin ölümünde “Su testisi su yolunda” başlıklı bir yazı yazmıştı…
Ben de ağzının payını vermiştim rahmetli Hıncal’ın: Okumak için tıklayın:
Oysa ben ve benim gibi düşünen bir avuç insan Uğur Mumcu gibi yazan 3-5 gazeteci bunların bir gün ülkemizin başına bela olacağını çok öncelerden sezdik, yazdık…
Ne din düşmanlığımızı ne vatan hainliğimizi bırakmadılar… Fakat 15 Temmuz gecesi ve sonrası haklı çıktığımıza sevinmedik. Çünkü haklılığımız 250 insanımızın dökülen kanı ile yazılmıştı…
15 Temmuz gecesi ve sonrası insanları şu şekilde sınıflandırdım…
15 Temmuz Aslanları ( Şehit ve gazilerimiz)
15 Temmuz sırtlanları ( Asker polis katleden, yüce meclisi bombalayanlar )
15 Temmuz yılanları… ( Perde arkasında saklanan, 15 temmuz akşamı sırtlanlara alkış tutup sonra yer altına çekilenler)
15 Temmuz sabahı badem bıyıklarını kesip rürgara göre yön değiştirenler ( Onlar ki, sabah kahvaltılarında 15 Temmuz Aslanlarına, akşam yemeklerinde 15 Temmuz sırtlanlarına küfrederler, fakat yedikleri maklubeden dolayı mı, yoksa gen operasyonu geçirdiklerinde mi bilinmez gerçek yüzlerini görebilmek için elmacık kemiklerine bakmak yeterlidir )
…
2000 yılında ilk kitabımda yazdığım:
Bir bölenimiz hep oldu
Sonra bir bilenimiz,
Bir Gülenimiz eksikti,
Bizi bunlar mahvetti,
Bölen, Bilen, Gülen…
Bu dizeler sonrası sırtlanların ve yılanların listelerinde adımın altının çizildiğini söylediler.
2000’li yılların başında Sezen Aksu ile bir konser için Amsterdam’a gelen rahmetli Aysel Gürel’e kitabımı vermiştim.. Yukarıdaki dizelerin altını çizmiş ve ertesi gün kendi üslubuyla bizzat yüzüme söylediği, “Bu gidişle yakında bunlar S..kenimiz olur” sözü dün gibi aklımda…
Aradan 9 yıl geçti amma ve lakin
Onlar ki,
– Mayo altı güneş görmemiş ten gibi, 15 Temmuz gecesi kestikleri badem bıyıklarının altı hala beyazdır…
–Onlar ki, iki yüzlü değil tavla zarı kafalı ve 6 yüzlüdürler.
–Onlar ki, yedikleri maklubenin artıkları hala dişlerinin arasındadır ve konuşunca etrafa sıçratırlar…
–Onlar ki, 9 yıldır “Devletimin yanındayım” imajı veren ne idüğü belli, kanları belli olmayan çakallar, hedef şaşırtmak, gerçek fetöcüleri korumak adına tehlike olarak gördüklerini herkesi fetöcü olarak yaftalamaya kalkarlar…
–Onlar ki, topladıkları himmet, kurban paraları ile katalogdan seçtikleri eşlerine 3-5 bin dolarlık çanta alırken elleri titremez de kime on avro fitre verdikleri bilinmez.
Onlar ki; Ahmet Arif dizeleriyle ben, “ Ne İskender, ne şah ne sultan takmayıp ”, Koca Veysel ezgileri ile “ Uzun ince bir yolda yürürken; biçare Yunus gibi “ Bendeki Ben”i ararken, onlar “Ben’ini ağlak yaratığın sümüklü mendillerinde arıyorlardı; hatta o sümüklü mendilleri kutsal bir emanete dokunur gibi yerlerden toplayıp suya yatırıp şifa niyetine içip, içirdiklerini bile duyduk, TV’şerden gördük…
–Onlar ki, platik poşet ham maddesi suratları ile don lastiği gibi kıvrılan bedenleri, bileşik kaplar sistemindeki sıvı gibi kaygan ve kaypaklıkları ile gerçek bir vatan sevdalısı görünce gözüne far ışığı vurmuş tavşan gibi apışıp kalanlaedır…
Onlar ki; 17-25 ve 15 Temmuz akşamı, “ Bittin sen Tayyoş” mesajları gece yarısına doğru tek tek silip, ertesi gün ise suyun öteki tarafındaki şeytana lanet okutan paylaşımlar yaparak bukalemunluklarına yeni bir renk bulanlardır..
Onlar ki; davetsiz ( cebren ve hile ile) olarak katıldıkları resepsiyon, balo ve bazı etkinliklerde çektirdikleri fotoğraflarla ne kadar vatansever, ne kadar Atatürkçü, ne kadar çevresi var, ne kadar başarılı havası atarlar. En büyük yanılgıları gökyüzünü düştükleri kuyununun ağzından görüldüğü kadar zannetmeleridir. Ve hala, ve inatla ve inanarak gökyüzünün tamamının düştükleri kuyunun ağzından görüldüğü kadar olduğuna inandırmaya çalışırlar.
Ki, biz o kuyulara kova niyetine “Hastir” sarkıtırız…
Yavuz Nufel- NHaber.nl
